29 Ağustos 2012 Çarşamba

Yaz biterken

Günler haftalar öyle hızlı akıp gidiyor ki... Okulun açılmasını çocuklar olmasa da ben iple çekiyorum. Çünkü bazen cidden delirtiyorlar beni. Can sıkıntısından sürekli didişiyorlar, inanın ne kafa kaldı artık ne sabır sık sık kendimi çocuklara tehditler savururken, avaz avaz bağırırken buluyorum. Böyle zamanlarda beni hiç takmamaları ise beni daha da sinir ediyor. Ama babam zamanında söylemişti "Boş tehditler savurmanın çocuk üzerinde etkisi olmaz, yapmayacağın yapamayacağın şeylerle tehdit etme onları, veya bir gün söylediklerini gerçekten yap ki bir işe yarasın söylediklerin" diye. Tecrübe böyle bir şey işte...

Zaman zaman çocukları gölete götürüyoruz. Top oynayıp uçurtma uçurmaya falan çalışıyorlar. Ya da en kötü ihtimal çimenlerde yalınayak koşturup yuvarlanıyorlar. Eh kan çıkmadan önce bir şekilde aileden bazılarımızın elektriğini boşaltması lazım ... :P





Geçenlerde kahvaltıyı göletin yanındaki parkta, piknik gibi yapalım dedik. Yanımıza birkaç poğaça, biraz peynir, zeytin ve bolca domates salatalık alarak koca bir termos çayla birlikte gölete gittik. Hafif tepe bir yere ağaçların altına kilimleri serip tam kahvaltı etmeye başlamıştık ki göldeki ördekler vaklayarak kahvaltı soframızı bastı. Mecburen Özgür'ün aldığı simitleri onlarla paylaştık. Ondan sonra biraz rahat verdiler de pikniğimsi kahvaltımızı bitirip günün keyfini çıkarabildik.






Bu aralar fazla elişleriyle uğraşamadım. Şu battaniyeyi Gönen'e gitmeden önce bitirmiştim bayramdan önce de kenarlarını örüp tamamladım. Kocaman bir şey oldu. Hatırlarsanız Nezaket Teyze'nin çocuklara ördüğü iki küçük battaniyeyi birleştirerek yapmıştım bunu. Kendisi anneannemin küçük kardeşiydi.


Bayramın birinci günü maalesef teyzemi toprağa verdik. Ondan yadigar işte bu battaniye kaldı geriye. O da örgü örmeyi çok severdi. Herkese battaniye, bebek hırkası veya yeleği örer dururdu.  Cenazeden sonra evini toparlayan annem ve teyzem Nezaket Teyze'nin örgü sepetini ve şişlerini hatıra olarak bana getirdiler.  Çok duygulandım. Sepete kılıf diktim geçen gün. Koca bir günü o kılıfı dikmeye harcadım ama güzel oldu bence. Şirin ve dayanıklı bir örgü sepetim oldu hem de her kullandığımda, nur içinde yatsın,  Nezaket Teyze'yi hatırlatacak bana...




Arkada koltuğun üzerine atılı duran battaniye ise hala sürünüyor elimde. Arada bir bir -iki motif yapıp ekliyorum sağına soluna. Böyle geçip gidiyor işte günler. Günde 100 sayfa okuma olayı bu hafta pek iyi gitmedi. 100 sayfaya yaklaşamadım bile, 50 sayfalarda kaldım hep. Ama başladığımdan beri iki kitap bitti üçüncüsü de sonuna yaklaştı. Okul açılınca daha hızlanırım diye ümit ediyorum bakalım zaman ne gösterecek.

21 Ağustos 2012 Salı

Bu aralar bebek bekliyorum ya...

Bu aralar Özgür'ün diline pelesenk oldu bu. Benimle veya kendisiyle dalga geçmek için hep bu cümleyi kullanıyor. Hep te öyle zamanlara denk getiriyor ki beni gülmekten öldürüyor.

Geçenlerde işyerinden aramış beni azarlıyor,
- Saat beş buçuk olmuş, neden bu saate kadar aranmıyorum ben? Ayıp değil mi? Saat kaç olmuş hiç kocanı aramak aklına gelmiyor!"
- Ama Özgür, arayınca da tersliyorsun, "toplantıdayım var mı acil bişey" diye ters ters konuşuyorsun. Arasam bi türlü aramasam bi türlü ben ne yapayım?
- Bu aralar bebek bekliyorum ya çok hassasım, sen aramayınca emin olamıyorum beni sevdiğinden...
- Allah cezanı vermesin görürsün akşama sen, bakalım kim hassasmış.

Bayram sabahı annesine ziyarete giderken kızdı bana, bayram sabahı yerli bir müzik tak diye. Amy Winehouse cd'sini çıkarıp  rastgele taktığımız cd MFÖ'nünki çıkınca ikimiz de bir tuhaf olduk. Meğer yaşlandıkça ve insanın yaşadıkları çoğaldıkça şarkı sözlerine yeni yeni anlamlar yükleniyormuş. "Bu sabah yağmur var İstanbul'da" yı dinliyorduk. Tam da şarkıdaki gibi bulutlu yağmurlu bir sabahtı. Arife günü Gönen'deki teyzelerimizden birinin vefat haberini almıştık, "iyi ki bu yaz gidip görmüşüz" diye birbirimiz avuturken bu şarkı çıkınca ikimiz de kötü olduk. Aklımıza binbir türlü başka şey geldi, gözlerimiz falan dolu. Ondan sonra çat diye kapattı teybi, "Sen yine tak bi ingilizce CD, yarı anlar-yarı anlamazken daha iyiydi şarkılar" dedi sonra da ekledi "Bu aralar bebek bekliyorum ya çok duygusalım."

Bayram tatilinde evde yan gelip yatıyor, yaz boyunca çok geç geldiği  veya iftardan sonra yeniden işe gittiği günler oldu. Uzun süredir böyle yoğun bir tempoda çalışıyordu  o yüzden bu bayram tatilini sonraki hafta sonuyla birleştirip evde geçirmeye iyice dinlenmeye karar verdi. Arada koltukta uyukladığında bana "Bu aralar bebek beklediğim için çok sık uyku bastırıyor" diyor. Ben de "Nereden bekliyorsun bebeği, postadan mı?" diyorum.

Eh üçüncü bebekte artık önceki yaşanmışlıklardan dolayı ya cidden çivisini çıkarmışız bu işin ya da eski hatalarımıza gülmeyi gerçekten öğrenmişiz.

16 Ağustos 2012 Perşembe

Güncelleme

Bu aralar az yazıyorum farkındayım. Bazı yenilikler var ki hayatımda sanki emin olmak için üzerinden hala daha epey zaman geçmesi gerekiyormuş gibi hissediyorum. Saçma bir fikir, sonuçta herşey Allah'tan. Ama korkuyor işte insan, erkenden söze dökülürse yine geçen seferki gibi  uçup gidiverecekmiş gibi geliyor. Kısmet...

Oturduğumuz siteden nefret eder hale geldik ailece. Beceriksiz, çözüm bulmaktan aciz site yönetiminin, egzantrik site sakinlerinin, dönek ev sahibimizin çok büyük payı var bu işte ama mecburen 2013 Haziran ayında kira kontratımız dolana dek buradayız. Bugüne kadar en istemeyerek, en sevmeyerek oturduğum ev bu oldu herhalde.

Çocukların okulu değişmedi neyse ki. Geçen seneki okullarına devam edebileceklermiş. Ortaokula döndüğü halde başladığı ilköğretim öğrencilerini bırakmıyormuş bizim okul. Zaten Ömer ancak alışmıştı bu yeni okula ve halen daha arkadaşlarının hepsiyle çok iyi kaynaştığı söylenemez ama en azından yeniden okul değiştirmek zorunda kalıp o travmayı yeniden yaşamayacak. Uğur ise Ortaokullu oluyor bu sene... Neyse bu konuda çok ta fazla şey söylemek istemiyorum artık. Esas zorluk 66 aylıkken okula başlamak zorunda olan o yavruların ve ailelerin başında zaten... Allah yardımcıları olsun.

Bizim çocuklar ise bütün gün evde ya birbirlerini ya da beni yiyip duruyorlar. Ya didişiyorlar, ya oyun oynarken evi başıma yıkacak kadar çok gürültü yapıyorlar ya da birbirlerinin canını yakacak kadar sert abuk sabuk oyunlarla yüreğimi ağzıma getiriyorlar. Arasıra cidden kafayı yeme noktasına gelsem de heyecanla okulun açılacağı günlerin gelmesini bekliyorum. Malum çalışmayan annelerin tatili ancak o zaman başlıyor.

Bunların dışında Ömer'in de gözlerinin bozulduğu ortaya çıktı. Anne miyop, baba miyop zaten bu zamana kadar nasıl dayandı bilmiyoruz, sonuçta o da gözlüklendi. Yakıştı da kerataya :)


Günde 100sayfa kitap okuma projem iyi gidiyor. Her gün kaç sayfa okuduğumu not ediyorum bir yere, durum şu;
1. gün - 114sf
2. gün - 156sf
3. gün - 170sf
4. gün - 73sf
5. gün - 77sf
6.gün - 117sf
7. gün - 100sf

4. ve 5. günler hedeflediğimden az okuyabildim. Ama haftasonuna denk geldiği için Ömer'in gözlüğü vs derken vakit bulamadım gerçekten. 1 haftada 1 kitap bitirdim bile, ikincinin de yarısından fazlasını okudum. Bu kadar okuyabilmek için internet başında harcadığım zamanı epey azalttım ve de neredeyse hiç denecek kadar az TV izledim. Bunun dışında battaniyeye bir kaç motif ekleyecek kadar zaman bile buldum. Demek ki olmayacak şey değilmiş.

Blogda bir değişiklik gözünüze çarptı mı? Çarpmadıysa iyi ama geçenlerde eskiden kurduğum site istatistiklerinin açtırdığı pop-up pencereleri kapatabilmek için ayarları kurcalarken blogun şablonunu  uçurdum yanlışlıkla. Eski şablonu bir yerde bulamadım. Eskisine en yakın olan bu sanırım. Şimdilik idare edin, okullar açılsın sakin kafayla güzel bir şeyler yapacağım sizin için.

Neyse şimdilik benden haberler bu kadar yakında yine görüşmek üzere. Battaniye projelerimdeki gelişmeleri o zaman anlatırım. Herkese sevdikleriyle birlikte, huzurlu mutlu bayramlar dilerim.

9 Ağustos 2012 Perşembe

Günde 100 sayfa!


Dün akşam evdeki kitaplığın başında geçirdiğim uzunca bir sürenin sonunda  kafama dank etti ki son zamanlarda kitap satın alma hızım, okuma hızımı epeyce geçmiş. Evde okunmamış bir sürü kitabım birikmiş. Düşündüm de aslında her gün kitap satın alan bir insan da değilim, ortalama ayda bir kitaba falan denk gelir sene içinde toplam satın aldıklarım. Ama nasılsa okumadığım kitaplar okuduklarımı geçmiş kitaplıkta. Demek ki ayda bir kitabı bile bitiremediğim oluyor diye bir fikir yürüttüm buradan ki bence çok sefil bir durumdayım o zaman. Bence yetişkin bir insanın normal şartlar altında her ay en az bir kitap okuyabilmesi/okuması lazım. Kitap okumayı seven, eğitimli bir insanın ise her ay 1 taneden fazla okuması gerekir diyebiliriz o zaman. Demek ki zamanımı doğru kullanamıyorum. Çünkü eskiden günde bir kitap bitirdiğim de olurdu. O zaman tabi çocuklar yoktu, fazla sorumluluk yoktu, her öğün evde yemek olacak diye bir zorunluluk yoktu. Okuyabiliyordum, okuyabiliyormuşum. Şimdi günde 1 kitap okuyamasam da en azından haftada bir tane okuyabilmeliyim çünkü çalışan bir insan değilim ve bu aşamada ev hanımı olmanın çalışan bir kadın olmaya karşı böyle bir avantajı olması lazım diye düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

Dün akşam oturdum kendime bir hedef belirledim. Günde 100 sayfa! Her gün en az 100 sayfa kitap okuyacağıma dair kendi kendime söz verdim. Eğer 100 sayfayı geçersem sorun yok tabii ki ama amaç günde 100 sayfanın altında kalmamak. Böylece okunmamış kitap stoğumu hızlıca eritmeyi planlıyorum. Her gün 100 sayfa okuyacak kadar vakit nereden mi bulacağım? Evdeki sorumluluklarımı aksatmadan kendimi hiç sınırlamadığım bir alandan zaman çalacağım; her gün bilgisayar başında, internette veya tv karşısında geçirdiğim sürelerden çalacağım. Zaten çok fazla TV izleyen bir insan değilim ara sıra denk gelirsem güzel bir filme veya belgesele onları izliyorum, akşam yemek hazırlarken mutfakta ayaküstü haberleri izliyorum bir de yemek sırasında Şeflerin Düellosu'na takılıyoruz Özgür'le o kadar. Esas en çok zamanımı internette geçiriyorum. Twitterla falan hiç işim olmaz hatta aşırı saçma buluyorum, hiç twitter hesabı açma ihtiyacı duymadım ama bazen online oyun oynuyorum (MMORPG), internette blogları, haber sitelerini vs okuyorum, çeşitli internet sitelerinde özellikle de İdeefixe, D&R veya Kitapyurdu gibi sitelerde uzun zamanlar harcıyorum. Fazladan kitap okuyabilmek için doğal olarak kendime internet sınırlaması getirmiş olacağım. O açıdan bence iyi bir şey.

Üniversiteye yeni başladığım yıl kitap okuyamıyorum diye yakınıp duruyordum. Ondan önce Fen lisesindeydim, sonra üniversite hazırlık falan derken uzunca bir süre kitap okuyamamıştım. Gerçekten vaktim olmamıştı ve ek olarak onca test kitabıyla haşır neşir oldukta sonra boş vakitlerimde de yine bir kitap açıp okumak gelmemişti içimden. O yüzden üniversiteye girince birden "Yahu ben neden kitap okumuyorum? diye hayatımda bir eksiklik hissetmiştim. O zaman aldım elime bir kitap, otobüste, ders aralarında, otobüs beklerken duraklarda falan okudum bir hafta gibi bir sürede bitmişti o kitap ve ben "Demek bu kitabı okuyacak kadar vaktim varmış aslında, ama ben farkında değilmişim" diye dehşete düşmüştüm. Ondan sonra da her boş bulduğum anda kitap okumaya devam etmiştim. Şimdiyse biliyorum, hatta eminim gün içinde mutlaka kitap okumaya ayıracağım ektra sürem vardır, bulacağım. Günde 100 sayfa okuma hedefiyle nerelerde boşa zaman geçirdiğimi daha iyi anlayacağımı umuyorum. Siz en çok neyle vakit harcıyorsunuz farkında mısınız?

Siz de bana katılmak isterseniz birlikte deneyebiliriz ama her halükarda ben sizi sonuçtan haberdar ederim merak etmeyin. Şimdi internetin başından kalkıp bugünkü 100 sayfamı okumaya gidiyorum. Görüşürüz...


Not: Fotoğraf kaliteleri için beni affedin bir an önce işimi halledip gideceğim diye alelacele çekip koydum bloga.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Acaba?

Diyorum ki bazen acaba;
Yeni umutlar, yeni beklentiler olmasa hayattan,
Yeni planlar yapma ihtiyacımız doğmasa hiç,
Yeni heyecanlar yaşatmasa bize hayat,
Yeni hayaller kurmasak hiç ve
Yeni fırsatlar çıkarmasa karşımıza eskilerin yerine,
Kaç yaşında olursak olalım hiç yeni duygular hissetmesek,
Hayatımızdan çıkanların yerine yeni insanlar girmese,
Yeni tercihler yapmak zorunda bırakmasa bizi hayat,
Yaşadıklarımızdan hiç ders almamış olsak,
Hiç değişmesek ve
Yeri geldiğinde eğilip bükülmek zorunda kalmasak hayatta,
Yeni dualar dilimize,
Yeni endişeler eskilerine ilave olmasa ,
Yine de olgunlaşmış olur muyuz? 
Veya yine de hayat için "pamuk helva gibi" diyebilir miyiz?