Geçen gün Uğur bacağında boydan boya bir teker iziyle geldi. Nasıl becerdiyse, kendisi bisikletten düşmüş ve bisiklet kendi kendine onun bacağının üzerinden geçmiş... :P Başta "Anne bak! bacağıma ne oldu!" diye gelip minicik minicik çizikler gösteriyordu. "Oğlum bunlar ne ki, kedi bilmem neresini görmüş yara sanmış. Senin yaşında benim her iki dizim de hep yaraydı. Büyüyene kadar hiç yara kabuksuz görmedim ben dizlerimi. Biz böyle büyüdük, düşmeden bisiklete binilir mi hiç?" dedim. Hatta hafta sonu anneannelere gittiğimizde, babamla tren garında bisiklete binmeye gittiğimiz bir gün perondan rayların üzerine nasıl uçtuğumu hatırlattım babama. Benim oğlanlar maceramı bir de dededen dinleyince anca tatmin oldular, düşmenin, yara izlerinin ve morluklarının olmasının bir çocuk için normal olduğunu kabul ettiler. Şimdi korkmadan, daha büyük bir hevesle bahçeye oynamaya gidiyorlar.
Biz de Özgür'le arkalarından gülerek bakıyoruz. Çocuk dediğin böyle olmalı işte, ağaçtan nasıl ve neden düşülür bilmeli. Ne o öyle, kim daha önce bilgisayar oynayacak diye kavga etmeler, yok "sen daha fazla oynadın benim 5 dakikam daha var" diye birbirine girmeler, PS daki futbol oyununda gol yedi diye çamura yatmalar falan, onlara baka baka içimiz şişmişti valla. Hayali mevzulardan kapışıp duruyorlardı şimdi ise "gerçek" çocukluklarını yaşıyorlar.
Bunların dışında hayat son hızla akıp gidiyor elbet. İlla kitap okuyacağım diye kastığım gecelerde elimde kitapla uyuyakalmadan önce okuduğum 3-5 sayfa veya zar zor bebeği Özgür'e emanet edip kendimi tuvalete attığımda okuduğum 2-3 sayfa sayılmazsa kitap okudum diyemem. Eskiden Ömer'i ayağımda sallarken okurdum, o kadar kanıksamıştı ki durumu uykusu gelince önce alıp kitabımı atardı kucağıma sonra yastığını ve değiştireyim diye temiz bezini getirip yatardı kucağıma. Öyle hızlı geçiyor ki günler artık kucağımda salladığım Özge ve ondan 10 yaş büyük abileri en büyük yardımcılarım oldular.
Bir posta çocuk büyütüp sonra yenisini yapmaya karar vermenin en iyi yanı da bu işte. Bu sefer yardımcılarım var.
Yeterince gülümsetemediysek sizi, işte size haftasonu neşesi olarak 2 tane de müzik videosu. Birincisi çocukların PES 2013 oyunundan, ben ki nefret ederim futbol oyunlarından, ama bu şarkısıyla kendini hepimize sevdirdi. Bu aralar ailecek dinliyoruz, hatta benim adamlar PS turnuvası yaparken biz arka fonda Özge ile salak bir futbol oyununun şarkısıyla dans ediyoruz. (Biraz acınası durumdayız farkındayım ama mazeretim var; bakınız bir önceki yazı. Malum 2 tahtası eksik bir durumdayım) İkinci video ise Özge'nin favorisi, ne zaman bu şarkıyı duysa dişsiz ağzını kocaman açarak gülüyor.
,Böylesi bir posttan sonra da alkışı hak ediyorum sanırım. Bu sizi bir süre idare eder, iyi haftasonları der kaçarım efenim.