16 Kasım 2011 Çarşamba

Önce kimi sosyalleştirmeli?

Bazı okul etkinlikleri var ki beni benden alıyor blogcum. Günümüzde büyük şehirlerde, çoğu çocuk çekirdek ailede yetiştiği, en fazla bir ya da iki kardeşle, nadiren de olsa birkaç kuzen veya "site" arkadaşı ile haşır neşir olabildiğinden, okul yöneticilerinin çocukları ve velileri birbirine kaynaştırma çabalarını anlayabiliyorum. Ben küçük bir kasabada büyüdüm. Arkadaşlarım kasabanın hemen her yerinde oturan insanların çocuklarıydı, aralarında babası doktor olan da vardı, çiftçi ya da esnaf olan da... Yani şimdinin kolejlerine kıyasla izole bir ortamda yetişmedim. Bazen okuldan sonra ya da tatillerde arkadaşlarımla birbirimizin evlerine gider gelirdik. Küçük kasabanın avantajı buydu işte, herkes birbirini tanıyordu ve çocuğunu başkasının evine gönderebiliyordu. Şimdiki çocukların böyle bir olanağı da yok. Çocuklar genelde oturdukları sitelerde, gittikleri özel okul ya da anaokulundaki benzer sosyal yapıdaki ailelerin çocuklarıyla arkadaş olmak zorundalar. Devlet okulları bu açıdan daha fazla çeşitliliğe sahip, oradaki çocuklar toplumdaki farklı sosyal yapıda ve düzeyde olan aileleri tanıma imkanı bulabiliyorlar.

Şehir hayatı çocukların arkadaş edinebilme imkanlarını negatif yönde etkiliyor ve dolayısıyla çocuğuna arkadaş edindirebilmek için yırtınan ebeveynler ortaya çıkıyor. Yanlış anlaşılmasın ben bunu ayıplıyor değilim elbet. Ama istemeden de olsa kendimizi düşürdüğümüz komik duruma bir de dışarıdan bakın istiyorum.

Çocuğunu sosyalleştirme adına kendini paralayan şehir insanı, çocuğunun arkadaşlık ettiği diğer çocukları daha iyi tanıyabilmek için onların ailelerini tanımak ister. Öyle ya, arkadaş adayı çocuk nasıl biri? Kardeşi var mı? Hani diğer çocuğunuzun yaşına uygun bir kardeşi falan varsa süper! Bir taşla iki kuş olayı... Anne babası ne iş yapıyor? Kendi aile yapısına uygun bir aileyse iki çocuk daha kolay kaynaşır tabi. Anne babası sağ mı? Birlikte mi, ayrı mı? Eğer sağ ve birliktelerse sorun yok. Ama ayrılarsa ve evde henüz anne babaların ayrı olmayı tercih edebileceklerine dair bir konuşma geçmemişse çocuğunuz küçük çapta bir şok yaşayabilir. Eeee herşey düşünülmek zorunda elbet... Haliyle bunun için diğer anne babalara yanaşarak, çaktırmadan küçük sohbetler yaratıp samimiyet kurmak gerekir.

Bunun için ideal fırsatlar çocuğu almak için okula gittiğinizde, kapının önünde zilin çalmasını beklemek, veli toplantılarına biraz erken gidip etrafta gözünüze kestirdiğiniz bir kaç veliyle muhabbet kurmaya çalışmak ya da en kısa yoldan sınıf annesi seçilmeye gönüllü olup tüm sınıfın velilerinin cep telefon numaralarını ele geçirmek olabilir. Bunların dışında çocuğun doğumgünleri başlı başına büyük bir fırsattır. Tanımadığınız onca insanı, çocuklarıyla birlikte eve davet etmek istemediğiniz için en yakın McDonald's ta bir parti verir, çocuğunuza arkadaşlarına dağıtması için şirin davetiyeler verirsiniz ve elbette hiç bir ilkokul çocuğunun o partiye tek başına gelmeyeceğini bilirsiniz.

Küçük kasabalarda çocuklarınızın arkadaşlık edebileceği insanlar bellidir, onların anne babalarıyla olan tanışıklık ya da dostluk kendiliğinden gelişir. Ama büyük şehir insanı bu konuda yaratıcılığını konuşturmak zorundadır ve birgün bir bakarsınız, çocuğunuz haftasonunda velilere özel bir dans etkinliği olacağını bildiren bir kağıtla eve gelir. Bahar gelince ailelerle birlikte bir piknik planlanır. Ya da başka bir yere bir gezi yapılmasına karar verilir ve bu böyle sürer gider.

Tüm bunlar şehir hayatının olağan sonuçlarıdır. Bunda yadırganacak bir durum yok elbet, sonuçta insan çocuğu için herşeyi yapar. Ama bizim evdeki sorun şu; ben ve Özgür zaten çok sosyal, girişken insanlar değiliz. Öyle kolay kolay arkadaş edinebilen, acaip çevresi olan, gezen tozan insanlar hiç değiliz. Haliyle bizi almaya bir limuzin bile yollasalar, Özgür'le beni diğer çocukların velileriyle hayatta dans ettiremezler. Ne bir doğumgünü partisine gitmişizdir, ne de okulun bir piknik veya uçurtma şenliğine...

Bir defasında büyük oğlanı çok istediği için Darıca Hayvanat Bahçesi'ne düzenlenen geziye yolladım. Onda da yaklaşık 120 çocukla topu topu 5-6 öğretmenin gideceğini duyduğumda ben kendim de gittim. İki kişi parası ödedim, çocuğumla aynı otobüste ben de gidip döndüm. İsteyen manyak desin ama ne yapsaydım? İkinci sınıfa giden çocuğumu İstanbul gibi bir şehirde, tanımadığım otobüs şöförlerine emanet edip, koca hayvanat bahçesinde onca çocuğa sadece 5-6 öğretmenin gözkulak olabileceğini varsayarak nasıl evde rahat oturabilecektim ki? Benden başka anneler de vardı gezide, onların neden geldiklerini ben bilemem elbet ama benim geliş sebebim buydu. Gezi güzeldi, çok eğlendim diyemeyeceğim. Hayvanat bahçelerini zaten hiç sevmem. Birkaç zavallı hayvanı kafese kapatıp izlemeye meraklı değilim ama çocuklar için değişiklik oldu. Hem de ne değişiklik... 120 çocuğu, onların beraberindeki velileri ve öğretmenleriyle birlikte müthiş bir seyirci topluluğunu gören maymunlardan biri gaza gelip, onca çocuğun gözü önünde direğin tepesinde diğer bir maymunla çiftleşmeye başladı. Hayatımda en çok paniklediğim anlardan biriydi. Böyle bir geziden sonra tabii ki çocukları bir daha bir yere göndermemeye yemin ettim. Ama bu iş burada bitti mi? Tabii ki; Hayır!


Uğur bağlı olduğu kayışla çelik halattan kaymaya gidiyor..

Ömer'le pek sorunum olmadı. O zaten benden uzak olmak, fazla ayrı kalmak isteyen bir çocuk değil. Ama Uğur öyle gözüpek, öyle adrenalin meraklısı ki beni çok korkutuyor bazen. Kimi zaman motorsiklete binmek istediğini söylüyor, kimi zaman da hani şu dağın tepesinden, yarasaya benzer, kol ve bacak aralarında perdeleri olan giysiden başka bir şey olmadan atlayan insanlara bakıp, onlar gibi dağlardan aşağı süzüleceğini söylüyor. Verdiğim cevap hep aynı; "Ben hayatta olduğum sürece yapamazsın, izin vermiyorum" Velhasıl Uğur pek macera düşkünü bir çocuk ve okuldaki her geziye ve de aktiviteye katılmaya çok meraklı. Çok ta maymun iştahlı. Bu sene okul açıldığından bu yana, yüzme, basketbol, gitar, tekvando ve tango kursuna gitmek istedi. Bunların birbiriyle ne kadar alakalı olduğuna bakacak olursanız aramızda sık sık şöyle diyaloglar geçmesini de yadırgamazsınız sanırım.


U- Anne Kapadokya'ya gezi varmış, gidebilir miyim?
S- Sence?
U- Ya anne yaaa! Sen de gel. Birlikte gidelim...
S- Oğlum Kapadokya'ya gitmek istesem hepinizi toparlar ailece giderim, ne işim var okul zamanı orada!
U- O zaman ben gideyim anne!
S- Sözkonusu bile olamaz, tek başına şehir dışına gidecek yaşta değilsin, kapatalım bu konuyu


U- Anne Selanik'e gezi varmış.
S- Selanik mi???!!
U- Evet Anne, Atatürk'ün doğduğu evi göreceğiz!
S- Selanik??? (hala şoktayım)
U- Evet gidebilir miyim?
S- Tabii ki olmaz, seni İstanbul içindeki akvaryuma bile yollamadım Selanik'te ne işin var? Orası Türkiye'de bile değil!
U- Değil mi? O.o
S- Değil elbet, yutdışına gezi düzenleyen zihniyete tüküreyim. Kır kıçını, otur oturduğun yerde!


U- Anne Kitap Fuarına gideceğiz,
A- Olmaz! Ne işin var oğlum orada? O kalabalıkta kaybolursun.
U- Anne herkes gidiyor lütfeeeen!
S- O kadar istiyorsan babana söyle, bizi götürsün haftasonu... Elimizden tutarak gezer durursun tüm fuarı...

U- Anne kitap fuarı'na yapılacak gezi iptal olmuş
S- Niye?
U- Dördüncü sınıfların birinde, çocuğun biri kaybolmuş fuarda, onu bulmak için giden diğer çocuk ta kaybolmuş. 1 saat sonra fuar bittikten sonra bulmuşlar....
S- Yaaa demedim mi ben sana, o kalabalıkta gezi mezi olmaz diye?
U-....


Hayır bir yere kadar bu gezi düzenleme işini anlıyorum ama yuh be kardeşim! Selanik ne alaka? Ben şahsen 30- 40 çocuğun sorumluluğunu bırak, yeğenlerimle birlikte toplam 4 çocuğu markete bile götüremem, bu ne cesaret yahu? Biliyorum çok sosyal değilim ama bu saçma gezileri gördükçe de kendimden şüphe ediyorum ben mi çok evhamlıyım? N'oluyoruz ya?

3 yorum:

  1. ay öldüm gülmekten....puhahahahahahahah...Selanik çok iyiymiş yaa...

    ay neyse şekerim çok haklısın, çocuklarımız iki çocuk yüzü görsünler diye helak oluyoruz vallahi...sırf çocuklar sosyalleşsin diye muhabbeti beni hiç açmayan, normalde yan yana gelmeyeceğim bazı anneler ile önce ben sosyalleşmek zorunda kalıyorum...neyse ki istediğim zaman çok şirin olabiliyorum da beni seviyorlar.....

    YanıtlaSil
  2. Benim Metehan oğluşum her yere maaile gitmekten isyanları oynayacak neredeyse :)

    Neyse biz birazdan kitap fuarına gidiyoruz. Bak bu sefer oğlanı okul otobüsüyle yolluyorum, tek başına. Orada buluşacağız :D

    YanıtlaSil
  3. Gülçin'cim sorma ya, o Selanik olayında koptum ben tamamen. Ama o geziyi düzenleyen şahsı bizzat bulup iki çift laf edeceğim bir gün. Şu diğer velilerle zoraki sosyalleşme olayları beni çok geriyor, öyle ki ister istemez aşırı somurtkan, soğuk nevale izlenimi veriyorum insanlara. Korkarım bildiğin, yabaninin tekiyim ben.

    Handan'ım ne süper fikirmiş o! Cin fikirli kadınsın vesselam. Zaten Hayvanat Bahçesi gezisinde aynı otobüsteydik ama velet yanıma oturmadı, arkadaşlarıyla birlikte oturarak gitmek istedi illa. O daha çok koyuyor insana. Sen sırf O mutlu olsun diye, alakasız yerlere bir otobüs dolusu çocukla gitmekten utanmıyorsun, ama bastıbacak seninle yanyana oturmaktan utanıyor.

    YanıtlaSil