24 Mayıs 2013 Cuma

Bu aralar...

Çocuklar düşe kalka bisiklete binmeyi öğreniyorlar. Annem her ne kadar "Yazık çocuklara, neden kullanmayı öğrenene kadar bisikletlere ilave teker taktırmadınız?" diye bizi fırçalasa da biz çok memnunuz bacaklarındaki morluk ve çiziklerden. "Manyak mısınız?" demeyin, seneler sonra çocuklarım nihayet "çocuk" gibi koşup oynuyorlar, bisiklete biniyorlar, top peşinde koşuyorlar... Apartman katına hapsedilmeden, psikopat komşu teröründen uzak, çocukça bir hayat yaşıyorlar. Çocuk dediğin bahçede sokakta koşar oynar, bilgisayar veya PS başında hayali bir alemde oyun oynamaz. Öyle hoşuma gidiyor ki onların nihayet olması gerektiği şekilde büyümeleri...

Geçen gün Uğur bacağında boydan boya bir teker iziyle geldi. Nasıl becerdiyse, kendisi bisikletten düşmüş ve bisiklet kendi kendine onun bacağının üzerinden geçmiş... :P Başta "Anne bak! bacağıma ne oldu!" diye gelip minicik minicik çizikler gösteriyordu. "Oğlum bunlar ne ki, kedi bilmem neresini görmüş yara sanmış. Senin yaşında benim her iki dizim de hep yaraydı. Büyüyene kadar hiç yara kabuksuz görmedim ben dizlerimi. Biz böyle büyüdük, düşmeden bisiklete binilir mi hiç?" dedim. Hatta hafta sonu anneannelere gittiğimizde, babamla tren garında bisiklete binmeye gittiğimiz bir gün perondan rayların üzerine nasıl uçtuğumu hatırlattım babama. Benim oğlanlar maceramı bir de dededen dinleyince anca tatmin oldular, düşmenin, yara izlerinin ve morluklarının olmasının bir çocuk için normal olduğunu kabul ettiler. Şimdi korkmadan, daha büyük bir hevesle bahçeye oynamaya gidiyorlar.

Biz de Özgür'le arkalarından gülerek bakıyoruz. Çocuk dediğin böyle olmalı işte, ağaçtan nasıl ve neden düşülür bilmeli. Ne o öyle, kim daha önce bilgisayar oynayacak diye kavga etmeler, yok "sen daha fazla oynadın benim 5 dakikam daha var" diye birbirine girmeler, PS daki futbol oyununda gol yedi diye çamura yatmalar falan, onlara baka baka içimiz şişmişti valla. Hayali mevzulardan kapışıp duruyorlardı şimdi ise "gerçek" çocukluklarını yaşıyorlar.

Bunların dışında hayat son hızla akıp gidiyor elbet. İlla kitap okuyacağım diye kastığım gecelerde elimde kitapla uyuyakalmadan önce okuduğum 3-5 sayfa veya zar zor bebeği Özgür'e emanet edip kendimi tuvalete attığımda okuduğum 2-3 sayfa sayılmazsa kitap okudum diyemem. Eskiden Ömer'i ayağımda sallarken okurdum, o kadar kanıksamıştı ki durumu uykusu gelince önce alıp kitabımı atardı kucağıma sonra yastığını ve değiştireyim diye temiz bezini getirip yatardı kucağıma. Öyle hızlı geçiyor ki günler artık kucağımda salladığım Özge ve ondan 10 yaş büyük abileri en büyük yardımcılarım oldular.

Bir posta çocuk büyütüp sonra yenisini yapmaya karar vermenin en iyi yanı da bu işte. Bu sefer yardımcılarım var.





Yeterince gülümsetemediysek sizi, işte size haftasonu neşesi olarak 2 tane de müzik videosu. Birincisi çocukların PES 2013 oyunundan, ben ki nefret ederim futbol oyunlarından, ama bu şarkısıyla kendini hepimize sevdirdi. Bu aralar ailecek dinliyoruz, hatta benim adamlar PS turnuvası yaparken biz arka fonda Özge ile salak bir futbol oyununun şarkısıyla dans ediyoruz. (Biraz acınası durumdayız farkındayım ama mazeretim var; bakınız bir önceki yazı. Malum 2 tahtası eksik bir durumdayım)  İkinci video ise Özge'nin favorisi, ne zaman bu şarkıyı duysa dişsiz ağzını kocaman açarak gülüyor.



,Böylesi bir posttan sonra da alkışı hak ediyorum sanırım. Bu sizi bir süre idare eder, iyi haftasonları der kaçarım efenim.

17 Mayıs 2013 Cuma

Senin annen bir bunaktı evladım -1

Evet maalesef bu seriyi Özge için yazıyorum. Ona hamileyken başlayan unutkanlığım, doğumunun üzerinden tam 3 ay geçmiş olmasına rağmen, hala tüm vahametiyle devam ediyor. (Bknz Şekil A) Korkarım üç kuruşluk aklım da bebişi emzirirken süt olarak aktı gitti bünyeden.

Şekil A

Senin annen bir bunaktı evladım, sana aldığı yedek emziği sterilize etmek için bir cezveye su doldurup emziği de içine atıp, kaynamaya bıraktı. Sonra unuttu onu ocakta... Neden sonra "Iıyyyh... bu iğrenç koku da neee!" diye mutfağa gittiğinde silikon emziği cezvenin içinde tamamen erimiş halde buldu. Ama tabi o yepisyeni emzik te, bizim emektar cezve de kullanılamaz hale gelmişti. Üstelik yanık silikonun kokusu tam 1 hafta evden çıkmadı...


Eeee fal bilen dostlar, kahve cezvesindeki silikon falım hakkında ne diyeceksiniz bakalım? Yüreğim kabarmış di mi? Kabarmaz mı, gitti güzelim çelik cezvem...

Senin esas kafan gitmiş a salak kadın! Yangın çıkartıp eve itfaiye getirteceksin, yanık silikon kokusuyla herkesi zehirleyeceksin sen hala cezve derdindesin. Deli miyim neyim...

10 Mayıs 2013 Cuma

Nerelerdeyim, neler yapıyorum



İşte bu böcük yüzünden bu aralar pek görünmüyorum ortalarda. Gündüz fazla uyumuyor, uyumayınca sürekli yapışık ikiz gibi yaşıyoruz. Tuvalete, mutfağa gitsem veya "nasılsa ana kucağında oyalanıyor" diye azıcık bir işin ucundan tutacak olsam hemen kıyamet kopuyor "Ayy ayyy!" diye bağırarak ağlıyor arkamdan. Geçen gün gözlerimin içine baka baka, ağız dolusu "GIT" dedi bana. Artık ne demek istedi bilmiyorum. :P Haftaya 3 aylık olacak ve ben zamanın nasıl bu kadar hızlı akıp gittiğine inanamıyorum. Bazı günler yedir, temizle, uyutmaya çalış döngüsünde bir bakıyorum saat 3 olmuş bile. Günler koşturup gidiyor gözlerimin önünde.

O fazla uyumayınca ve nadiren de olsa gündüz vakti uyuyakalınca nereye dönsem ne yapsam şaşırıyorum. Panik içinde hangi işe koştursam, yoksa oturup azıcık keyif mi yapsam bilemiyorum. Ütü mü, temizlik mi yapayım yoksa akşam yemeği için birrşeyler mi hazırlayayım diye koşturup duruyorum evin içinde. Elime bir kitap al(a)mayalı günler oldu. Mesela şimdi uyuyor ve ben salonun ortasında duran ütü masasına ve çamaşır sepetine inat burada oturmuş bu satırları yazıyorum. Daha ağız tadıyla oturup şu balkonda bir keyif bile yapamadım valla.

Neyse ki akşamları güzel uyuyor. Tüm bu koşturmacaya bir de uykusuzluk eklenseydi herhalde epey zorlanır yine kafayı yeme noktasına gelirdim. Allah'a çok şükür geceleri beni yormuyor. Böyle geçinip gidiyoruz. Bezsiz bebek alıştırmalarımız taşınma nedeniyle rafa kalkmıştı şimdi yeniden başladık. Komple yıkanabilir bezlere geçtim. Fuzzibunz marka bebek bezlerinden aldım. Çok memnunum. Hem yıkanınca leke kalmaması hem de ayarlanabilir bel ve bacak lastikleriyle 3,5 kilodan 20 kilo olana kadar aynı bezleri kullanabilme imkanı müthiş. Bezsiz bebek fikriyle bu bezler daha avantajlı oldu çünkü yıkanabilir bezler sayesinde bebeğin ıslaklık hissine karşı tepkisini görmek daha kolay oluyor. Hatta öyle bir hale geldi ki bakıyorum uykudan kalkınca altı kuru, tuvalete tuttuğumda hemen çişini yapıyor, kakayı da sanki bana inat yıkanabilir beze yapıyor son iki gündür. "Açtın başımıza bu işi, al yıka bakalım şimdi" der gibi...:) Yeni doğmuşken ve hep hazır bez kullanırken kakasını tuvalete, çişini bezine yapıyordu şimdi son bir kaç gündür işler tersine döndü. Çünkü zaten biliyor ki altına kaka yapsa öyle uzun süre kalmıyor, annesi hemen temizliyor ama çiş yaptığı farkedilmeden daha uzun süre ıslaklık hissiyle oturmak zorunda kalıyor. Böyle böyle kör topal ilerliyoruz. Herhalde bir 6 aylık falan olduğunda farkındalığı daha fazla olacak ve belki bez takmadan idare edebileceğiz. O yüzden bu yazdan çok ümitliyim.

Benden şimdilik bu kadar. Uyandı benim bıdık, yapılacak işler hala duruyor ve ben onun uyku saatini burada geçirdim... Garip ama hiç pişman değilim. :P Yakın zamanda yine size oğlanların en son yumurtladıkları lafları,  Özgür'ün eserekli hallerini, yeni ördüğüm örgü ve dantelleri veya son okuduğum kitapları yazabilme ümidiyle...