13 Haziran 2014 Cuma

Özgür & Selen ev hali

Geçenlerde uzuun uzun kredi kartı ekstresini inceleyen Özgür;
- Benim şu Sarar'dan aldıklarım....
Uzun süren sessizlikten endişelenen ben;
- Ne olmuş? Sarmış mı?
Burada iki saftirik te kopar, hatta kahkahalar yüzünden ayağımda salladığım bebeği uyandırmaya ramak kalır
- 9 aydır sarıp duruyorlar zaten de gelecek ay taksitleri bitiyormuş onu diyecektim..
- Heee... E iyi... (Hiçbir şey olmamış gibi ikisi de önüne dönüp yaptığı işe devam eder)
 *

Akşam yemekten sonra başbaşa mutfakta çay içilmektedir. Özgür;
- Benim İzmir'deki eski ortak ta makina imalatına girecekmiş.
- Vaay, kendine güveniyor demek.
- Evet şirket te kurmuşlar bir tane; SUMAK
-Neeyyy Sumak mı? Puhahahahahaaaaa (Burada yine iki saftirik kopar, gülmekten gözlerimizden yaş gelip karnımıza ağrılar girene dek durmak mümkün olmaz)
- Sumak evet, bir nevi Su Makinaları yapacaklar ya.... Sumak oluyor işte
- Eh bu isimle Allah yardımcıları olsun o zaman..
*

Yine bir akşam karşılıklı çay içerken;
Özgür- O... var ya hani E... 'in sahibi
Ben- Eee?
Özgür- Bugün muhabbet ediyorduk, dedim ki senin yaptığın motor ne oldu? Ancak satmaya başladık dedi.
Ben- Hmmm
Özgür- Ne zamandır uğraşıyorsun diye sordum tam 1 buçuk sene dedi. Ben de neden 1,5 sene sürdü bir motoru pazarlamak diye sordum
Ben- Eee? Evet neden 1,5 sene sürmüş?
Özgür- Motoru yaptıklarında Çin malı motorlardan biraz daha yüksek ama Avrupa malı motorlardan daha düşük bir fiyat belirlemişler, "tüm piyasa yerli malı motor deyince bizi Çin malı ürünlerle kıyasladığı için pahalı buldular almadılar" dedi.
Ben- Ee ne değişmiş te şimdi almaya başlamışlar?
Özgür- Almanya'da bir atölye tutmuş, tüm parçaları buradan Almanya'ya gönderip orada montaj ettirip buraya "Made in Germany" etiketiyle getirip satmaya başlamış. Alman malı diye fiyatına bakmadan alıyormuş artık insanlar.
Ben- Hayatımda böyle aptalca bir şey daha duymadım.
Özgür- Aaaa! Neden aptalca olsun canım? Önceden motoru beğenmeyip almayanlar daha aptal değil mi?
Ben- Onlar zaten ayrı bir gerizekalı ama bu duruma böyle bir çözüm bulmak ta hayatta duyduğum en aptalca şey....
Özgür- Adam uğraşmış bir emek koymuş ortaya, Türkiye için bir değer yaratmış, satın almayan aptallara malı satmanın da bir yolunu bulmuş, sen nesini beğenmiyorsun gayet dahiyane bir fikir.
Ben- Bunun nesi dahiyane? Sen bir malı elindeki yerli parçalarla burada üretebiliyorsun ama yanındaki adam almıyor diye aynı parçaları başka bir ülkeye gönderip orada montaj ettirip yeniden getirip aynı adama satıyorsun. Mantık neresinde bunun? Dünyanın enerjisini harcıyorsun, dünyanın benzinini, mazotunu yakıp petrol firmalarını zengin ediyorsun, burada üretebileceğin birşeyi götürüp Almanya'da üeretebilmek için yaptığın nakliyelerle dünyaya fazladan zarar veriyorsun, tüm bunlar için ilave masraf yapıyorsun. Amaçsa aynı adama aynı malı satabilmek, böyle bir saçmalık olamaz. (Bundan sonra tartışma büyür, iki tip birbirine girer. Gecenin kalanı laf sokmalarla, bir türlü anlaşılamayan ticari dehaları izah etme çabalarıyla ziyan olur gider.)
*

Balkon kapısından mutfak dolabının üst rafına kadar ilerleyen karıncaların oluşturduğu yolu keşfeden Özgür,
- Ne olmuş gene burayı karıncalar basmış?
- Üst raftaki çocukların öksürük şurubunu keşfetmişler bu sefer, tatlı ya... Kafayı bulacaklar haberleri yok.
- Off bunların da sarhoşu hiç çekilmez....
*

Özgür- Bundan sonra çarşamba akşamları katıldığım toplantıda takım elbise giyeceğim. Her hafta Çarşamba takım elbisem gömleğim hazır olsun bak...
Ben- Emret reis, var mı başka bi emrin?
*

Bir pazar günü Babanne ziyaretine gitmeden önce evde duş alma çabası içindeyken Ben- Ne diye alelacele girdin o banyoya? Benim duş jelim orada kalmış, diğer banyoda duş almak zorunda kaldım şimdi de size aldığım şu erkek duş jeliyle yıkandığım için odunumsu bahatlı bişey kokuyorum...
Suratında kocaman bir gülümsemeyle Özgür- Evet, ben de mis gibi manolya kokuyorum.
*

Akşamın bir yarısı alışveriş merkezinden dönüşte otoparkta, ben uyuyan Özge ile kucağımda dikilirken benim adamlar bagajı boşaltıyorlar. Oğlanlar yorgun argın somurtarak arabadan poşetleri alırken Özgür bagajdan kaptığı Özge'nin pusetini roketatar gibi tutup "tatatatatata" sesi çıkararak şoka girmiş bizim oğlanları taramaya başlar. Sonrası malum, yine biz iki saftirik gülme krizine gireriz, oğlanlar olayı anlayana dek Özge uyanıp yaygarayı basar, asansörde eve çıkarken bebeği kim uyandırdı kavgası çıkar...


Galiba çocuk sayısı arttıkça insanda kafa kalmıyor...