28 Ekim 2010 Perşembe

İstifçi

Digitürk'te bir belgesel kanalında "Stokçular" diye bir program yayınlanıyor epeydir. Hani şu televizyonlara falan çıkan çöp evler olur ya, evde yaşanacak tek nokta kalmamıştır, evin her yerini kaplayan bir yığın olur, konu komşu şikayet eder, belediye gelir temizler ve biz de haberlerde izleriz. İşte meğerse bu aslında çok derin bir psikolojik rahatsızlığa bağlıymış. Bu tip insanlara ingilizcede "Hoarder" deniyor, Türkçe'mize de istifçi ya da stokçu diye çevirmişler. Aslında hepimizin içinde bir istifçi varmış, çekmecelerimiz, dolap içlerimiz vs evimizin bazı noktalarında herkesin ufak tefek biriktirdiği, atamadığı, atmadığı gibi duygusal bazı nedenlerden dolayı sürekli yenilerini aldığı bazı şeyler olurmuş. Kimisi sürekli ayakkabı alır mesela, kimisi garip şeylerin kolleksiyonunu yapar, bunlar hep istifçilik belirtileriymiş. Herkesin içinde küçük bir parça istifçilik olması normalmiş ama bu durum o insanın yaşamını etkiler boyutlara gelmeye başlarsa durum ciddi demekmiş.

Programları izleyip, oradaki insanların hayatlarındaki eksiklikleri evlerine yığdıkları eşyalarla doldurmaya çalıştıklarını gördükçe ben de kendi kendime düşünmeye başladım benim istifçi yanım kontrolden çıksa ev neyle dolar diye ve aklıma kitaplarım, yünlerim ve de sudokularım geldi.

Kitaplığımın hali yukarıda, aldığım kitapları çoktandır ikinci sıraya dizmeye başladım. Aşağıdaki yün sepeti de evdeki yünlerin herhalde sadece 10'da 1i falandır. Aman Özgür duymasın, kitaplığı görüyor sonuçta ama yünlerin toplam hacminden haberi yok henüz. :P

İnternetten sürekli yün aldığım bir site var; Yün cenneti. Dünyanın her yerine yün gönderiyorlar hem de bazen çok uygun kampanyalar yapıyorlar. Her salı indirim günleri mesela. Bir defasında baktım çok uygun fiyata, farklı renklerden set halinde mohair örgü yünü satıyorlardı. O sırada yaz mevsiminde olduğumuzu söylememe gerek yok sanırım. İnceledim, bir pakette 40 yumak vardı ama normalde 3,5-4 lira olan yumak 75 kuruşa falan geliyordu. Özgür'e sordum "İndirimden yün alicam, bir sorun olmaz di mi?" "Ne kadar yün alacaksın ki?" dedi bana ben de fiyat yerine ağirlik söyledim "2 kilo kadar" Anlamadı tabi, 2 kiloyu elma cinsinden falan hayal etti herhalde "Hmm iyiymis, al bakalım" dedi. Yünler gelince ikimizin de gözü yuvalarından uğradı. Özgür "Yün al dedim ama böyle balya ile alacağını düşünmemiştim yani!"diye çıkıştı bana ama "2 kilo olacağını söyledim sana!" diye sıyrıldım içinden. Hala daha o yün alışveriş macerasını kafama kakar durur.

Kitap okumak ve örgü örmek en sevdiğim iki hobiyken zaten sürekli kitap ve yün alan bir insandım. Ama yazdan beri sudokuyla kafayı bozmuş vaziyetteyim. Alttaki kitaplara ek olarak gazetelerin bulmaca eklerindeki sudokuları da çözmeye, hatta çözmeye yetiştiremediklerimi kesip saklamaya, biriktirmeye başladım. Ben böyleyken sanırım babamın da başını yaktım. Benden gördüğünden beri o da gazetelerin sudokularını çözmeye başlamış. Ne zaman annemle konuşsam, babamı sorduğumda "İyi baban da, bütün gün sudoku çözüp duruyor, iyi halt ettin başımıza sardın şu sudokuyu, nerdeyse tuvalette bile sudoku çözecek" diyor. Bense marifetmiş gibi cevap veriyorum "Ama bağımlılık yapar diyordu aldığım kitabın üstünde Anne, ne yapacaksın hastalık bu, sen de başla istersen başka çaresi yok".

Gerçekten sudoku bir hastalık, bağımlılık yaptığı yetmezmiş gibi bir de bulaşıcı. Gerçi benden Özgür'e bulaşmadı henüz ama herhalde şu aralar vakti olmadığından. Ümit ediyorum, yakında O da sarar da benim istiflediğim sudokulara laf söylemez o zaman çünkü ne zaman yün konusu açılsa "Belediyeyi arayacağım yakında bu gidişle" diyor ama Allah aşkına daha kontrolden çıkmadım ki ben, hala daha evde adım atacak yer var....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder