Biz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Nisan 2011 Salı

Bir evliliğin suyu nasıl çıkarılır?


18 yıldır birlikte olup, beraber büyüyünce ister istemez Özgür'le aramızda yeni bir iletişim şekli gelişti. Bazı konuşmalarımızı duyan herhalde ya bize deli der ya da şifreli bir dil kullandığımızı falan sanır.

Bazen birbirimize saçma sapan şakalar yapıyoruz ve çocuklar anlamadığı için de sadece ikimiz gülüyoruz. Birbirimizin herhangi bir olay karşısında nasıl tepki vereceğini çok iyi bildiğimizden durumu çoğu zaman kolaylıkla avantaja çevirebiliyoruz. Mesela akşam eve gelirken fırından ekmek almasını istediğimde, telefonda bana mırın kırın ederse dramatik bir ses tonuyla "Eve ekmek getir Adam!" diyorum. Gülerek kabul ediyor ekmek almayı. Beni delirtip zıvanadan çıkarttığı anlarda "Hasta ediyorsun insanı" diye çıkışıyorum Özgür'e O da cevap veriyor;  "Hasssta oluyorsun bana, di mi!".  Ne kadar kızgın olsam da gülüyorum ister istemez.

Annemin "keçiayağı" denilen bir çeşit hamur kızartması var. Çocuklar ona bayılıyor. Bazen anneanneyi arayıp akşam yemeğine keçiayağı ısmarlıyorlar, böyle durumlarda ben Özgür'ü arayıp "Kodadı Keçiayağı" diyorum O anlıyor ki akşam yemeğe annemlerdeyiz. İş çıkışı oraya geliyor. Ya da bazen çocuklar beni delirttiğinde ve ben dert yanmak için Özgür'ü arayıp "Senin filanca oğlun bana şöyle şöyle yaptı" diye başladığımda "Hmm peki... Var mı acil bir şey?" diye soruyor. Ben anlıyorum ki toplantıda "Yok" deyip kapatıyorum telefonu. Kimi zaman gün içinde aradığımdaysa "Alo, Galaksi Taksi" diye açıyor telefonu, bense "Araba var mı?" diye soruyorum, çünkü telefonu öyle açtığında moralinin iyi olduğunu, toplantıda vs olmadığını hatta muhtemelen eve dönmekte olduğunu anlıyorum.

Evde bazen Özgür salonda birşeylerle meşgulken "İyi geceler" deyip yatmaya gidiyorum. Ama klasik, yatmadan önce bir sürü yapılacak şey buluyorum evde. Hepsini halledip yatmaya gittiğimde bir bakıyorum Özgür sırf beni sinir etmek için benden önce yatmış sinsi sinsi gülüyor. Basit bazı şeyler bize başka anıları ya da başka eski olayları çağrıştırıyor, karşılıklı durup bir an birbirimize bakıyoruz ve o bakışta ikimiz de aynı şeyi düşündüğümüzü anlayıp durup dururken gülmeye başlıyoruz. Çocuklar çok bozuluyorlar böyle durumlarda. Uğur zaten ergenlik provası yapıyor bu aralar, herşeyi üzerine alınmakta bir numara. 

Ben bir şeylerle uğraşırken, ellerim kirli, ıslak vs iken çocuklar oyuncak legolarını getiriyorlar ayırayım diye. Ben de "Götürün, meendis bey yapsın" diye babalarına yolluyorum, meşgul de olsa "meendis" lafına çok güldüğünden yapıyor çocukların istediğini.  Benimle "mahallenin geceleri çamaşır asan manyağı" diye dalga geçtiği için akşam vakti elimde çamaşır sepetiyle görür görmez korku filmlerine yaraşacak bir fon müziği çalmaya başlıyor ıslıkla. Bazen ben dalmış harıl harıl bir şey söker ya da örerken ya da elimdeki sudokuya kafa patlatırken "Kahve yap Kadın!" diye takılıyor bana ben de gülüp kahve yapmaya gidiyorum çünkü biliyorum ki  "Kahve yap ta şöyle karşılıklı bir keyif yapalım" anlamına geliyor bu. Bazen ben evde sinirlenip ev ahalisine bağırıp çağırdığımda Özgür başlıyor "Evdeki ses, evdeki ses. Kes! Stres yaratma" diye Manga'nın şarkısını söylemeye. Hiçbir şey bulamazsak birbirimize sataşacak, şokellalı ekmek yerken birbirimize hülyalı hülyalı gülümsüyoruz. Dişleri kaplamış şokellayla pek eğlenceli oluyor. 

Geçenlerde kendisinin karşı yakada işi olduğu için Bağkur ve vergi borçlarımı taksitlendirmek için beni aynı zamanda en yakın arkadaşı olan ortağıyla Bağkur'a gönderdi. Dönüşte taksitlendirdiğimiz toplam borç miktarını öğrendiğinde adamcağıza benim için "Gelirken O'nu at bir yerde bi çukura, çok pahalıya patlıyor artık bana" demiş....

Kısaca bizim evliliğimiz anne babalarımızdan gördüğümüz resmiyet sınırlarına hiç uğramıyor. Ya belli bir süreyi birlikte geçirince insan birbirini daha iyi tanıyor ve çocuklar da büyüdüyse evlilikteki eğlenceli yanları yeniden görmeye başlıyor ya da biz gerçekten suyunu çıkardık bu işin. 

18 Nisan 2011 Pazartesi

Kitap peşinde

Günlerdir Özgür bana söylenip duruyor. Birisinden bir kitap ismi almış "Bunu bana al" diye geldi geçenlerde. Evin online alışveriş uzmanı olarak bana internetten alayım diye verdi kitabın ismini.  Artık fi tarihinde basılmış olduğundan mıdır nedir internette kitap satan hiçbir sitede kitabı bulamadım. Ben ne zaman kitap almak istesem "Önce evdekileri oku bitir sonra alırsın, masraf çıkarma şimdi" diyen adam tutturdu "İlla bu kitabı almam lazım" diye. Belki şimdi anlamıştır neden bir kitabı basılır basılmaz almanın daha mantıklı olduğunu çünkü işte böyle aradan zaman geçip te baskısı tükenince hiçbir yerde bulunmuyor. 

Neyse baktı ben bu kitabı internet üzerinden alamayacağım bu sefer Özgür tutturdu "Sahaflara gidelim" diye. 16 yaşından beri tanıdığım bu adamı henüz kendi çıkarlarım için Sahaflara bir kerecik bile götürememişken kendisine bir kitap lazım oldu diye taaa Ataşehir'den Beyazıt'taki Sahaflara gitmek istemesine bozulsam da karşı çıkmadım elbet. Sahafların benim için ayrı bir yeri vardır. 

Ben küçükken, annem ve babamın memuriyetleri dolayısıyla ülkeyi gezmekle meşgul olduğumuzdan bayramlarda, tatillerde hep İstanbul'a dedemi ve babaannemi ziyarete gelirdik. Ne zaman İstanbul'a gelsek te babamla el ele tutuşur, dedemin Karagümrük'teki evinden çıkar, yürüye yürüye Fatih'e, oradan Vezneciler'e oradan da Beyazıt'a Sahaflara giderdik. Baba kız tüm dükkanları eşeler, kitapları didik didik eder ondan sonra da ya aynı yolu yine yürüyerek geri döner, ya da Kapalıçarşı'dan veya Cağaloğlu Yokuşundan aşağı Eminönü'ne inerdik. Bazen yine yürüyerek Galata Köprüsü'nden geçip Karaköy'deki eniştemin berber dükkanına uğrardık.  Orada babam traş olurken ben genelde gazoz falan içerdim. Bir keresinde Tünelden Beyoğlu'na bile çıkmıştık. Akşam olunca da yine yürüye yürüye, baba kız eve geri dönerdik. Hiç unutmamışımdır babamla o uzuuun İstanbul yürüyüşlerinin keyfini. Dolayısıyla Beyazıt, Sultanahmet, Cağaloğlu, Eminönü hep sevdiğim mekanlar olarak kalmıştır bugüne dek.

Oldum olası yürümeyi de sevmişimdir. Dolayısıyla Özgür önce bir Sultanahmet turu arkasından da Beyazıt Sahaflar ziyareti önerince atladım tabi hemen "Olur" diye. Atladık arabaya 1. köprüden geçerek direk Eminönü üzerinden Sultanahmet'e gittik. Yolda da hep beraber 1. köprüden dönmemeye ant içtik. Pazar günü öğle saatleri olmasına rağmen öyle bir trafik vardı ki Anadolu'ya geçişte görmeniz lazımdı. 

Neyse Sultanahmet'te çok güzel bir gün geçirdik. Hava da süperdi. Kutlu Doğum Haftası olduğu için Sultanahmet Camii'nde Kur'an okunuyordu. Cami de hınca hınç doluydu. O yüzden turistleri içeri almamışlar zavallılar kapıdan bacadan içeriyi görmeye çalışıyorlardı. Etrafta turladık, her yere lale ekmiş Büyükşehir Belediyesi ama itiraf etmeliyim çok ta güzel görünüyordu hepsi. Camiye giremeyen turistler zaten lalelerle oyalanıyorlardı. Ya sadece laleleri fotoğraflayarak ya da önüne geçip poz vererek eğleniyordu çoğu. Kalanlar da kestaneci ve mısırcıları yakın markaja almış inceliyorlardı. Açık havada müzik yapanlar da vardı. Ayasofya ya da Yerebatan Sarnıcı için kuyrukta beklemeyi göze alamayanlar da müzik çalanları dinliyorlardı.

Biz de ortama uyduk, çocukların lalelerle resmini çektik


Sultanahmet'te karnımızı doyurup Beyazıt'a doğru yola koyulduk. Yolda öyle çok yerde durduk, öyle çok sağa sola bakındık ki o yol bize çok uzun geldi. Çok ta yorulduk. Genel kanının aksine Pazar günü Sahaflar açıktı. Özgür de aradığı kitaba kavuşup mutlu oldu yazık. Çocuklar helak oldular yürümekten. Çocukları bırak zaten biz de feci yorulduk. Eve bir an önce dönmek için hızla yürüyerek Sultanahmet'e geri döndük. Dönüş o kadar kısa sürdü ki hepimiz şaşrıdık. Meğer Beyazıt'a sallana sallana, etrafa bakına bakına gittiğimiz için bize çok uzak gelmiş. Dönüşte köprü trafiğine girmemek için Eminönü'nden arabalı vapura bindik 15 dakikada Harem'e geçmiştik bile. O kadar hızlı döndük ki eve, biz bile inanamadık. 

Sahafların fotoğrafını çekmek aklıma bile gelmedi Ömer yorgunluktan öyle çok huysuzluk yapıyordu ki kitaplara bile bakamadım doğru dürüst. Uğur'sa "Anne yalvarırım, artık dönelim eve" diye yalvarmakla meşguldu. Eşek sıpaları, evde bütün gün tepinir dururlar, "Oğlum yapma, etme, otur.." dedikçe daha çok azarlar, ama iki adım yol yürütünce de böyle "Yorulduk" diye ayılıp bayılırlar. O kadar çok yorulmuşlar ki Uğur bu sabah okula gitmeden önce şöyle dedi "Anne öyle çok gezdik ki hafta sonu, sanki 15 gün tatil yapmış gibiyim."