 |
| 18 Haziran 1998 - Okul Bahçesi |
Dün akşam, yine tüm çocukları uyuttuktan sonra balkonda buluştuk seninle. Yine montumun fermuarını ben bir türlü beceremediğim için sen kapattın. Bahçe katında kediler mesken tutmasın diye katlayıp duvara dayadığımız sandalyelerimizi açıp oturduk geceye karşı. Birer cigara yaktık karşılıklı. Çocuklardan, herkeslerden gizli... İkimiz de 40'ına merdiven dayamış iki çocuk gibiyiz, anne babalarımızdan, çocuklarımızdan gizli sigara içiyoruz kış günü balkonda. Beraberken içmeye başladık ve sadece beraberken içiyoruz. Bazen araya seneler, bazen aylar, bazen günler giriyor. Ama ayrıyken aklımıza hiç sigara içmek gelmiyor. Gönül tiryakiliği bizimki. İki gönül yan yana olmayınca sigara bile aynı tadı vermeyecek biliyoruz.
Ne diyordum? Oturduk geceye karşı.. Soğuk, sisli, puslu, iğrenç bir hava vardı dışarıda. Kim bilir kaçıncıya nefret ettik bu şehirde yaşamaktan, kaçıncıya hayaller kurduk büyük şehirden kaçmak üzerine. Dün gece yeşillikler içinde bir arsa aldık, evi yaptık üstüne, akşamları şömineye karşı kitaplar okuduk ailece, ateş yakıp oturduk başında, bahçesinde meyve sebzemizi yetiştirdik sonra çocuklarla dalından kopardıklarımızı yedik... Sen bahçede oğlanlarla futbol oynadın, ben verandada kızla birlikte örgü ördüm... O ormanın kenarındaki arsada kaldı senin gönlün, biliyorum. Sırtını ormana yaslamış, köye bakan yamaçtaki o arsa... Dün gece, gelecekteki müstakbel şehirden kaçış yuvamız oradaydı işte, ama bu sefer ormandan gelen çakallar bizim tavuklara musallat oldu. O yüzden bir köpek almak şart oldu, ama köpek konusunda anlaşamadık. Ben dedim Kangal sen dedin Alman Kurdu... Sonra ben "Devamlı kalamayacaksak orada, köpekleri (anlaşamayınca her birinden birer tane aldık mecburen) kime bırakıcaz? Yazık. En iyisi kedi, hem buraya da getirebiliriz o zaman" Yemedin tabi, "Evin içinde hayvan olmaz Selen, buluruz elbet köyde köpeğimize bakacak birini" dedin. Sustum o zaman. Biliyorum günün birinde o arsayı alıp üstüne o evi yaptığımızda bahçesinde besleyeceğin köpeğe benden önce sen kıyamayacaksın. Arkanda bırakmamak için binbir takla atacak, bir kılıf uyduracaksın. "Dükkana da bekçilik eder hem" falan diyip getireceksin onu şehre, sonra iki arada taşıyıp duracağız hayvanı... :)
 |
| Temmuz 1999 - Fethiye |
Sonra evcil hayvan muhabbetini duyan, bizim sitenin sarman kedisi geldi yanımıza. Oturdu balkonun önündeki çimenlerin üzerinde. Bizle birlikte geceyi izledi bir müddet. Konuşmalarımıza kulak kabarttı kesin. Kendini bize yamamaya çalışıyor bence, ama sen hiç yüz vermedin hayvana. Zaten muhabbetimiz de içini baymış olmalı ki gitti bir süre sonra, çünkü iş konuşuyorduk o sırada.
İş ve gelecek konusunda seninle yine bir sürü plan yaptık dün gece. Sonra da kendimize güldük. Ne zaman böyle planlar yapsak bir bakıyoruz öyle gelişmeler oluyor ve öyle sürprizler sunuyor ki hayat bize; tüm kurduğumuz planları iptal edip yeni şartlara göre sil baştan yeni bir plan yapmamız gerekiyor. O da ancak koşullar yeniden değişene kadar yürürlükte kalıyor. Mesela 1 ayda bitecek diye sipariş verdiğimiz kalıp için tam sekiz ay beklemek zorunda kalıyoruz, ya da Çin'den getirdiğimiz kalıplar çalışmıyor, o zaman ürün basamıyoruz, satış yapamıyoruz, sonra leasing ve fabrikanın taksitlerini ödeyemiyoruz gidip parasızlıktan şerefsizin biriyle ortak olmak zorunda kalıyorsun. Gün geliyor o şerefsizden bıkınca da "Eeeh yetti be al paranı başına çal" deyip ceketini alıp çıktığında, yeni bir başlangıç yapmak için tası tarağı toplayıp İstanbul'a dönelim diyebiliyoruz.. Veya bir yerlerde birisi başka birinin başına anayasa kitapçığını fırlatıyor, bir yerde bir ağaç kesiliyor veya bambaşka bir sebepten hop bir hükümet krizi çıkıyor, bir bakmışsın dolar bir gecede fırlayıp 2 lirayı geçiyor, euro ise 3 liraya dayanıyor ve bir hafta önce yaptığımız tüm planlar alt üst olabiliyor. Bir hafta önce müşterisi hazır makinayı bitirebilmek için uğraşırken bir hafta sonra dolar ve euro fırlayınca, aynı makinayı kimse almak istemiyor. Bugüne kadarki tüm birikimi makina yapıp ortaya koymuş tam paraya çevirecekken döndük mü yine en başa? Tüm siyasetçi çocukları birer ticari deha canına yandığımın memleketinde, biri on, onu yüz yapıveriyorlar, bir tek biz senelerdir tırmalaya tırmalaya bir halt olamadık. Gerçi çok saçma hatalar da yaptık geçmişte, bazen yeni gelecek planları yaparken eski yaptığımız abuk sabuk hataları hatırlatıyoruz birbirimize. Çok güldüğümüz veya çok içimizin acıdığı şeyler oluyor. Hayat devam edip gidiyor, yarın ne olacağı hiç belli değil ama biz bir günlük bile olsa yine de bir plan dahilinde hareket etmeyi seviyoruz. Körolmayasıca mühendis yanımız, hiç kendimizi koyverip "anı yaşayalım, geleceği bırak bir saat sonrasını bile hiç düşünmeyelim" diyemiyoruz. İkimizin de arkasını kollayacak zengin bir babası ve nüfuzlu tanıdıkları yok neticede.
Komiğiz, en olmadık zamanlarda en olmadık şeylere gülebiliyoruz ama bugüne kadar kaç tane uçuk kaçık plan yaptık en çok onu düşündükçe gözümüzden yaş geliyor gülmekten. Daha 5 ay önce tepemiz atmış herşeyi boşverip çocuklarla Bodrum'a yerleşme kararı almıştık. 1 sene önce Avrupa Yakası'nda bir ev alma planları yapıyorduk. 3 sene önce İstanbul'un karşı yakasında ne işimiz var, bizim işyerimiz bu tarafta, seviyoruz biz Anadolu Yakasını diyorduk. 8 sene önce artık hayatımız İzmir'de, iki çocuk yeter, herhalde ileride buradan bir ev alırız, çocuklar burada okula başlar diyorduk. 10 sene önce Gönen'e yerleşmiş, organize sanayideki bir arsaya kendi fabrika binamızı inşa etmiş artık hayatımız burada şekillenecek diyorduk. 13 sene önce Kanada'ya göç edelim diyorduk. 14 sene önce seninle ilk işimizi kurduk ve sonraki 1 sene boyunca kelimenin tam anlamıyla süründük... Hayatta hep, artık bir yere yerleşelim, kök salalım dedikçe oradan oraya savrulduk.
Ama çok şükür becerdik mutlu olmayı biz bu hayatta. Sağlıklıyız, huzurluyuz, bir aradayız bunlar yetiyor insana aslında. 2 metrekare bir balkon, gün geliyor 2-3 dönüm bahçenin yerini tutuyor. Kocaman binaların bahçe katında bir daire, bahçeli bir evin yerini tutuyor. Apartmanların arasından görünen küçücük bir parça gri gökyüzü, yeşillikler içinde bir evin terasından izlenen, pırıl pırıl yıldızlarla süslü lacivet bir gecenin yerini tutuyor. Akşamdan akşama edilen iki saatlik sohbet, ayrı geçirilen koca bir günün yerini tutuyor. Çocuklarla evde geçirilen huzurlu bir gece, pek çok konserin, sinemanın, başbaşa çıkılan romantik yemeğin yerini tutuyor. Pek çok şey yaşadık bugüne kadar, beraber büyüdük seninle. Zaman zaman birbirimizin gırtlağını sıkacak kadar kızdık, bağırdık, çağırdık, hatta birşeyler fırlattık birbirimize ama sonunda beraber mutlu olmanın yolunu bulduk. Çok şükür Yaradan'a seni karşıma çıkardığı, hayatımızı birleştirmemize izin verdiği için.
 |
| 2012 Eylül - Çatalca |
Bu yazı senin içindi, biliyorum gizli saklı okuyorsun blogumu, yoksa Handan'ın oğlanın burnundan sümüğü emerek çıkardığını nereden bileceksin. Sonuçta dün gece diyordun ya "Allah ömür verirse, bundan 2 sene sonra, 5 sene sonra, 10 sene sonra neler olacak acaba? Ne umuyoruz ne verecek hayat bize?" diye işte benim tek umudum bundan önceki gibi bundan sonra da yine seninle bir hayat. Varsın maddi hiç bir şey vermesin hayat bize, şu an sahip olduklarımızdan hiçbirini alıp götürmesin yeter. Benim biricik dert ortağım, en yakın dostum, can yoldaşım, hayat arkadaşım, çocuklarımın babası, çocukluk aşkım... Sen var ya sen, sen anlarsın, akıllı adamsın :)