29 Nisan 2013 Pazartesi

Taşındık yenilendik

Geçen Çarşamba taşındık biz. Hatta yerleştik te yeni evde ilk doğum günü partimizi bile verdik dün.

Çok ışık hızında bir taşınma oldu bu. Pazartesi ve salı evi topladım paketledim, çarşamba da Yasemin'in önerdiği firma gelip eşyaları taşıdı. Pazar günü doğum günü partisi olacak diye de öyle bir hızla yerleştirdik ki evi ne siz sorun ne de ben söyleyeyim. Gerçi iyi oldu 1 haftada taşınma işini halletmiş olduk ama öyle yoruldum öyle yoruldum ki bir haftada tam 2 kilo vermişim.

Yeni eve alışmak çok kolay oldu, her şeyini ilk günden sevdirdi bize. O kadar çok çocuk var ki etrafta oğlanlar da artık dışarıda oyun oynayabiliyorlar ve ben de gönül rahatlığıyla, aklım onlarda kalmadan gönderebiliyorum ikisini de bahçeye. Normalde hem dışarıda oynayamadıkları hem de alt komşu teröründen çekindikleri için evde otura otura bilgisayar oyunlarına sarmışlardı. Saat sınırlaması koymuştuk ama hafta sonu bile bilgisayar oyununun başına daha önce oturabilmek için saat 7:30-8:00 gibi kalkıyorlardı. Bu sefer tüm cumartesi günü bahçede oynadıkları için pazar sabahı saat 9:00' da hala yataklarında fosur fosur uyuyorlardı.

Uzun lafın kısası yeni evde;

Çocuklarım mutlu, çünkü evde alt komşu korkusu olmadan oynayabiliyor ve bahçede diğer çocuklarla vakit geçirebiliyorlar hatta arada böyle, bir koşu gelip camdan, balkondan su istiyorlar.


Ben mutluyum, çünkü salon camını açtıkça içeri dolan bu mor salkımın kokusu hem beni mest ediyor hem de içinde büyüdüğüm anneannemin bahçesini hatırlatıyor.


Çiçeklerim mutlu, çünkü açık havaya kavuştular.


Çamaşırlarım bile mutlu güneşte, açık havada kuruyabiliyorlar.


Yeni komşularımız da mutlu çünkü ekmek kırıntılarını onlarla paylaşıyoruz.


Bu durumda kınayı eski alt komşumuza mı gönderelim kendimiz mi yakalım bilemedik :P

16 Nisan 2013 Salı

Taşınma (Bölüm 8, Çekim 1)

Şubat'ta bebişin doğumuyla başlayan, ardından iş konusundaki gelişmelerle oldukça sarsılan ve bulanıklaşan hayatımız artık durulmaya başladı. Son iki ayda Özge dışında da pek çok değişiklik olmuştu hayatımızda. İşle ilgili bazı çok güzel gelişmeler oldu, bu gelişmeler neticesinde bir miktar sevinç ve ferahlık duygusuyla birlikte bazı hayal kırıklıkları ve üzüntüler de yaşandı. Sonuçta hayat bizi pek çok konuda yeni ve radikal denebilecek kararlar almak mecburiyetinde bıraktı.

Sizin anlayacağınız geçtiğimiz iki ay Özge'nin aileye katılmasının verdiği mutluluğun perde arkasında aslında epey sancılı bir dönem yaşadık. Ne içimden yazmak geldi ne de bir şeyler üretmek veya okumak. Sonuçta bazı şeyler karara bağlandı, bazı şeyler halen tartışılıyor, bazı hususlarsa hala belirsiz... Ama neticede üzerine hayatımızı kurduğumuz, tüm o yerinden oynamış taşlar yavaş yavaş yeni yerlerini buluyorlar.  

Yaşayacağımız yeni evin seçimi, alınacak her bir farklı karara bağlı olasılıklar silsilesine göre farklılık gösteriyordu. En çok ta işte bu insanı yıpratıyor. Her şey net olsa insan kendi yolunu daha rahat çizebilecek, daha kesin kararlar alıp hemen uygulamaya koyabilecek ama bazı konular hep başka insanlara ve başka olaylara bağlı olunca yaşanan o belirsizlik duygusu insanı bazen çıldırtacak noktaya gelip dayanıyor.

Neyse, sonunda hayatımızda bazı hususlar netleşti ve biz taşınacağımız yeni evin yeri konusunda bir karar verebildik. Hem okula yakın, hem kirası uygun, hem de gönlümüze göre ev bulamadık. O yüzden okula yakınlık kriterinden taviz vermek zorunda kaldık ama sonuçta hepimizin çok içine sinen bir evde karar kıldık. Evi gezerken çocuklar pek sessizdi. Bir ara emlakçı yanımızdan uzaklaşınca çaktırmadan sorduk, "Eee çocuklar beğendiniz mi bu evi?" diye ikisi de heyecanla "Evet çok beğendik ama belli etmemeye çalışıyoruz" dediler. Alemler doğrusu, daha önce bir kaç defa ev gezerken konusu olmuştu, bir evi beğenirseniz çok belli etmeyin, emlakçıyla pazarlık şansımız kalmıyor sonra demiştik, unutmamışlar... Kirada pazarlık yapabilelim diye evi beğenmiş gibi görünmemeye çalışıyorlarmış. :D

Uzun lafın kısası artık yeni evimizi tuttuk, okula ve şimdi oturduğumuz eve biraz uzak, yine kocaman bir binada (hiç sevmiyorum böyle yüksek binaları) ama en azından bu seferki kullanılabilir bir balkonu da olan, küçük, şirin bir bahçe katı. Merkeze de çok yakın, yürüyüş mesafesinde her şey. O açıdan içime çok sindi, bu sitedeki saçmalıklardan, takıntılı komşulardan ve şu salak, işe yaramaz "Fransız Balkonu"mdan kurtulacağım için çok mutluyum. Allah huzurla oturmayı nasip eder inşallah, bu ay sonunda taşınacağız. Dolayısıyla yeniden eşya toplama çılgınlığına başlayacağım ben. Bir süre beni göremezseniz merak etmeyin, 2 oğlan ve bir bebeyle ev topluyor olacağım.

Evet kısmetse, 14 yıllık evlilik hayatımın 8. taşınmasını gerçekleştireceğim, memur olsak daha fazla gezemezdik herhalde. Diğer bir yandan taşınma her ne kadar stres dolu ve eziyeti bol bir iş olsa da verdiği ferahlık ve yenilenme duygusunu seviyorum ben. Taşınma bahanesiyle ev elden geçiyor, fazlalıklar ya veriliyor ya atılıyor, dip bucak her şey elden geçiyor. Eve yığdığımız gereksiz bir sürü şeyden kurtulmaya bahane yaratıyor, dolayısıyla  her taşınmada insan sanki biraz daha hafifliyor. O yüzden yeni bir evde uyandığım ilk sabahı hep sevmişimdir. "Tedbil-i mekanda ferahlık vardır" diye boşuna dememiş atalarımız. 

5 Nisan 2013 Cuma

Bahar kapıda

Yavaş yavaş bebekli hayata alışıyoruz hepimiz. Evin düzeni de yerine oturuyor ufaktan. Bazı günler Özge uyuyor da uyuyor ben de evle ilgilenebiliyorum. Güzel yemekler yapıp eve biraz çeki düzen veriyorum. Bazı günler kolik ağrısı oluyor kucaktan inmiyor, uyuyamıyor o zaman tüm vaktimi onunla geçirip evi boşveriyorum. Bazen de bebek uyuduğu halde evde yemek varsa gerisini boşverip tembellik ediyorum. Salonda tozlar uçuşuyor, mutfak darmadağın duruyor, ev çıfıt çarşısı gibi görünüyor (tıpkı şu anki gibi) ama ben oturup internette vakit öldürüyorum, TV izleyip kendimi şımartacak smoothieler yapıp içiyorum, sürekli dantel dergileri inceliyorum falan. Fiziksel olarak tamamen iyileştim diyebilirim ama akıl sağlığım halen yerine gelmemiş olabilir.

Artık kendimi daha iyi hissettiğime ve şu ameliyat sonrası komplikasyonlardan da kurtulduğuma göre yarım kalan işlere geri dönebilirim. Şu yılan hikayesine dönen zayıflama macerama kaldığım yerden devam edebilirim mesela. Gerçi lohusalık bitmeden hamilelik öncesi kiloma dönmüştüm  o yüzden çok şükür, bir de hamilelik kilolarıyla uğraşmak zorunda değilim. Ama halen vermem gereken şöyle en az bir 14 kilo var. Ama bugün hava güzel, günlerden cuma, hiçbir şeyin moralimi bozmasına izin vermeyeceğim anacım. O 14 kiloyu gayet güzel verebilirim, geçen yaz azıcık yediklerime dikkat ederek 40 günde 6 kilo vermiştim. Şimdi emziriyorum üstelik, yaza kadar biraz dişimi sıkarsam bikini bile giyebilirim.(!)  Hayatımda bikini giymiş insan değilim, ama olsun. Hiç tarzım olmasa da şöyle sağdan soldan yağlar fışkırmadan bir bikiniye sığabileceğimi bilmek güzel olabilirdi. Hele o kiloları vereyim kendi kendime söz verdim; senelerdir "zayıflayınca giyerim" diye sakladığım her şeyden kurtulup kendime doğru dürüst birkaç parça giysi alıp gardrobuma bir çeki düzen vereceğim. Bugüne bugün artık 3 çocuk anasıyım daha bi ağırbaşlı olmam gerekir di mi ama.... Pffffttt ahahahaha.... Ne alıcam ki ben? Tabii ki üstümde daha güzel duran, yeni model bir kaç kot ve de t-shirt... Eski tişörtlerimle de şu resimdeki gibi bardak altlıkları veya nihaleler örerim artık :P


Spor ayakkabı almayı başardım bu arada. Hatta kışlıklar indirimdeyken kendime gelecek sene için güzel bir kışlık mont ta aldım. Gözleriniz yaşardı di mi? Üst baş alışverişi yapmayı sevmeyen, aldığı üç beş parça şeyi de lime lime olana dek giyen ben, hem de 3 çocukla, gittim bir alışveriş merkezinden kendime bir günde iki parça şey aldım. Başımıza taş yağacak! Ayakkabıdan emin değilim, çünkü spor ayakkabılar o kadar dayanmıyor, ama montu herhalde bir on sene giyerim artık. Şu uyuşukluktan da kurtulabilirsem, havalar güzel gittiğinde bebekle birlikte atacağım kendimi sokaklara. İçime fenalık geldi evde otur otur. Ev desen darmadağın. Bari güneş yüzü görürüz de içimiz açılır biraz.

Bahar geldi, içimiz kıpırdamaya başladı tabi. Şöyle bir silkineyim de kışın sıkıntısından, karanlığından, ağırlığından kurtulayım dedim. Eve çeki düzen vermek, camları açıp bol bol havalandırmak, toz almak, dağınıklıktan kurtulmak istedim. Malum dağınık bir evde insan ferah ve tazelenmiş hissedemiyor. Bu sabah bebiş uyurken yatak odasına bir el attım. Uzun zamandır toz alamamıştım. Başucumu temizledim. Tüm ilaç, merhem, bandaj vs hastalık ve hastane çağrıştıran ne varsa kaldırdım, düzenledim. Başucu masamın o temizlenip ferahlamış halini görünce içim açıldı resmen. Hamileyken okurum diye habire salondan yatak odasına kitap taşımışım. Sağda solda bıraktığım kitapları topladım ahanda aşağıdaki yığın çıktı ortaya. Tüm bu kitapları yatak odasına taşırken aklım neredeydi bilmiyorum, hiçbirini de bitirebilmiş değilim. Hepsini salona geri getirdim. Sırasıyla okumaya başlayacağım tekrar.



Bezsiz Bebek'i geri götürebilirim çünkü halen arada sırada geceleri uyumadan önce açıp okuyorum. Bebek büyüdükçe yeni püf noktaları öğreneceğimden eminim. Şimdilik Özge'nin kaka sinyalini öğrendim. Ne zaman kaka yapacağını anlayabiliyorum ve tuvalete tuttuğumda genellikle yapıyor kakasını. Henüz çiş sinyalini keşfedemedim. Bazen kaka yapacak sanıyorum, tuvalete tuttuğumda sadece çişini yapıp bırakıyor, bazen hiç bir şey yapmıyor. Bazense kalın kafalılığım tutuyor kaka sinyalini bile anlayamıyorum, zavallım sonunda patlayıp  "Al sana! temizle bakalım şimdi" der gibi bakarak bezine dolduruyor. Çok üzülüyorum o zaman, anlayamadım derdini diye acaip vicdan azabı duyuyorum. Son günlerde de emzirirken hiç sinyal falan vermeden, emmeye bile ara vermeden yapıyor altına. Bebek büyüdükçe yeni yöntemler bulmamız, kendi çarelerimizi üretmemiz şart sanırım. Bu kaçırmalar geçici dönemler biliyorum. Fazla üstünde durmuyorum ve önümüze bakıyorum. Eminim ki pek çok bebekten çok önce bezden kurtulmuş olacak, sonuçta bu bir süreç. Çocuğa, bana ve zamana bağlı bir yol o yüzden arada bazı tümsekler olması normal.

Yoga kitaplarını da yeniden ciddi şekilde ele alacağım. Yaza kadar zayıflayacaksam yogaya da biryerlerden başlamalı artık. Tam Cem Yılmaz'lık oldum sanki; "Demek büyüyünce astronot olacaksın... Eh,  sen o zaman şimdiden zıplamaya başla"