Bu aralar öyle çok şey var ki yapmak istediğim;
Uyumak, örgü örmek, kitap okumak, gezmek, yeni yerler yeni insanlar tanımak, rengarenk efil efil danteller örmek, yünlerimle ve örgü dergilerimle uzun uzun vakit geçirmek, dışarıda bolca vakit geçirip temiz hava almak, toprakla haşır neşir olmak, internette dizi izlemek, yeni filmler görmek, çocuklarıma ve kocama güzel sofralar kurabilmek, ütülenecek çamaşır dağını ortadan kaldırmak(üzerime üzerime geliyor sanki), alışverişe çıkıp kendime yeni spor ayakkabılar almak, neredeyse 1 senenin sonunda nihayet saçımı boyamak, bloglardan asla denemeyeceğim yaratıcı fikirler edinmek, internette fotoğraf incelemek, japon elişi dergilerine hayran hayran bakmak, oğullarımla daha çok vakit geçirmek...
Ama bu aralar Özgür haftasonları da çalıştığı için, eve çakılmış vaziyette, karın ağrıları yüzünden sıcak su torbasına ve bana yapışık bir hayat yaşamak zorunda kalan bir bebeği teskin etmem lazım. Ben kaşındım biliyorum. İki oğlanı büyütmüş, rahata ermişken üçüncüyü yapmak pek akıl karı değil. Ama her anında, yüzüne her baktığımda, kokusunu her içime çektiğimde, ona her dokunduğumda, ağrısına medet umarak veya heyecanla meme emmeyi bekleyerek gözlerimin içine her baktığında "Oh ne iyi ettim üçüncüyü doğurmakla, çok şükür Allahım!" diyorum.
Yapmak istediğim her şey bekleyedursun bir kaç ay daha. Şu anın tadını çıkarmak istiyorum. Oğullarımın gözlerinin içine bakmıştım bir an önce büyüsünler, gülsünler, diş çıkarsınlar, emeklesinler, yürüsünler, konuşsunlar, oynasınlar diye. Oysa şimdi buna bakarken diyorum ki "Biraz daha böyle kalsa, çabucak büyümese, bu günler de hemencecik avuçlarımdan akıp gitmese...."
28 Mart 2013 Perşembe
24 Mart 2013 Pazar
Özgür alışverişte
Geçen hafta Özge 1 aylık oldu. Hafiften gaz ve kolik problemi kendini hissettirmeye başladı. Bazı günler iki ayağım bir pabuca giriyor, onunla uğraşmaktan evi iyice boşveriyorum. En çok yemek olayı sorun oluyor. Çocuklara doğru dürüst bir şeyler yedirmek istiyorum ama bebek huzursuz olunca ben yemek falan pişiremiyorum. Son zamanlarda çoğu öğün geçiştirme tarzında veya hazır şeyler yenerek atlatıldı.
En büyük problem aslında mevsimden kaynaklanıyor. Kış sebzelerinin hepsi gaz yapan sebzeler ve de dolaylı yoldan Özge'yi etkiliyor. Gazı olunca veya karnı ağrıyınca doğru dürüst uyuyamıyor, sürekli kucak istiyor ve de bu da bizi direk etkiliyor. Alışverişe kendim gitmeyince yemek konusunda hayal gücüm de Özgür'ün alıp getirdikleriyle ve de Özge'den arta kalan zamanımla sınırlı oluyor.
Doğumdan bu yana, alışverişi Özgür yapıyor ve de bu da evdeki ikinci en büyük sorun. Çünkü ne kadar alışveriş tuzağı varsa hepsine düşüyor. Bu kadar şuursuzca alışveriş yapan bir insan görmedim ben. Demek istediğim elbette dünya üzerinde örneklerini çok gördüm, ama yakın yöremde böylesi hiç olmamıştı. Ben memur çocuğuyum. Haliyle bizim evde alışveriş her zaman kontrollü oldu. O şekilde yetiştim ben. Hiç öyle alışverişte kendimizi ve aklımızı kaybetmedik yani. Daha önce Özgür'ün alışveriş zırvalıklarına örnekler vermiştim ama şu son bir ayda kendini iyice aştı.
Bi kere hangi sebze ve meyve hangi mevsimde yetişir bilmiyor. O yüzden gidip kış günü patlıcan, domates veya kabak alıp gelebiliyor. İkincisi yaptığı hiçbir seçim sağlıklı olmuyor. Sanırsın benim oğlanları yollamışım alışverişe, ne kadar ıvır zıvır varsa alıp getiriyor. Üçüncüsü hiç etiket okuma alışkanlığı yok. Gereksiz şeylere dünyanın parasını verip geliyor veya aynı kalitede bir ürünü daha ucuza alıp gelebilecekken nedense o hep en pahalı seçeneği alıp getiriyor.
Bu sabah kahvaltı için Migros'a alışverişe gitti. Döndüğünde ben bebeği emziriyordum sinirle geldi bana;
- Kredi kartım onay vermedi yine, ödeme yapmadın mı sen kredi kartlarına? İşyerinin kredi kartı ile almak zorunda kaldım. Ay başında kesicem evin parasından haberin olsun dedi
- Niye? Ne kadar tuttu ki?
- 150 küsür..
- Neeee???!! Allah aşkına Özgür yumurta ile ekmek almaya gittin Migros'a, ne aldın ki o kadar??
- Ne bileyim aldım işte ne eksikse..
- Özgür manyak mısın? Bu kadar sızma zeytinyağını neden aldın?
- İndirimdeydi... Her 50 liralık alışverişe 25 liralık yağ sadece 7 liraydı.
- İyi de indirimde diye 6 ay yetecek yağı şimdiden almana gerek yoktu ki... Neden sadece söylediklerimi alıp gelemiyorsun ki?...Ooof of!... Sen gitme bir daha alışverişe ben gideyim, senin bütçede açtığın gediği kapamak daha zor.
Uzun lafın kısası acilen alışverişi yeniden benim yapmaya başlamam lazım. Henüz bebekle tek başıma hiç dışarı çıkmadım. Hem kendimi biraz zor toparladığım için hem de havalar soğuk olduğu için bugüne kadar cesaret edemedim açıkçası. Ama sanırım bu haftadan itibaren duruma el koymam gerekecek yoksa bu adamın bizim bütçede açtığı delik ozon tabakasındaki delikten bile büyük olacak.
16 Mart 2013 Cumartesi
Ömer'in Ödevi
Cuma gecesi, saat 11 olmuş Ömer ödev yapıyor.
Ömer- Anne fonograf'ı kim bulmuş?
Ben- Ne bileyim oğlum, gelmişim 35'ime hiç lazım olmadı bu güne kadar. Bakalım Google'dan...
Kısa bir araştırmadan sonra...
Ben- Yaz, Thomas Edison bulmuş
Ömer- Edison mu bulmuş?
Ben- Evet Edison
Ömer-Vay beee! Adam amma da ballıymış, hem ampülü hem de fonografı bulmuş...
Ömer- Anne fonograf'ı kim bulmuş?
Ben- Ne bileyim oğlum, gelmişim 35'ime hiç lazım olmadı bu güne kadar. Bakalım Google'dan...
Kısa bir araştırmadan sonra...
Ben- Yaz, Thomas Edison bulmuş
Ömer- Edison mu bulmuş?
Ben- Evet Edison
Ömer-Vay beee! Adam amma da ballıymış, hem ampülü hem de fonografı bulmuş...
13 Mart 2013 Çarşamba
Özgüven de bir yere kadar...
- Çocuğun nevri döndü diyoruz da, asıl nevri dönen biziz. Düşünsene, gazı var diye kakası olan ama tuvalete yapmak için tutan çocuğu yatırmışım göğsüme sırtına vurup duruyorum. Resmen gözümün içine bakıyor çocuk "yapma yapmaaaa patlayacağım" diye. Yavrum benim yaaa.... Onca baskıya rağmen nasıl tuttu bu çocuk kakasını? Sonra da kakası geldi diye açtık poposunu tuvalete tuttuk aç çocuğu, seni de karnın açken tuvalete tutsalar sen de sinirlenirsin. Kalkalı 2,5 saat olmuş elbet acıkacak. "İki tane gerizekalı, ne yapıcam bunlarla bilmem?" diye düşünüyordur çocuk. Bizse 3. çocuğu yaptık ya süperiz, çözdük herşeyi, artık bu işi biliyoruz diyoruz, ne salaklık ama!
Evet gerçi Özgür bunları söyledikten sonra ikimiz de psikopatlar gibi güldük kendimize ama bu cümleler şu anki durumumuzu özetliyor tam olarak. 3. çocuğu yaptık ama hala özünde beceriksiz iki salağız. Özge'nin kakasını bezine yapmadığını ve de tuvalete yapmak için inatla tuttuğunu gördükçe kafamızı duvarlara vurmak istiyoruz. İki oğlanı zorla altlarına ettirerek büyüttük diye düşündükçe ikimize de fenalıklar geliyor. Bebek oyalamakta da çok yaratıcı değiliz maalesef. Hala eski tas eski hamam devam ediyoruz. Sıkıştığımızda bir tane müzik çalan kız bebek oyuncağını dayıyoruz çocuğun burnuna, onunla oyalanıyor. Bir süre şaşkın şaşkın bakarak oyuncakla oyalanıyor diye biz oyuncağı sevdiğini varsayıyoruz ama nefret te ediyor olabilir tabi. Sonradan bulup işini bitirmek için iyice inceliyordur belki. Bu sabah kahvaltı sofrasında yine koymuşuz Özge'yi ana kucağına, yanına da dayamışız o bebeği, ha babam müzik çaldırıp duruyoruz. Uğur dedi ki;
- Anne bak! Özge bebeğin kulağını tutuyor!
Özgür;
- Hah kulağından yakalamış. Biraz daha büyüsün bence "Yeter artık kafamı şişirdiğin" diye gırtlağını da sıkacak o bebeğin ama daha beceremiyor çocuk.
Resmen anladık ki kaçıncı çocuk olursa olsun yeni bir bebek her zaman insanı alt üst etme becerisine sahip. Bu sabah Özgür'le aramızda geçen konuşmaları bilseniz anlarsınız neden bahsettiğimi;
Özgür- Selen sakat işler yapıyorsun bir kolunda bebek, diğer elinde kesme tahtası... Hayırdır?
Selen- İyi, tamam... sen al şunu da ekmek kes çocuklara
Özgür- Tek elinde çocukla bu ekmek tahtasına boza dökmeyi nasıl becerdin? Dedim sana sakat işler yapıyorsun diye...
15 dk sonra;
Özgür- Çoraplarımı gördün mü?
Selen- Yoo nerdeydi ki?
Özgür- Bilsem... Her yere baktım nerede ve neden çıkardığımı da hatırlayamadım ki...
6 Mart 2013 Çarşamba
Elimde patladı bu çocuk
İki haftanın sonunda annem evine döndü biz de kaldık yine biz bize. Annem gider gitmez iki ayağım bir pabuca girdi tabi. Normalde bir uyuduğunda 2,5-3 saat uyuyan Özge saat başı uyanmaya başladı. O doğru dürüst uyumayınca ben de uyuyamadım, yemek yapamadım vs zincirleme reaksiyon olarak bir anda ben zombiye ev de çarşamba pazarına döndü. Mutfak bir yandan, çamaşırlar bir yandan, dağınıklık diğer bir yandan sanki evin içinde bir bomba patlamış gibi oldu. Üstüne üstlük Özgür grip oldu, böylece "kızım da kızım, canım ciğerim" diye sürekli kucağında taşıyarak kucağa iyice alıştırdığı bebek koala gibi göğsüme yapışık vaziyette kalakaldım.
Karnımda iç kanamadan yadigar kalan acı verici şişlik yüzünden içtiğim antibiyotikler Özge'nin poposuna pişik yaptı. Ben de tabi çok akıllıyım ya, bebeğimi bezsiz büyütücem ya, pişik olmuş poposu daha fazla tahriş olmasın diye mıkırdanıp durduğu ve ben "ne derdi var acaba" diye duvarları tırmaladığım bir gün Özge'yi tuvalate tuttum. 5 günlüktü daha. Bir yandan aynadan derin düşüncelere dalmış o minik suratına bakıyor bir yandan da rahatlasın diye kafasının tepesine hafifçe üflüyordum ki seninki bödöf diye patladı lavaboya. (Evet yazının başlığı buradan geliyor, iğrenç espri anlayışımı uykusuzluğuma verin) Ardından da çişini yaptı rahatladı. Ben de ılık suyla yıkadım poposunu, taktım bezini geri. Aman sen misin bunu yapan! Meğerse "bezsiz bebek" olayına benim kız benden daha meraklıymış. Bir benimsedi bu tuvalete tutma olayını sormayın gitsin. Bacak kadar şey bana tuvalet eğitimi veriyor. Uyku arasında bile ıkınıyor sıkınıyor hayatta bezine kaka yapmıyor artık. İlla tuvalete tutacağız küçük hanımı. Bezine kaka yapmamak için bu kadar uğraşınca da sanırım uyku tutmuyor, saat başı uyanıp duruyor. Elbet bu kaka yapma durumu ve uykuları düzene girecek diye bekliyorum. Şimdilik hazır bezi sadece çiş yapmak için kullanıyor. O da hazır bez ıslaklık hissi vermediği için sanırım farkında olmadan gayri ihtiyari oluyor. Kaka durumu böyle olunca ben de henüz yıkanabilir bezle falan çiş eğitimine girmedim haliyle. Çiş yapmak için de uykudan kalkmaya başlarsa korkarım tuvalette yatmamız gerekecek.
Bunların dışında alt kattaki komşuyla dün birbirimize girdik. Neymiş efendim bizim gürültümüzden duramıyormuş artık. Tüm apartman bıkmışmış bizden. Ne yapmışız onu da anlamış değilim. Bebek desen ağlamayı geçtim gıkı bile çıkmıyor. 2 haftadır kardeş doğdu diye süklüm püklüm evde bir köşede oturup duran çocuklar mı gürültü yapıyor, neyden rahatsız oluyorlar ailecek bilmiyorum. Çocukları üniversitede okuyormuş ders çalışamıyorlarmış. Biz de okuduk üniversitede ama mutlak sessizlik olacak diye kimseyi terörize etmedik. Sanırım başka yerden gelen gürültüyü biz yapıyoruz sanıp trip yapıyor bize ama artık kimseyle uğraşacak, laf anlatacak halde değilim. Ev bakmaya başladım. Bir kaç emlakçıyla da konuştum, nasıl bir yer aradığımı anlattım, "bulursanız böyle bir yer, mutlaka haber verin" dedim, bakalım ne olacak.
3 çocuklu hayattan bazı diyaloglar ise şöyle
Hastanede taburcu işlemlerini yaptıran Özgür- Biz bugün taburcu olacağız da var mı ekstra ödememiz?
Bankodaki hemşire- Ödemeyi yapmışsınız zaten, ne ekstrası?
Özgür- Öyle minibara falan takıldık ta biraz...
Hastanede;
Bebek hemşiresi - Ne zaman isterse emzirin, 10 dk dan az olmasın 15 dakikayı da geçmesin.Sizi emzik olarak kullanmasına izin vermeyin. Zaten şimdi onun midesi misket kadar. Süt yeter mi yetmez mi dert etmeyin, normalde doyar o sürede.
Evde;
Özgür- Aranıyor bu Selen, emzirmen lazım
Ben- Daha ne emecek? Her iki memeyi de emdi ya! Gak dese süt çıkıyor ağzından burnundan. Hani misket kadardı bunun midesi?
Özgür- O misket oldu sana topuz kadar, doymamış işte ne yapacaksın. Baksana gıdı da yapmış kendine. Al emzir hadi..
Evde bebek telsizini kurmaya çalışan çocuklara
Ben- Uğur bak o telsizi amacı dışında kullandığınızı görmeyeyim
Uğur- Ne gibi?
Ben- Telsizle oyun oynamak gibi, kuzenler geldiğinde telsizi göstericez diye kurcalamak gibi hani...Bebek uyur telsizin pili bitmiş olur falan, sonra kafanızı kırdırmayın bana
Uğur- ...
Ben- Siz iyisi mi unutun o telsizin varlığını, evde öyle bir şey yok tamam mı?
Uğur- Tamam anne
Ben- Kurdunuz mu bari, düzgün çalışıyor mu?
Uğur- Ne?
Ben- Telsiz
Uğur- Ne telsizi anne?
Ben- Yürü git leyn düdük, dalga geçme benle
..... ve Uğur pis pis sırıtarak gider.
Karnımda iç kanamadan yadigar kalan acı verici şişlik yüzünden içtiğim antibiyotikler Özge'nin poposuna pişik yaptı. Ben de tabi çok akıllıyım ya, bebeğimi bezsiz büyütücem ya, pişik olmuş poposu daha fazla tahriş olmasın diye mıkırdanıp durduğu ve ben "ne derdi var acaba" diye duvarları tırmaladığım bir gün Özge'yi tuvalate tuttum. 5 günlüktü daha. Bir yandan aynadan derin düşüncelere dalmış o minik suratına bakıyor bir yandan da rahatlasın diye kafasının tepesine hafifçe üflüyordum ki seninki bödöf diye patladı lavaboya. (Evet yazının başlığı buradan geliyor, iğrenç espri anlayışımı uykusuzluğuma verin) Ardından da çişini yaptı rahatladı. Ben de ılık suyla yıkadım poposunu, taktım bezini geri. Aman sen misin bunu yapan! Meğerse "bezsiz bebek" olayına benim kız benden daha meraklıymış. Bir benimsedi bu tuvalete tutma olayını sormayın gitsin. Bacak kadar şey bana tuvalet eğitimi veriyor. Uyku arasında bile ıkınıyor sıkınıyor hayatta bezine kaka yapmıyor artık. İlla tuvalete tutacağız küçük hanımı. Bezine kaka yapmamak için bu kadar uğraşınca da sanırım uyku tutmuyor, saat başı uyanıp duruyor. Elbet bu kaka yapma durumu ve uykuları düzene girecek diye bekliyorum. Şimdilik hazır bezi sadece çiş yapmak için kullanıyor. O da hazır bez ıslaklık hissi vermediği için sanırım farkında olmadan gayri ihtiyari oluyor. Kaka durumu böyle olunca ben de henüz yıkanabilir bezle falan çiş eğitimine girmedim haliyle. Çiş yapmak için de uykudan kalkmaya başlarsa korkarım tuvalette yatmamız gerekecek.
Bunların dışında alt kattaki komşuyla dün birbirimize girdik. Neymiş efendim bizim gürültümüzden duramıyormuş artık. Tüm apartman bıkmışmış bizden. Ne yapmışız onu da anlamış değilim. Bebek desen ağlamayı geçtim gıkı bile çıkmıyor. 2 haftadır kardeş doğdu diye süklüm püklüm evde bir köşede oturup duran çocuklar mı gürültü yapıyor, neyden rahatsız oluyorlar ailecek bilmiyorum. Çocukları üniversitede okuyormuş ders çalışamıyorlarmış. Biz de okuduk üniversitede ama mutlak sessizlik olacak diye kimseyi terörize etmedik. Sanırım başka yerden gelen gürültüyü biz yapıyoruz sanıp trip yapıyor bize ama artık kimseyle uğraşacak, laf anlatacak halde değilim. Ev bakmaya başladım. Bir kaç emlakçıyla da konuştum, nasıl bir yer aradığımı anlattım, "bulursanız böyle bir yer, mutlaka haber verin" dedim, bakalım ne olacak.
3 çocuklu hayattan bazı diyaloglar ise şöyle
Hastanede taburcu işlemlerini yaptıran Özgür- Biz bugün taburcu olacağız da var mı ekstra ödememiz?
Bankodaki hemşire- Ödemeyi yapmışsınız zaten, ne ekstrası?
Özgür- Öyle minibara falan takıldık ta biraz...
Hastanede;
Bebek hemşiresi - Ne zaman isterse emzirin, 10 dk dan az olmasın 15 dakikayı da geçmesin.Sizi emzik olarak kullanmasına izin vermeyin. Zaten şimdi onun midesi misket kadar. Süt yeter mi yetmez mi dert etmeyin, normalde doyar o sürede.
Evde;
Özgür- Aranıyor bu Selen, emzirmen lazım
Ben- Daha ne emecek? Her iki memeyi de emdi ya! Gak dese süt çıkıyor ağzından burnundan. Hani misket kadardı bunun midesi?
Özgür- O misket oldu sana topuz kadar, doymamış işte ne yapacaksın. Baksana gıdı da yapmış kendine. Al emzir hadi..
Evde bebek telsizini kurmaya çalışan çocuklara
Ben- Uğur bak o telsizi amacı dışında kullandığınızı görmeyeyim
Uğur- Ne gibi?
Ben- Telsizle oyun oynamak gibi, kuzenler geldiğinde telsizi göstericez diye kurcalamak gibi hani...Bebek uyur telsizin pili bitmiş olur falan, sonra kafanızı kırdırmayın bana
Uğur- ...
Ben- Siz iyisi mi unutun o telsizin varlığını, evde öyle bir şey yok tamam mı?
Uğur- Tamam anne
Ben- Kurdunuz mu bari, düzgün çalışıyor mu?
Uğur- Ne?
Ben- Telsiz
Uğur- Ne telsizi anne?
Ben- Yürü git leyn düdük, dalga geçme benle
..... ve Uğur pis pis sırıtarak gider.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)