27 Aralık 2013 Cuma

2013 bitmeden

Son günlerde hiç keyfim yok dediysem de arada beni gülümseten şeyler de var elbet.


Mutfak penceresinin önündeki minik saksıya sokuşturduğum çekirdeklerden biri filizlenmiş. Ara ara elime geçen meyve çekirdeklerini bu saksıya ekiyorum. Aylardır suluyorum ama o da tutmadı, bu da tutmadı diye o kadar çok şey denedim ki şimdi ben de bilmiyorum bakalım ne çekirdeğiymiş bu filiz veren. Limon mu, muşmula mı, zeytin mi.. Zaman gösterecek artık. Var mı tahminler?


Kendini şımartma fincanım hala sağlam ve hele de böyle güneşli kış günlerinde kendimi iyi hissetmeme ekstra bir katkıda bulunuyor.


Battaniyenin motifleri bitti, birleştirildi artık kenarlarını örüyorum. Senelerdir elimde sürünen bir şeyi nihayet tamamlıyor olmanın huzuru var içimde.


Ve elbette bu bıdık var beni gülümseten, sürekli yeni şeyler keşfetmesi, her şeye şaşırabilmesi, olur olmaz her şeye gülebilmesi ve çok basit şeylerle huzur bulabilmesine hayranım.

23 Aralık 2013 Pazartesi

Güle Güle 2013

Yaramazlık yaparken yakalanan böcük

Bilgisayar geldi tamirden, hard disk uçmuş. Bilgisayarcı çocuk "Abi ne yaptınız bu bilgisayara, hiç böyle bir şey görmedik daha önce" demiş. Oğlanların marifeti olsa gerek. Tabi bu arada içinde ne var ne yoksa gitti. Fotoğraflar, internetten indirdiğim tüm kitap ve dergiler.... Neyse ki daha önceden bilgisayara aktardığım fotoğrafları eski telefonun hafızasından silmemiştim. Ama çocukların video kamerayla çekilmiş kasetlerinin bir kısmını bilgisayara aktarmıştım esas onlar gitti. Artık video kamerayı bilgisayara tanıtamadığım için mecburen öyle kasette kalacaklar, tekrar bilgisayara aktaramıyorum. Yeni windows bizim emektar kamerayı görmezden geliyor. Kaç kere bu ikisini tanıştırmaya uğraştım ama yok burnundan kıl aldırmıyor bilgisayar. Kasetleri  birine vermeye de korkuyorum çünkü yedekleri yok, çocukların tüm bebeklik hatıraları o video kamera kasetlerinde. Ne olacak, nasıl yapacağız bilmem.. :( 

Battaniyede son bir kaç motif kaldı, onları da ekledim mi bitecek ve etrafını öreceğim. Kitabım hala elimde sürünüyor, hiç içimden kitap okumak gelmedi bu aralar.

Onun dışında hiç tadım yok be blog. Şu son günlerde yaşanan olaylar acaip asabımı bozuyor. Hayatım boyunca etmediğim küfürü ve bedduayı son bir haftada ettim sanırım. Televizyon izlemesem duramıyorum, izlesem de müthiş canım sıkılıyor. Türkiye gündemi artık bende çarpıntı yapıyor, haberleri izleyemiyorum. Acaip karamsarım şu sıralar. Bu kadar rezalete imza atan bir hükümetin seçimlerde dürüst davranacağı fikrine inanmakta çok zorluk çekiyorum, o yüzden çok ama çok içim sıkılıyor. Ne olacak bu memleketin hali?  Hiç yılbaşı havasına da girememiştim zaten. 2013 yılı Özge'yi getirdi hayatımıza o yüzden Allah'a ne kadar şükretsek az ama onun dışında özellikle işten kaynaklanan bazı ailevi sebepler yüzünden çok buruk bir tad bıraktı bizde. (Siz siz olun, ister arkadaş ister akraba olsun, sevdiğiniz hiç kimseyle iş ve para ilişkisine girmeyin, bu da benden size yeni yıl tavsiyesi olsun.) Ülke gündemi açısından zaten hiç te matah bir sene değildi o yüzden bir an önce bitse hiç üzülmeyeceğim.  

Yeni yıl hayırlara vesile olsun inşallah. Hepimize sağlık, huzur ve mutluluk getirsin. 

12 Aralık 2013 Perşembe

Dönücem ben sana

Uğur idrar yolu enfeksiyonu oldu.

Özge grip oldu, ateşi 39,5 a kadar çıktı, evde ılık duş dahil herşeyi denedim ancak 39 a düşürebildim, hastanede uzun çabalar sonucu 38in altına zor düşürdüler. İlk defa bir çocukta bu kadar yüksek ateşe şahit oldum elim ayağım titredi.

Üstüne ben de grip oldum, herhalde çocukluğumdan beri grip yüzünden ateşim çıkmamıştı. 38 derece ateşle iptal oldum. Tam bir gün ve bir gece yattım gözüm anca açıldı.

Ateşim olduğunun farkında olmadığım için çocuğun da ateşi yok sandım. Ne yapayım, o da 38,5 derece ateşle ortada fıldır fıldır gezmeseydi...

Bilgisayarı bozdu çocuklar bu satırları tabletten yazıyorum, haliyle fotoğraf ta ekleyemedim. Tüm fotoğraflarım, internetten indirdiğim örgü ve dantel kitaplarım orada kayıtlıydı. En son ne zaman yedek aldım hatırlamıyorum o yüzden asabım bozuk.

Battaniye motifleri epeyce birikti, son bir yumaklık motif ipim kaldı, tüm motifler bitince hepsini birleştirip bitireceğim battaniyeyi

Arada Özge bebeğe sarı bir süveter ördüm süsleyince gösteririm

Hala Kuyucaklı Yusuf'u okumaya çalışıyorum elime alacak fırsatım olmadı

Hiç yılbaşı/ yeni yıl heyecanı yaşamıyorum, en ufak bir heves bile yok içimde. Ne olacak bu halim bilmem. Bloglar aleminin yüzkarasıyım. Handan bana hızlandırılmış kurs falan verse yılbaşı gecesine kadar ancak içime yeni yıl heyecanı dolar da bir atraksiyona girerim belki.

5 Aralık 2013 Perşembe

Dikkat Kaçak Var

Bu aralar Özge'ye bir haller oldu. Kasım başında emeklemeye, 20 Kasım itibariyle de tutunarak ayağa kalkmaya başladı ve sanırım o zamandan beri de dışarıda keşfedilecek koca bir dünya olduğunu anladı. Öyle ki bu aralar pek uykuyla vakit kaybetme taraftarı değil. Gün içinde on dakikalık kestirmelerle ayakta kalmaya çalışıyor haliyle dengesi bozuk, hep kafasını koyacak yer arıyor ama enerjisi bitmiyor arkadaş. Kız çocuk dedik, uslu olur dedik, bağrımıza bastık ama bunun ayarı bozuk çıktı. İçine oğlan çocuğu kaçmış bunun. Dur durak yok, emeklemeye başlar başlamaz ilk işi de gidip kitaplığı kurcalamak oldu. Günde kaç kere kitaplığın en alt rafını boşaltıyor ben gidip topluyorum ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Kitaplığın önüne pufu çektim, zaten diğer tarafın önüne de sehpayı çekip hanımefendiye salonun ortasında yer açmıştık baktık olmayacak önce orta sehpayı kaldırıp salonun köşesine dik bir şekilde dayadık. Sonra baktık bizimkinin poposu o eski yorgana sığmıyor onu kaldırıp daha kocaman, kırmızı kılıflı bir yorgan serdik yere. Kitaplığın önüne çektiğimiz pufla ikili koltuğun arasına da ana kucağını koyup salonu devasa bir oyun parkına dönüştürdük. Bir de tavandaki lamba yerine disko topu astık mı tamamdır, eve gelenlere bizim salonu "eğlence parkı" diye yutturup bilet bile kesebiliriz.

PS kablosu kemiren bıdık (Neyse ki en alt rafa kişisel gelişim kitaplarını koymuşum)
Tabi bu şekil bizim bıdığı ancak 10 gün idare etti. Uyumadığı zamanlarda emekleyerek evin her köşesini gezip yerde bulduğu her şeyi ağzına atıp tattıktan ve evdeki tüm terlikleri kemirdikten sonra salondaki bu sadece kendisine tahsis edilmiş alanın yeterli olmadığına karar verdi. Son bir haftadır oradan kaçmak için tüm hünerlerini sergiliyor. Önce ana kucağını yana çekip, pufla ana kucağının arasından sıvışmayı başardı. Ana kucağını sağa sola çekemeyeceği şekilde sıkıştırıp koydum bu sefer üstüne tırmanarak ana kucağıyla birlikte devrilerek oradan kaçmanın yine bir yolunu buldu. Devrilince ödü koptu ve deli gibi ağladı elbet ama özgürlük her şeyden tatlı malum.

İlk barikat
Ana kucağının yerine yerinden oynatamayacağı bir şey bulalım dedik. Benim içinde ütülenecek çamaşır dağımın olduğu çamaşır sepeti gözümüze uygun göründü ama dün gece onun da üzerine tırmanıp öbür taraftan kendini yere atıp kafasını da yere vurarak balon gibi şişirdikten sonra sepeti de kaldırdık.

Bu sabah tekli koltuklardan birini çektim oraya. Salonda oturabilmek için artık tekli koltuk veya ikili koltuğun üzerinden atlayarak Özge'nin oyun alanına girmek gerekiyor ama ne yapalım bebeğin emniyeti herşeyden önemli ve biz bebekli evde yaşamanın ne menem birşey olduğunu unutmuşuz meğerse.

Barikatın son hali ve bu sefer PS kumandasını oyuncak yapmış bıdık (Abiler görmesin)
 Mesela; öyle bir park alanı yapacaksan öncelikle çocuğu oyalamanın yollarını bulacaksın.

"Aaa! Bak Kedi!" konulu yöntem

Eline kitap verip çekilme yöntemi

Güreşmeye meraklı üç adam bulup ortaya salma yöntemi

Bıdığı kalite kontrol müdürü yapıp çılgın yıl sonu procesini test ettirme yöntemi
Çocuk oyalama konusunda hayal gücümün sınırlarını çok zorluyorum gördüğünüz gibi... Uyutma maceralarımız ise azzz sonra...

Not: Gördüğünüz gibi kırmızı yorganımızla biz yılbaşına hazırız. :P