Özgür balığı çok sever. Yemeye zaten bayılır ama esas balık tutmak O'nun en büyük manyaklığıdır. Benim için örgü neyse, O'nun saplantısı da balığa çıkmak diyeyim siz anlayın işin boyutunu. İzmir'de yaşarken karavanımız Ayvalık Cunda'da duruyordu. Haftasonları kaçamak yapıp karavanın ve denizin tadını çıkarabiliyorduk. Cuma akşamı gider Pazartesi sabah İzmir'e geri dönerdik. O zamanlar, karavanımızın yanısıra bir tane de deniz motorumuz varken, Özgür arada bir çocuklarla beni uyurken bırakıp güneşle birlikte, botla açılarak balık tutmaya giderdi. Aslında balık tutmayı ben de severim. Çocukken dayımın botuyla balık tutmak için açılıp, motor bozulunca çevredeki teknelere otostop çekerek eve dönmüşlüğümüz vardı ama balık tutmaya ciddi anlamda evlendikten sonra başladım.
Balık tutmak ayrı bir zevktir. Sabah güneş doğmadan açılırsınız tekneyle. Günün o saatinde denizde olmak muhteşem bir duygudur. Alacakaranlıkta tekne kıyıdan uzaklaşırken, sabahın sessizliği içinde sadece kıyıdan yükselen kuş sesleri teknenin motor sesine karışır. Güneş ufukta yükselirken kahvaltı edersiniz teknede. Sıcak çayınızı yudumlarken yavaş yavaş balık tutacağınız yere ilerlersiniz. Tadına doyulmaz böyle sabahların, anlatılmaz yaşanır. Önceleri sadece ikimizken giderdik balık tutmaya. Sonradan çocukları da beraberimizde sürükledik balık turlarına. Büyük oğlan 1 yaşındaydı bu resimlerde, küçükse daha karnımda yüzüyordu.
| Büyük oğlan 1 yaşında |
Ben balık avının her anından zevk alırım. Özgür'ü ise en çok tuttuğu balığın büyüklüğü ilgilendirir. Erkek işte... O'nun en büyük hayali şöyle kocaman bir çipura ya da levreği kendi elleriyle yakalamaktır. Karavanlı günlerimizde balık tutmak için her türlü alet edevatı aldı o yüzden. Kamış oltalar, türlü türlü kancalar, kurşun ağırlıklar, sahte yemler, balık çekmek için özel fenerler vs vs. Kocaman, leş kokulu bir alet çantasında muhafaza ediyordu onları. İnternetten nerede hangi balığı nasıl tutarım diye uzun uzun araştırmalar yapar, yerel av malzemesi dükkanlarında saatler süren iç bayıcı sohbetlere dalarak çocuklarla beni çileden çıkartır, balık tutmaya gitmeden 1 gün önce gidip sülina denen iğrenç kokulu ve görünüşlü yemleri alır, uğraşır, didinir, kendini paralar. Ama balığa çıktığımızda hep en küçücük balıkları tutarak çocukların bile maskarası olur.
Yine bir balık avı öncesi bizi Ayvalık'a sürüklemiş, av malzemesi satan dükkanın birine yaptırdığı özel olta düzeneğini almaya giderken iskelenin orada 7-8 yaşlarında küçük bir çocuk gördük elinde iki tane kocaman çipurayla. Özgür tabii beyninden vurulmuşa döndü, hemen gitti çocuğu sorguya çekti bunları nerden nasıl tuttun diye. Sonra da geldi omzumda "Bu çocuk iskeleden tutmuş bu çipuraları hem de o elindeki mantara sarılı misinalı oltayla" diyerek ağladı. Daha sonra karavan kampının sahibinin oğlunu da gördük elinde neredeyse kendi boyu kadar büyük bir zarganayla. Tüm bunlar Özgür'e büyük balık hırsını bir kenara bırakması için birer işaretti bana kalırsa ama o daha çok hırs yaptı. "Bunlar tutuyor da ben niye tutamıyorum?" diye söylendi durdu kafamda günlerce. Sonra bir gün kamptaki İtalyanları gördü ellerindeki zıpkının ucuna takılı devasa bir balıkla tekneden inerken. Ondan sonra zaten tutturdu "Balık sonarı alıcam" diye. O aşamada artık olaya müdahale ettim ve "Mevcut malzemelerin doğru Özgür, bunlarla öyle bir balık tutabilmen lazım, amma velakin anla artık oltanın ucundaki adam yanlış" dedim.
Bu konuşmadan sonra duruldu bir müddet. Ama "Büyük balığa olan tutkusu bitti mi?" diye sorarsanız anlatayım. Geçen kış bir akşam aradı bu beni. "Akşama balık aldım, sen salatayı yap" dedi. Evde balık pişirmekten hiç hoşlanmıyorum, günler boyunca evden kokusu çıkmıyor ama böyle deyince "Peki" dedim ne diyeyim? Balık ayıklamayı ise zaten hiç sevmem ve de beceremem. Ama akşam "balığı"(bknz alttaki fotoğraf) bir getirdi ki gözlerim yuvalarından uğradı. "Ama.. ama.. biz böyle anlaşmamıştık Özgür, ben bu balığı pişiremem" dedim. O zaman tabii ki kabahatli olan ben oldum. Ne beceriksizliğim kaldı ne tembelliğim. İnsan bu boyutlarda balık alırken düşünmez mi bunu bir insan evladı temizleyecek, pişirecek diye. Oh olsun! Elimi bile sürmedim. Oturdu, o dev yavrusu toriği kendisi ayıkladı. Kaç saat sürdü hatırlamıyorum ama mutfakta bir kuzu kesmiş kadar oldu. Bir daha öyle bir balıkla gelmedi eve ama korkuyorum hala dersini almadı diye. Hala içinde bir yerde o canavar saklı biliyorum.
![]() |
| Çocuklar bile şokta... |
Geçen yaz yine Cunda'daydık. Abisi, eşi ve çocukları da bizleydi. Yine hepimizi balık tutmak için tekne turlarına sürükledi. Çocuklar ve biz denizin keyfini sürerken o balık derdine kel kafasını güneşte haşladı. Artık 7 kişiyi birden kendisiyle balık tutmaya sürükleyemediğinde de sahilden olta atıp büyük balık tutucam diye kendini paraladı. Gecenin bir yarısı oltayı yerleştireceğim diye kayalıklarda terlikle gezerken düşüp kafasını yaracak diye hepimizin yüreğini ağzına getirdi. En azından biliyorum ki artık yalnız değilim, o zamandan beri hep beraber dua ediyoruz. "Allah'm şu adama büyük bir balık tuttur da artık bizi çenesinden kurtar" diye.
| Delidir ama severim kendisini :) |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder