30 Nisan 2014 Çarşamba

Uzun ve karmaşık

Her şey üç hafta önce İkea'ya gitmemizle başladı. Nasıl oluyor bilmiyorum ama bir şekilde bizim dahil olduğumuz her şey sonunda kaosa ve karmaşaya dönüşüyor. Özge'ye doğru dürüst bir yatak alalım dedik, 1 senedir çocuk şu portatif park yataklardan birinde yatıyor ve son zamanlarda epey gıcırdamaya bizi ve hatta kendisini bile uyandırmaya başlamıştı. Zaten hala kendi odası yok, mevcut evde buna imkan da yok, bizimle aynı odada yatıyor hala. Galiba 3. çocukta böyle oluyor, ilk çocukta insan herşeyini özene bezene yapıyor, odasını komple halısından lambasına donatıyor ama artık 3. çocuk olunca belki de bizim rahatlığımızdan işte böyle 1 yaşını bitirdiği halde hala ne bir odası ne de doğru dürüst bir yatağı olmayabiliyor. Dolap yerine küçük bir şifonyere eşyalarını tıkıştırıyoruz falan. Neyse işte,  artık bi zahmet çocuğa azıcık masraf yapalım, gıcırtılardan kurtaralım da doğru dürüst bir yatakta uyutalım dedik. Gittik İkea'ya.


Aman bir kalabalık bir kalabalık sormayın gitsin, bir aylık bebekle geleni de var, bizim gibi kazık kadar çocuklarıyla da, her ebat ve boyda çocuk mevcuttu. Neyse seçtik bir bebek yatağı, onun yanısıra  "aaaa ne güzelmiş at bundan da bir tane çantaya" diye diye bir sürü ıvır zıvır da aldık. Sonra hazır gelmişken Özgür illa bizim 15 yıllık yatağı da değiştirelim diye tutturdu. Her ne kadar artık bizim vücut şeklimizi almış, bizimle bütünleşmiş te olsa emektar yatağımızdan kurtulmak hiç te zor olmadı ne yalan söyleyeyim, zira son zamanlarda ikimiz de oramız buramız ağrıyarak kalkıyorduk yataktan. Velhasıl uzun tartışmalar sonucunda bir yatakta karar kıldık ama ellerinde yokmuş bir haftaya getirtiriz dediler. Üzülerek(?) ertesi hafta yeniden gitmemiz gerekeceğini öğrendik.

Ertesi hafta Ömer'in ortodontist randevusu vardı. Bu sene okul açıldığından beridir tel takmaya başladı o yüzden aralıklarla kontrole gidip tellerini ayarlatmak falan gerekiyor. Neyse sabahın 9'unda ortodontiste cümbür cemaat gittik. Kulağa çok saçma geliyor biliyorum, ama açıklayabilirim;  bir tane çocuğun diş randevusu için 5 kişilik bir aile olarak cumartesi sabahı, hem de sabahın köründe Esenyurt'un Bahçeşehir ucundan taaa Çapa'ya gitmek çok tuhaf kabul, ama oradan annemlerin evi çok yakın olduğu için hemen ortodontistten sonra onlara kahvaltıya gidebiliyoruz. Anne kahvaltısı ise muhteşem oluyor.

Gördüğünüz gibi kalabalık aile olmak son derece üstün bir organizasyon becerisi ve planlama yeteneği gerektiriyor. Külfet gibi görünen bazı şeyleri bu şekilde fırsata çevirmek, bir taşla iki, hatta hatta üç kuş vurabilmek şart, yoksa çocukların ıvır zıvır işleri bitmek bilmiyor, biz de giderek gençleşmiyoruz di mi ama? Annemlerden de eve dönerken İkea yolumuzun üzerinde olacağı için uğrayıp bizim yatağı da alırız diye plan yapmıştık. Gördünüz değil mi bir güne kaç plan ve iş sığdırabildiğimizi? İmkansız değil ama işte uzun yılların acı dolu tecrübeleri insanı bu şekilde eğitiyor diyelim. :P

Neyse sabah dişçide bir önceki hafta bana "Sizin randevunuz bu hafta değil, haftaya ayın 19'unda" diyen kızın "Aaa sizin bu gün randevunuz yok ki" demesiyle ufak çapta bir kriz yaşandı ama salon kadını çizgimi bozmadan durumu hallettim. Özgür de yeni randevu tarihini kıza küçük bir kağıda el yazısı ile yazdırıp sonraki randevuyu garantiye almış. Sonra annemlere gidip güzel bir kahvaltı ettik, sohbet muhabbet güzelce vakit geçirdik. İkea'ya gitmeden önce bebişin altını bi kontrol edeyim dedim ki aman Allah! Her tarafını benekler basmış kızın. Hafta içi azıcık ateşi çıkmıştı ben de herhangi bir burun akıntısı, hapşırık vs olmayınca dişe yormuştum, meğerse bizim kız kızamıkçık geçiriyormuş.

Sonrasında benekler dışında çocuğun başka da bir şikayeti olmadığı için mecburen programa uyduk, ki zaten yatağı bizim için mağazaya getirttiklerinden, o gün alabilmek için bize tanınan son gündü. Hem muhtemelen kızamıkçığı da bir hafta önce cumartesi yine İkea'dan kaptığımız için iade-i ziyaret şart olmuştu. Çok hafif atlatıldığı için aman sakınayım diğer çocuklara bulaşmasın demedim, zaten kız çocuklarının erken yaşta kızamıkçık geçirmesi daha iyi, hamilelikte daha tehlikeli, düşükle sonuçlanabilir deyip kaldığımız yerden güne devam ettik. Bu vesileyle bit kadar çocuklarla hava almak için alışveriş merkezlerine giden ana babaları da yeniden uyarmak isterim; yeni doğmuş bebekle gezmeye alışveriş merkezine gidilmez anacım. Ya dişinizi sıkıp bir müddet daha evde oturun ya da az insanın olacağı açık havadaki parklara, bahçelere gidin ve gerçekten temiz hava alın. Ben her üç çocuğumda da paşa paşa oturdum evimde, aşılarını olmadan, bağışıklığı yeterince güçlenmeden yeni doğmuş bebekle hiç bir yere gitmedim, gideni de böyle ayıplarım kusura bakmayın. "Hafta sonu İkea'da 40 günlük bebeme kızamıkçık bulaştıran ahanda bunlarmış" diyen varsa şimdi çıksın ortaya yüzleşelim. Biz de zaten oradan kaptık mikrobu, biz olmasak bir başkası olacaktı.

Neyse hızlıca ikinci İkea turumuzu yapıp eve döndük. Nitekim yine belamızı bulduk. Haftaya Özge hafif ateşle nezle olarak başladı, iki gün sonra nezlesi krup'a dönüştü. İlk ateşlenmesinden 3 gün sonra yeniden ateşlenince de artık doktoru görmek şart oldu deyip gittik doktora. Krup ve kulak enfeksiyonu bir aradaymış aldık ilaçlarımızı geldik eve. İlk İkea ziyaretimizden bu yana sadece kız değil sırasıyla büyük oğlan, küçük oğlan ve Özgür de nezle oldu. 3. hafta ve biz hala hastalıklarla uğraşıyoruz. Demek ki neymiş, İkea baharda gidilecek yer değilmiş.

Tüm bu karmaşada, sümüklü mendiller, şuruplar, zencefil bardakları vs arasında Erguvan Güzeli'ni bitirdim. 5 üzerinden 3 verdim, okuması kolay, güzel vakit geçirtti, sıradan bir köylünün nasıl yükselerek Bizans İmparatoru olabileceğini gördüm o yüzden 3, yoksa okumamak bir kayıp olmaz.  Yeni kitabım en üst resimde ama çok istediğim halde pek vakit bulup okuyamadım. Bu böcek te pek yardımcı olmuyor. Şu yazıyı yazarken bile kucağımda bir yandan onu sallayıp ninni söylüyorum. Ne zor şartlar altında blog yazıyorum bilin istedim.




Bu arada eski İkea nevresiminden yapılmış perdemi gördünüz mü? Bu eve taşınınca böyle büyük pencere için uzun güneşliğim yoktu. Annem sağolsun çocukların odasına eski İkea nevresimlerini kesip perdeye çevirdi. Fikir benden, uygulama ondan biz de İkea Hacker sayılır mıyız artık acaba? Bu arada bu eve taşınalı tam bir sene oldu, ne çabuk geçiyor zaman....

17 Nisan 2014 Perşembe

Kabus

Geçen gün aklıma geldi çok güldüm, buraya da yazayım ileride okudukça tekrar tekrar hatırlar gülerim dedim.

Uğur benim ilk çocuğum, onu doğurduğumda daha 25 yaşımı bile bitirmemiştim. Ne saf ve başıma geleceklerden bihabermişim tabi yeni yeni anlıyorum. Uğur sezeryanle doğdu, şimdiki aklım olsa sonuna kadar normal doğumda ısrar ederdim ama neyse, dedim ya gençtim, azıcık ta salaktım sezeryana razı oldum. Ameliyattan çıktığımda solunum tüpü yüzünden boğazım çok feci tahriş olmuştu. Ameliyat yerini hissetmiyordum bile ama boğazım felaketti. Çok acıyordu, içtiğim bitki çaylarına, leblebi gibi yuvarladığım pastillere rağmen tırmalanma ve rahatsızlık hissi hiç bir şeyle geçmiyordu, nitekim daha sonradan enfekte oldu, bu sefer sezeryanlı halimle öksürükle ve boğazımdaki sürekli bir gıcıklanma hissi ile epey zorluk çektim. (Bilmeyenler için; öksürürken karın kasları istemsiz kasıldığı için sezeryan ameliyatı yeri çok feci acır, eğer çok yeniyse dikişler bile açılabilir.) Üstüne hastaneden çıkışta sütün gelmesiyle birlikte sol koltuk altım davul gibi şişti. Meğerse olmaması gereken yerde ekstra bir süt bezim varmış, ağrısından kolumu kıpırdatamaz hale geldim. Bir de Uğur çıktı mı sana kolikli bir bebek.. Gecenin bir yarısı uyanır ağlar ağlar ağlar, hepimiz perişan oluruz... Yeni anneyim, neyi nasıl yapacağım, kolikli bebekle nasıl başa çıkacağım hiç bir fikrim yok.

Lohusalığın ne berbat birşey olacağından kimse bahsetmemişti. Sanıyordum ki; lohusalıkta bebeğim yanımda ben efil efil sabahlıklarım, pofidik terliklerimle, hamileliğin son aylarına nazaran 1 ton hafiflemiş hissederek ortalıkta salınacak mutluluktan havalarda uçuyormuş gibi hissedecektim.

Oysa tüm bu yaratılan imajın aksine; uykusuzluktan, yorgunluktan, can acısından nevrim dönmüş, öyle perişan  bir durumdaydım ki bir gece yattım ve acaip bir kabus gördüm. Kabusum da şu; Hastaneden arıyorlar, Uğur'un bir de ikizi varmış, hastanede unutmuşuz, acilen gidip almamız lazımmış. :P

Ertesi sabah kalkınca halime nasıl şükrettiğimi hatırlıyorum da... Hahahahaaaa... Hala daha ikiz, üçüz annelerini görünce içim ürperir, Allah hepsine kolaylık versin. Yaşları kaç olursa olsun, öperim ellerinden. :)

11 Nisan 2014 Cuma

Oyalanmaca

Beni merak etmeyin, buralardayım. Kafa dağıtmak için kendimi okumaya verdim. Son on gündür boş bulduğum her dakika kitap okuyorum. Aylarca incecik Kuyucaklı Yusuf'u bitiremeyen ben seçimlerden bu yana tuğla kalınlığında Boleyn Kızı'nı okudum bitirdim. Tam sahilde okunacak, sabun köpüğü gibi, hiç kafa yormayan, insanın bir müddet oyalanıp sonra unutacağı bir kitaptı. İyi geldi. Kafam dağıldı azıcık. Baktım bahar gelmiş camın yanındaki mor salkım da açmış, mis gibi kokularını salmış ben de ufaktan saldım, kendimi bahar çoşkusuna kaptırdım. Olacak gibi değil öbür türlü, düşün düşün artık hafiften kafayı sıyırma noktasına gelmiştim artık başa gelen çekilir deyip katlanacağız mecbur.

Her taşın altından çıkan böcük kitap fotosuna da girip son anda kitap ayracımı kapıp kaçtı.
Bu vesileyle Vikitap.com'daki 2014 okuma maratonuna katıldım. Hedefim 2014 bitmeden 20 kitap okumak. Kitap sayısı komik derecede az görünüyor farkındayım ama bu kadarı bile bebekle beni zorlayacak diye düşünüyorum. Ama adı üstünde maraton bu, içinde mücadele, hırs, azim, ter ve gözyaşı olmazsa olmaz. Maratona katılmak, benimle birlikte gaza gelmek isteyenler beni Vikitap'ta Celio rumuzuyla bulabilirler. Ucunda bir ödül falan yok elbette amaç sadece eğlence. Eeee, siz kaç kitap okumayı planladınız 2014'te? Kaçı okundu, kaçı kaldı? Biraz rekabet olsun hadi. Benim şimdilik 4 kitap oldu. 2014 bitmeden 16 kitap okuyabilir miyim bakalım göreceğiz.




Bahçedeki kediler yavrulamış, bizim camın önünde oynayıp duruyorlar gün boyu. Bizim bıdık ta keyifle izliyor tabi.


Eeerh, arada onlar da bizi izliyor olabilir...


Bu yavru kedilerin annesi, ondan biraz çekiniyoruz haliyle.

Son olarak bu açıldı kapandı muhabbeti sayesinde ben de twitterci oldum. Sırf merak ve inattan açtım bir hesap, isteyen blog ismiyle beni orada da bulabilir ama çok girişken bi tip değilim açık söyleyeyim. Öyle büyük beklentileri olanlar hayal kırıklığına uğramasın. Uzun lafın kısası; artık bir twitter hesabım var ama kendisiyle henüz yıldızım pek barışmadı, o yüzden kolay kolay buralardan kopup gitmem anacım ben, hiç merak etmeyin.