25 Temmuz 2011 Pazartesi

Sıradan muhabbetler

Garip hissediyorum bugün. Cumartesi gecesi Facebook'taki küçücük bir link vasıtasıyla öğrendim Amy Winehouse'un öldüğünü. Çok çok üzüldüm. İstanbul konserine gidemeyeceğim için çok üzülmüştüm. Sonrasında konserin iptal edildiğini duydum ve Belgrad konserindeki sarhoş görüntülerini içim çok acıyarak izledim. Ve ölüm haberi çok büyük bir sürpriz olmadı aslında ama insan bir defacık olsun yanılmış olmayı istiyor. Bu kadar yetenekli bir insanın alkol ve uyuşturucuya yenilip gitmeyecek kadar yaşama arzusu ve azmi göstermesini bekliyor. Hayal kırıklığı böylesi bir yeteneğin kayıp gitmesinden ziyade bu beklentinin boşa çıkmasından sanırım. Amy herhalde bu şekilde kayıp giden yeteneklerden ne ilki ne de sonuncusu olacak ama insana bir burukluk verdiği kesin.

Sıcaktan ve can sıkıntısından kendimi okumaya verdim yine. Günün en sevdiğim zamanı, çocukları erkenden yatırdıktan sonra, büyük bir zevkle televizyonun kapatma tuşuna basıp kendimi kitabımla yatağa attığım o zaman. Gecenin sessizliğinde, açık camın önündeki yatağıma uzanıp, esintiyle kıpırdayan tülün ardında kendimi kitabın içinde kaybetmek gibi bir keyif daha yok şu sıcak yaz akşamlarında. Yardımcı'ya taa taşınmadan önce başlamıştım. Amerika'daki ırkçılık konusu üzerine birkaç kadının hayatından bir kesit  sunan bir romandı. Bir ara çok sıkıcı bir yere geldiği için arada başka kitaplar okudum ve en sonunda geçen hafta bitirdim. Ne okusam diye kitaplığı karıştırırken Amin Maalouf'un Yüzüncü Ad'ını buldum. Alalı epey zaman olmuş ama okumaya sıra gelmemiş hala. Daha ilk sayfalardan öyle bir sardı ki beni. Hemen bitmesin diye büyük bir zevkle, yavaş yavaş, tadını çıkara çıkara okuyorum. Size de öyle oluyor mu bilmem ama bazen bir kitap bu kadar hoşuma gittiğinde kendimi başka işler yaparken de o kitabı, anlattığı öyküyü ve kahramanlarını düşünürken buluyorum. Böyle kitaplar insanın zihninde apayrı, çok güzel bir tad bırakıyor. Hayranlık duyuyorum bana böyle hissettirebilecek şekilde yazabilen yazarlara.

Bugün ayrıca son 20 günde azimle uğraşarak verdiğim 3 kiloyu kutlamak için kendi kendimi ödüllendirmek istedim. Sabah buzdolabını temizlerken, sebzelikte bulduğum buruşmuş elmalarla koca bir tepsi elmalı kek yaptım. 

Sonra da soğumasını bile beklemeden, hala ılıkken, kocaman dilimler kesip çocuklarla karşılıklı yedik. Hem kutlama hem de kalan kiloları vermek için bir teşvikti bu kek benim için. Karbonhidrata boğduğum bünyemi tekrar kitabıma gömülerek şımartacağım birazdan. Evin kenarında köşesinde kalıp unutulmuş şeylerin insana bu kadar mutluluk verecek bir potansiyele sahip olması ilginç. Siz ne dersiniz?

5 yorum:

  1. Selen;
    Verdigin 3 kilodan dolayi kutluyor ve darisi basima diyorum.
    Elmali kek, kahve ve kitap. Hepsini de cok severim. Ben de aylardir kitaplara gomulup gitme istegi icindeyim ama bir turlu beceremiyorum vakit bulmayi. Istedigim kadar cok okuyamiyorum. Sicaklar da enerjimi aldi gitti.
    Kucuk mutluluklar hissedebilmek bence hayati eglenceli kiliyor. Uzun suren, daimi mutluluklar olmadigina inaniyorum.
    Sevgiler
    Pinar

    YanıtlaSil
  2. Evet evet,ben de bazen kitaplar konusunda öyle hissederim ve o kitabı yazana büyük bir hayranlık beslerim :)
    özlem

    YanıtlaSil
  3. Yillar yillar önce bir Amin Maalouf kitabi okumus ve bütün kitaplarini okumaliyim demistim.Sanirim adi Semerkant`ti.Baska bir kitabini okumasam da hala hep aklimdadir okumaliyim diye.

    Kek elmali olunca pek bir senlendirir beni,harika görünüyor.3 kilo kaybi kutlamasi icin iyi bir secim:)Afiyet olsun.

    Sevgiler...

    YanıtlaSil
  4. Pınar, teşekkür ederim. Gecenlerde kalorisepeti.com diye bir site buldum. Muhteşem bir site, onun sayesinde sıkıntıya girmeden düşük kalorili seçimlerle kolayca verebildim bu 3 kiloyu. Şiddetle tavsiye ederim.
    Küçük bebişle kitap okumak çok zor gerçekten. Çocuklar küçükken onları uyutmak için ayağımda sallarken kitap okurdum. Yoksa o uykuya dalış muhabbeti sinirlerimi feci yıpratıyordu.Sen sallamıyor olabilirsin kitabını al yanına uzan kızının belki ikinize de iyi gelir.
    Sevgiler

    Özlem, işte ya demek ki bir ben değilmişim böyle hisseden. :) Çok kolay olmuyor böyle tadından yenmeyen kitaplar bulmak ama yine de arada denk geldi mi insan mutlu oluyor işte.

    Seçilcim,
    Nerelerdesin sen yahu? Döndün mü geri yoksa hala Türkiye'de misin Amin Maalouf'un Tanios Kayası'nı bir günde okuyup bitirmiştim ben. Ama nedense Afrikalı Leo pek sarmamıştı beni galiba o yüzden bunu okumayı bu kadar ertelemişim. Tavsiye ederim Yüzüncü Ad gerçekten güzelmiş, yarılamışım çoktan :( Kek kayınvalidemin tarifi çok zor oldu bu tarifi oturtabilmem çünkü o herşeyi göz kararı koyuyordu :P
    Sevgiler

    Handan'ım, gel, yarısından fazlası duruyor hala. Gelicem de sana yenisini bile yaparım :D

    YanıtlaSil