26 Kasım 2013 Salı

Çılgın Yıl Sonu Projesi



Koca bir ayı "Ne okusam?" ve "Ne örsem?" diye bakına bakına bomboş geçirdikten sonra sonunda karar verebildim. Bebeği uyuttuktan sonraki çok değerli boş vakitlerimi kah örgü ve dantel kitapları ile internet sitelerinde şuursuzca kendimi kaybederek, kah kitaplığın önünde kitaplara bakarak boşa harcadıktan sonra aklım başıma geldi sonunda. En son Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonnası'nı okumuştum. Öyle tadı damağımda kaldı ki üstüne yeni bir kitaba başlayamadım bir türlü. O yüzden yine Sabahattin Ali ile devam etme kararı aldım. Eltim de getirip "bunu oku" diye elime tutuşturunca memnuniyetle kabul ettim. Bu da ilk sayfadan sonra içine insanı içine çekiveren bir kitap. Doğum günü telaşından fazla okuyamadım bu aralar, daha çok başlarındayım, ama yine öbür kitabı gibi çok güzel akıp gidiyor bu da.

Yukarıdaki battaniyeye ise başlayalı 3 sene olmuş (artık rezaletin son perdesi) Daha önce de pek çok defa, mesela burada ve burada elime alıp bitirmeye niyetlenmişim ama sonunda yine sıkılıp atmışım bir kenara. Bu sefer bitirmeye çok acaip azimliyim, kendimi motive ettim, gaza getirdim artık ne derseniz deyin. İnşallah yılbaşından önce bitirebilirim ve yeni bir projeye başlayabilirim. Gerçi bir tane daha bitmeden bir köşeye atılmış başka bir motifli battaniyem daha var ama bunu bitirince yeni bir şey yapmak için kendime izin verdim. O zamana dek başka şeyleri araya sokup yine bunu yarım bırakmayacağım; söz. :P

Evet çılgın yıl sonu procem bu; 3 senedir elimde sürünen bu battaniyeyi nihayet bitirebilmek. Siz ne sanmıştınız? :) Adını "ömrümü yedi battaniyesi" veya "ömür törpüsü" koyabilirim sanırım, hak etmiş artık.

Neyse, bebiş uyandığına göre battaniye de kitap ta yorumlar da biraz daha bekleyecek beni zira boş vaktimi, bir kahve bile içemeden, bunları yazarak geçirdim bu sefer. Ühüüü...

Not: Yeni telefonun fotoğraf kalitesini sevmedim, sehpa çok tozlu çıkmış. Daha iki gün önce doğum günü yaptık herhalde, elbette temizledim köşe bucak her yeri.  Gözünü seveyim eski telefonun, flu mlu çekiyodu ama insanı yok yere rezil etmiyordu en azından... :P


20 Kasım 2013 Çarşamba

Yardım edin lan azıcık!

Bu pazar bizim evde Ömer'in doğum günü partisi olacak. Haliyle benim eteklerim tutuştu. Pazara kadar evi tertemiz edip misafirler için bir şeyler hazırlamam gerek. En büyük güvencem de cumartesi günü. Özgür ve oğlanlar bebeği oyalarsa ben de hazırlıklar için epeyce vakit bulurum diye düşünüyorum ama tabi işi sağlama almak lazım. O yüzden dün akşam Özgür'le şöyle bir konuşma geçti aramızda.

Ben - Eh bu cumartesi de "işe gidicem" diye gelmezsin inşallah. Pazar günü doğum günü var malum, bana yardım lazım. Acımam, paralarım yemin ederim.

Özgür- Valla gitmem gerekebilir. İtalyan burada, pazartesiden beri makinanın otomasyonunu yapıyor, soracağı şeyler olabilir bana.

Güvendiği dağlara kar yağan, ümitsizlikten kendini kaybedip elindeki tüm kozları oynayan Ben- Otur oturduğun yerde! Bana yardım etmeniz lazım! Kimsenin beni düşündüğü, bana acıdığı yok! Geçen sene 6 aylık hamileyken bile parti yaptırttınız bana, bu sene de salı günü ev taşıdım pazar günü parti yaptık, hem de 2 aylık bebekle! Ben anlamam, senin ne zaman başın sıkışsa ben yardım ediyorum ama... Yok muhasebe yok teknik çizim... N. kaçıp gittiğinde de hamile halimle arkasını toplamaya gelmiştim kaç ay...  (Bundan 10 sene önce ben Ömer'e hamileyken, muhasebe müdürümüz "bu strese dayanamayacağım artık" deyip işi bırakmıştı. Ben de bir yaşındaki Uğur'u babaanne ve bakıcıya emanet edip, hamile hamile her gün bir torba yeşil erikle işe giderek, kaçan muhasebe müdürünün ardında bıraktığı karışıklığı düzeltmek için debelenmiştim epeyce bir süre)

Özgür- Ohooo... N.'ye varana kadar geri gittiysen anladım ben seni. Demek o kadar sıkıştı başın. Tamam tamam elimden geleni yaparım. Merak etme sen.

20 yıllık beraberlik bazen böyle işe yarıyor işte, karşındaki seni hemencecik çözüveriyor. :P


18 Kasım 2013 Pazartesi

Akıllı şey seni..

Uzun zamandır şu akıllı telefon manyaklığına kapılmadan mutlu mesut yaşıyordum. Gidiyorum geliyorum, bakıyorum küçük büyük herkesin elinde bir tane akıllı telefon, kurcalayıp duruyorlar, bana tuhaf geliyordu. Birisiyle konuşuyorsun, gözü bir yandan elindeki telefonda baş ve işaret parmaklarıyla o meşhur ekran büyütüp küçültme hareketlerini yapıyor, kendi kendine gülüyor falan. Ben insanların gözlerinin içine bakarak konuşmayı severim, seninle konuşurken bir yandan telefonunu kurcalayıp duran bir insan haliyle aklı başka yerde izlenimi veriyor. Hoş değil bence. Özgür çok yapar ki her zaman söylenmişimdir. Akşam yemekten sonra çay koyarım otururum karşısına hop mesaj gelir durur ona cevap yazar, iki dakika sonra hop mail gelir bu sefer ona cevap yazar, ardından biri arar bi saat konuşur, kapatır. Bu arada ben çayımı içer bitiririm o daha bir yudum almamış olur, kalkar çayımı tazelerim yine otururum karşısına bakarım yine telefonu kurcalıyor, neymiş efendim çinliler what's up'tan bilmem ne soruyormuş hemen cevap vermesi lazımmış "elinin körü artık" diyerek çayımı alıp gitmişliğim, onu telefonuyla başbaşa bırakmışlığım çoktur. Öyle gıcık oluyorum ki, nedir yani 7x24 online olmayıver, dünya mı duracak?

Benim yaklaşık 6 senelik Sony Ericsson, kayar kapaklı bir cep telefonum vardı, önceki de yine öyle seneler sonra kullanılmaktan bozulunca gidip bunu almıştım. Açık söyleyeyim benim cep telefonundan en temel beklentim istediğim kişiyi arayıp konuşabilmek. Bunun yanısıra uzun süredir fotoğraf çekmek için cep telefonunu kullanır oldum o yüzden haliyle yeni bir telefon alacaksam bari güzel fotoğraf çeksin diye düşünmeye başlamıştım. Bir de benim için diğer zaruri şey de, müzik dinlemeyi seven bir insanım, mp3 çaları vs olan gerektiğinde radyo veya müzik dinleyebileceğim bir alet olursa bir taşla 3 kuş vururum şahane olur diyordum. O yüzden 6 sene önce, bu akıllı telefonlar daha piyasada yokken, gidip bu benim emektarı almıştım. E alet Sony olunca tabi müzik dinleme kalitesi süperdi. Hatta kendi kulaklığından hariç üniversal girişli sıradan bir kulaklık daha takıp aynı anda iki kişi, iki kulaklıkla müzik dinleyebiliyorduk ki benim için lüks kavramı buydu işte. :)

Neyse efendim zaman içinde akıllı telefonlar çıktı, herkes bir akıllı telefonla gezer oldu ama ben bu telefonu değiştirme ihtiyacı hiç duymadım. Niye duyayım? Çalışmıyorum, işle ilgili bir "aman bana ulaşamazlarsa yer yerinden oynar" durumu yok. Tam tersine bazen telefonu da evde bırakıp kaçayım, biraz kafamı dinleyeyim diye planlar yapıyorum. Kısaca benim işim evde, ben de zaten çoğunlukla evdeyim, dışarıya çıkabildiğim ender zamanlarda da maillerimi kontrol etmeye hiç ihtiyacım yok. Evde fiber internet varken ve ben bütün gün evde oturup dururken cep telefonum internete bağlı olsun gibi bir derdim yok zaten. Twitter desen benim için son derece anlamsız bir şey, neden her yaptığımı insanlara ifşa etme gereği duyayım? Ki ben anlatsam bile kim ilgilenecek o da ayrı bir konu, ünlü değilim, tanınmış biri hiç değilim kime ne benim ne yediğimden ne içtiğimden? İnstagram da keza hiç kullanmadığım bir şey. Yanlış anlaşılmasın bunlara karşı değilim, kullananları da eleştirmiyorum sadece olaya kendi açımdan bakınca çok gereksiz ve anlamsız geliyor benim gibi sıradan bir insanın bunlara düşkün olup kullanması. Açıkçası öyle çok egzantrik ve aksiyon dolu bir hayatım yok. Neyi twitterdan paylaşacağım? Kızın adaptörle tuvalete yaptığı kakayı mı? Maalesef ne kadar istesem de çok gezebilen bir insan hiç değilim o yüzden aman son model bi cep telefonum olsun, her yerden ulaşılabilmem lazım, yaşadığım her anı, çektiğim her fotoğrafı, yediğim her şeyi anında herkesle paylaşmam lazım, şu kadar takipçim olsun her an yeni bir laf yumurtlayayım herkes "like" etsin gibi saplantılarım yok, hiç olmadı. Sadece bu blog var benim için bir de gerçekten tanıdığım ve sevdiğim insanların kayıtlı olduğu bir kişisel facebook hesabım.

Benim sosyal paylaşımlarım işte bu blog, facebook hesabım ve bezsiz bebek facebook grubumuzdan ibaret. Bunlar bile bazen çok vaktimi alıyor diye söyleniyorum kendi kendime... Durum böyle olunca, bloga koymak için çektiğim dandik fotoğraflar yüzünden her sinir krizi geçirdiğimde Özgür defalarca "gel sana da yeni bir telefon alalım" dedi ama benim istediğim özelliklerde bir telefon bulamadık. Kamerası iyi, müzik çalabilen doğru dürüst bir telefon yok, zaten akıllı olmayan bir telefon kalmamış. Allah allah mecbur mu herkes böyle telefon almaya? Tezgahtar anlatıyor da anlatıyor şusu var, busu var, bilmemnesi var, istemiyorum kardeşim diyorum. Kamerası en iyi olup aynı zamanda müzik çalabilen telefon hangisi dediğimde tutup bana en son model telefonları gösteriyor, istemiyorum böyle bir telefon diyorum, klavyesi olmasa da olur cep telefonunda mektup yazacak değilim ben mesaj bile yazmıyorum kimseye diyorum, evdeki bilgisayarla ben istediğim her yere bağlanıyorum zaten bu internete bağlanmasa da olur bluetoothu olsun yeter diyorum öcü görmüş gibi bakıyorlar bana. Yok öyle bir cihaz hanımefendi dediler. Düz bir telefona, kaliteli çekim yapabilecek bir kamera ve iyi bir mp3 çalar koymak kimsenin aklına gelmemiş niyeyse. İlla akıllı olması gerek şart olmuş telefon seçiminde, kimse aptal bir telefon istemiyor anlaşılan. Özgür belki de bu çağdışı kadınla yaşamaktan utandığı için "Olsun gel alalım doğru düzgün bir şey" dedi, "İstemiyorum. Neden o kadar para verelim ihtiyacım olmayan bir şeye, o fiyatın yarısından da aza bana güzel bir dijital fotoğraf makinesi al ben memnunum telefonumdan, hala çalışıyor" dedim.

Velhasıl anlaşamadık gitti. Aylardır yakındaki alışveriş merkezine her gittiğimizde bu konu açılıyor sonra da bir sonuca ulaşamadan kapanıp kalıyordu. Özgür çok kızdı, "Ne biçim kadınsın sen? Hiç bana onu al, bunu al gibi huyların yok cins misin lan sen?" bile dedi. :P En sonunda yine bir gün Özgür yeni model telefonları incelerken aklıma dahiyane bir fikir geldi, Özgür'e dedim ki; "Yahu yeni telefonu neden sen kendine almıyorsun? Hangi akıllı telefonu alırsak alalım hakkıyla kullanacak tek adam sensin, cep telefonunun tüm fonksiyonlarını kullanıyorsun, cepten maillerini kontrol eden, ofis uygulamalarını, what's up, viber, chat on ne varsa hepsini kullanan sensin, sen kendine yeni bir telefon al, bu eski telefonunu bana ver işte, kamerası gayet güzel, hd video bile çekiyor, müzik te çalabiliyor e daha ne isteyeyim?" Özgür başta razı olmadı, eski telefonu bana vermeye, "Yok olmaz, o iki senelik telefon, sağı solu çizik, yer yer boyaları bile döküldü vermem sana" falan dedi ama sonunda ikna edebildim. "Bu erkek kılıfıyla zaten hayatta istemem bu takozu, bana hanım hanımcık bir kılıf al o zaman çalıştığı müddetçe bayıla bayıla kullanırım ben bunu" dedim, anlaştık. Özgür gitti kendine istediği telefonu aldı onun eski telefonuna da internetten 20 liraya kırmızı beyaz puantiyeli bir kılıf aldık böylece yeni bir telefonum oldu. Oh, alan memnun veren memnun, en çok ta şu telefon araştırma /seçme külfetinden kurtuldum ya ona seviniyorum. Telefonum bir akıllı bir akıllı ki sormayın gitsin, ben kendimi onu kullanacak kadar akıllı hissetmiyorum yalnız, şimdilik böyle bir sorunumuz var, ama zamanla aşacağız elbet. Neyse uzun lafın kısası; bundan sonraki postlarda resim kalitesi artarsa şaşırmayın efenim.



8 Kasım 2013 Cuma

Sen buna tutacak mı diyorsun?


Dün ikindi uykusunu pas geçen bıdık akşam biraz erken uyudu. (Erken dediğim de 23:00 yerine 22:30 bu arada) Ben de azıcık boş vaktimde biraz da zihnim boşalsın diye, bir tutacak daha öreyim dedim. Dün gece tersini bu sabah ta yüzünü örüp tamamladım. Vay efendim, meğer tutacak benden başka birine daha çok lazımmış.

Bir mutlu oldu bir mutlu oldu ki sormayın gitsin
Neredeyse mutluluktan ağlayacaktı
Önce iyice silkeleyip tozunu attırdı
Sonra işçilik açısından büyük bir titizlikle inceledi
Tadına bile baktı
Bununla ne yapsam diye epey düşündü
Sonra aniden aklına bir fikir geldi
Annesi uzun zamandır temizlik yapmadığından bu tutacağı yerbezi olmaya layık gördü.

 İyi haftasonları dileriz :D

Not: Bu hafta dişsel sorunlar yüzünden alt üst olan uyku düzeni nedeniyle yorum cevaplamaya vakit kalmamıştır, kusura bakılmaması rica olunur. Anne kişisinin gidip gelen aklı sürekli error vermektedir. Aklını başına geri toplayabildiği ilk fırsatta cevapları yazacak inşallah...