Zaman zaman çocukları gölete götürüyoruz. Top oynayıp uçurtma uçurmaya falan çalışıyorlar. Ya da en kötü ihtimal çimenlerde yalınayak koşturup yuvarlanıyorlar. Eh kan çıkmadan önce bir şekilde aileden bazılarımızın elektriğini boşaltması lazım ... :P
Geçenlerde kahvaltıyı göletin yanındaki parkta, piknik gibi yapalım dedik. Yanımıza birkaç poğaça, biraz peynir, zeytin ve bolca domates salatalık alarak koca bir termos çayla birlikte gölete gittik. Hafif tepe bir yere ağaçların altına kilimleri serip tam kahvaltı etmeye başlamıştık ki göldeki ördekler vaklayarak kahvaltı soframızı bastı. Mecburen Özgür'ün aldığı simitleri onlarla paylaştık. Ondan sonra biraz rahat verdiler de pikniğimsi kahvaltımızı bitirip günün keyfini çıkarabildik.
Bayramın birinci günü maalesef teyzemi toprağa verdik. Ondan yadigar işte bu battaniye kaldı geriye. O da örgü örmeyi çok severdi. Herkese battaniye, bebek hırkası veya yeleği örer dururdu. Cenazeden sonra evini toparlayan annem ve teyzem Nezaket Teyze'nin örgü sepetini ve şişlerini hatıra olarak bana getirdiler. Çok duygulandım. Sepete kılıf diktim geçen gün. Koca bir günü o kılıfı dikmeye harcadım ama güzel oldu bence. Şirin ve dayanıklı bir örgü sepetim oldu hem de her kullandığımda, nur içinde yatsın, Nezaket Teyze'yi hatırlatacak bana...
Arkada koltuğun üzerine atılı duran battaniye ise hala sürünüyor elimde. Arada bir bir -iki motif yapıp ekliyorum sağına soluna. Böyle geçip gidiyor işte günler. Günde 100 sayfa okuma olayı bu hafta pek iyi gitmedi. 100 sayfaya yaklaşamadım bile, 50 sayfalarda kaldım hep. Ama başladığımdan beri iki kitap bitti üçüncüsü de sonuna yaklaştı. Okul açılınca daha hızlanırım diye ümit ediyorum bakalım zaman ne gösterecek.