22 Eylül 2014 Pazartesi

Yazın özeti

Çocukları uyutmuş bilgisayarın başına oturabilmişken iki satır yazayım dedim. Madem söz verdik daha iyi bir blogger olacağımıza, o halde biraz çaba gösterelim di mi ama? Günler nasıl geçiyor anlamak mümkün değil blogcum. Koca bir yaz mevsimi daha püf diye geçti gitti. Özge 19 aylık oldu, Ömer kasımda 11 yaşını bitirecek Uğur ise çoktan 12'yi bitirdi. Çocuklarıma bakıyorum da, gün be gün hayatta yaptığım en iyi şeyin onlar olduğundan daha çok emin oluyorum. (Çok şükür) Yirmili yaşlarımın sonunda kariyer eksikliği yüzünden kendime ve Özgür'e ettiğim eziyeti hatırladıkça kendimden utanıyorum yemin ederim.

Aman neyse yine bu eski defterleri açmadan en iyisi bu yazın kısa bir özetini geçeyim ben size;


Özge tek kelimeleri kullanarak konuşmaya başladı ama temel kelimeler (anne, baba, mama, meme, abi gibi) hariç söylediği çoğu şey "nu"nun bir versiyonu gibi. Mesela nu=su, monu=limon, nonu= dondurma, nooğna= dolma, mönü=meyve suyu. Bunların dışında ücüm (üzüm) ve deytin (zeytin) söylediği aslına en uygun kelimeler. Karpuza bütün yaz garkik dedi durdu. Diş çıkardığı dönemde karpuzdan başka bir şey yemiyordu da... Abiler ve babası sağolsun, çikolatayla tanıştığından beridir de "çuko çuko" diye geziyor ortada. Çiş ve kaka içinse kullandığı tek bir kelime var "Kaga". Bu temel sözlükle şu an söylediği pek çok şeyi anlayabiliyoruz. Dans etmeye bayılıyor, ne zaman hareketli bir müzik duysa hemen dans etmeye başlıyor. Bakınız oy kullanmak için zamanında tatilden dönmeye çalıştığımız, ve yollarda sefil olmuş vaziyette azıcık sapıttığımız şu video...


Bunun dışında bir zamanlar burada paylaştığım limon fidem işte artık bu kadar kocaman oldu, sanırım artık saksısını büyütmek gerekiyor.


Dereotu saksısının köşesine sokuşturduğum portakal çekirdeklerim de filizlenmiş ve beni çocuk gibi sevindirmişlerdi, onlar da işte böyle oldular.


2014 başından beri okuduğum kitaplar 16 olmuş, listesi işte şurada. Bu sene için hedefim 20 idi inşallah sene sonuna kadar hedefime ulaşabilirim. Şu anda okuduğum Masumiyet Çağını yarılayalı epey oldu ama araya taşınma girince bitiremedim. 

Oğlanların büyüdüğünden bahsetmiştim. Ergenlik arifesinde iki oğlana sahip olmanın güzel yanlarından biri de evde yeniden güncel müzik kanallarını düzenli izleyem birilerinin olması ve ailemizin müzik zevkine katkıda bulunacak yeni şarkıları repertuarımıza katmaları. Zira bizim gidişatımız hiç parlak değildi. Özge'yi uyuturken kullandığımız Digitürk 422 nolu Aşk şarkıları kanalından başka dinlediğimiz güncel bir şey yoktu. Geçenlerde yine bir pazar günü babaanne ziyaretine giderken acıklı bir şekilde fark ettik halimizi. Eric Clapton'un Unplugged albümünü dinliyorduk ki gözüm teybin ekranına ilişti. Özgür'e dedim ki;  "Özgür yav, baksana ne dinliyoruz; Unplugged 1992!! 22 sene olmuş lan bu albüm çıkalı!!! 22 senedir bu adamın çıkan yeni bir şeyi yok mu yahu biz hala bunu dinliyoruz?"  Şok olduk bir anda, biz böyle konuşurken Uğur arkadan bir usb bellek uzattı "alın bunu takın anne" diye, taktık dinledik te "Ne güzel şarkılar bunlar, biz kopmuşuz dünyadan" diye utandık kendimizden. Özgür de yazık, gurur duydu oğullarıyla bana diyor ki; "Ama güzel bir müzik zevkleri var şimdi Allah için, hepsi birbirinden güzel bu şarkıların..". Dedim "Ya nasıl olacaktı Özgür? Biz yetiştirdik onları, daha bit kadardılar Gun's n Roses, Metallica, Queen dinletiyorduk bu çocuklara."

Uzun lafın kısası, oğlanlar sağ olsun, bizim için bu yaza damgasını vuran şarkı da bu oldu. Bayılarak dinledik, dinliyoruz...

17 Eylül 2014 Çarşamba

Buradayım

Uzun süredir ortalarda yoktum çünkü biz yine taşındık blogcum. Her ne kadar yeni bir evin insana getirdiği o ferahlama/ hafifleme hissini ve yeni evde uyanılan o ilk sabahı çok ama çok sevsem de, sandığınızın aksine taşınmadan duramayan tipler değiliz biz.

Bahçe katını çok sevmiştik ama yaşaması biraz zor bir yer oldu bizim için. Ömer'in alerjik astımı tavan yaptı bu evde. Çocukcağızım neredeyse evde ventolin spreyi eline yapışık hale gelecek şekilde evrim geçirecekti. Sürekli düzgün nefes alabilmek için ventolin çekip duruyordu. Balkona da kediler yüzünden pek yerleşememiştik. Hep bir portatif masa, portatif sandalyeler ile portatif keyifler mekanı oldu bizim için. Ama yine de çok keyifli, mutlu bir yuva oldu orası bize.

Geçenlerde evdeki ufak bir tadilatta şeffaf silikon kullanaraktan Ömer'i dehşetli bir astım krizine soktuktan sonra ana baba olarak çocuğa bir alerji testi yaptırmaya ve tam olarak nelere alerjisi olduğunu görmeye karar verdik. Her ne kadar alerjik bilinmezlik heyecanlı olsa da adrenalin tutkumuzu (!) şimdilik Özge tek başına fazlasıyla karşılıyor. "11 yıldır aklınız neredeydi, madem alerjisi var biliyorsunuz niye neye alerjisi var görmek için bir test yaptıramadınız çocuğa?" derseniz şöyle söyleyeyim; bende dermografi var Ömer'e de bu mucizevi(?) deri özelliğimi geçirmişim. Fi tarihinde bir hastanede "dermografisi olan birine deri yoluyla alerji testi yapamayız, sizin çocuktan kan almak gerek" demişlerdi o yüzden hep erteledik.  Meğerse teknoloji ilerlemiş artık farklı bir test kiti kullanarak basit bir şekilde deri yoluyla da dermografi sahibi insanlara alerji testi yapılabilir hale gelmiş tıp. İşte çocuk şeffaf silikon yüzünden tıkanana kadar alerji testini ertelememizin tek avantajı o oldu basitçe testini yaptırdık ve de ne görelim meğer bizim oğlanın en çok alerjisinin olduğu şey kedilermiş. Sonra toz ve yabani otlar geliyor. Yabani ot konusunda bir şey diyemeyeceğim ama bahçe katında en çok bulunan şey kedi ve de toz zaten.

O yüzden yine aynı sitede hemen yan apartmanın 1. katına taşındık. Hayatımın en zor taşınması oldu o kadarını söyleyeyim.  Bir önceki taşınmamızda 2 günde evi toplayıp, taşınmış, 3 günde de yerleştirip üstüne üstlük bir de taşındığımızın 4. günü yeni evde doğum günü partisi bile yapmıştık. Üstelik o zaman Özge 2,5 aylıktı sadece. Bu seferki taşınmada o günleri hatırladıkça ağzım bir karış açıldı yeminle. Fena halde formdan düşmüşüz  biz yahu. Tam bir hafta oldu taşınalı hala daha her yer her yerde... Nasıl olacak, bu ev nasıl yerleşecek bilmiyorum bu sefer. Tabi oturup blog yazmanın da ev yerleştirmeye katkısı olmadığı bir gerçek.

Neyse anacım, ben taşındım ama okullar da açıldı. Okullu çocukların anaları için tatil sezonu açılmıştır, hayırlı uğurlu olsun. Kısa aralıklarla blog güncelleme umuduyla hepinizi öper kaçarım.

Not: Taşınma, okulların açılması, Özge derken bilgisayara fotoğraf yükleyemedim. Bu seferlik affedin, instagram fotoğrafları ile idare ediverin. Söz veriyorum bu kış yine doğru dürüst (sık sık yazan ve yazılarını resimlerle süsleyen) bi blogger olacağım.