Neredeyse 1 ay olmuş doğru dürüst bir yazı yazmayalı. Bu süre zarfında neler mi oldu?
Özge 6 aylık oldu ve bunu izleyen günlerde Özgür'le "Vay be Özge ne ara 6 aylık oldu?" "Bu eve taşındığımızda 2 aylıktı... Oooo bu eve taşınalı 4 ay olmuş bile!!" benzeri, zaman ne çabuk akıp gidiyor konulu geyiklerin bin bilmem kaçıncısı çevrildi.
Özge doğdu doğalı ilk defa başladığım bir kitabı bitirebildim, hatta yenisine başladım. Tess çok güzeldi, su gibi aktı gitti ve hiç ummadığım bir şekilde bitti. Yine bilmem kaçıncı defa "klasiklerden şaşmayacaksın arkadaş" diye kendi zihnime not düştüm. Güvercinin Kanatları, Tess kadar hızlı akıp gitmiyor maalesef. Biraz ite kaka olsa da okumaya zorluyorum kendimi, konu ancak 100 küsür sayfadan sonra biraz daha ilginç hale geldi. Nedense başlarda çok zorlandım, bazı cümleleri 2-3 defa okuduğum oldu yazarın tarzı mı yoksa çeviriden kaynaklanan bir durum mu bilemiyorum ama artık kabullendim, biraz zor okunuyor ama yarıda bırakmaya da kıyamıyor insan, öylesine buruk, keskin bir tadı var. Sabır ve salim bir kafa lazım, bebekle ve kısıtlı vakitte zor biraz ama dayanıyorum.
Geçenlerde süper bir indirim yakaladım ve fırsat bu fırsat diyerek Özgür'den gizli internetten dantel ipliği siparişi verdim. Yine bir klasik olarak, aldığım iplerin faturasını bulan Özgür tarafından suçüstü yakalandım ve günün birinde faturada yazdığı gibi "fantazi ipliğe" dönüştürülmekle tehdit edildim. Niyeyse kendi her yaz olta takımlarına küçük çapta bir servet öder ama hep benim üç kuruşluk kitaplarım veya iplerim gözüne batar.
Özge 5. ayın sonunda ufaktan ek gıdalara geçiş yaptı ve neredeyse sofrada gördüğü her şeye saldırmaya başladı. Doktor son 3 aydır "az kilo alıyor bu çocuk" dediği halde ek gıdalara geçişte o kadar yavaştan alıyor ki çocuğa bile fenalık geldi, bir akşam iftarda babasının ramazan pidesinden ısırık almaya çalışırken yakaladık. Ondan sonra doktor istemeyerek te olsa sebze pürelerine izin verdi ama ya sütüm yetmiyor ya da çocuk büyüdü artık fazla tutmuyor ne görse istiyor. Son muayenede doktor "yine az kilo almış" deyip elime guatrdan idrar testine, kan sayımından kalp ekosuna kadar komple bir tarama istek kağıdı tutuşturunca tepem attı, doktoru dinlemekten vaz geçtim. Özgür de "aç bu çocuk yahu, bu kadar basit kilo almamasının sebebi" deyince de iyice yüz buldum. İnternetten 6 aylık bebek menüleri araştırıp çocuğuma göre bir tablo belirledim ona göre bol anne sütü takviyeli bir yemek düzenine geçtik. Hiç kilo alamasa veya kilo verse gidip yaptırayım o testleri ama keyfi yerinde, mutlu huzurlu, hareketli bir çocuk. Ayda 320 gram almış diye ne diye sağını solunu deldirip kurcalatayım? İştahı yerinde ama anne sütü çocuğa az geliyor demek ki. Bakalım bir sonraki ay hiçbir testi yaptırmadan gittiğimizde doktor ne diyecek. :P
Bu aralar hayat böyle akıp gidiyor, oğlanlar her gün didişip beni bir posta zıvanadan çıkartıyorlar. Klasik her yaz tatilinde olduğu gibi, Ağustos ayının 15'inden sonra günlerim hep yaz tatilinin 3 ay olmasına karar veren otoritelere sövüp saymakla geçiyor. Bebek te bu yaza ekstra bir zorluk derecesi verdi sanırım. Bazı günler uyutmak için harcadığım süre kadar bile uyumadan kalkarak beni delirtiyor. Ama yine de "Bezsiz bebek" çalışmalarımız son sürat devam ediyor. Artık Özge kakasını tuvalet adaptöründe oturarak yapabiliyor. Çişşş dediğimde neden bahsettiğimi çok iyi biliyor ve ben ne zaman altını açıp "çişşşş" desem % 80 çişini yapıyor. % 20 ihtimalle de yeni yapmış ve ben zamanında fark edememiş oluyorum. Öğlen uykularına külotla yatırmaya başladım bu ay, genelde hep uykudan kuru kalkıyor ve ben tuvalete tutunca çişini yapıyor. Fena gitmiyoruz bence şimdilik.
Bunların dışında, "büyük şehirden kaçma" planımız dahilinde her gece hayaller kuruyoruz Özgür'le. Evet artık bir planımız var ve detayları üzerinde her gece tekrar tekrar konuşuyoruz. Amacımız hayat tarzımızı kökten değiştirmek ve bunun için Özgür sektör değiştirmek zorunda. Ben zaten uzun zamandır mesleğimi evde örgü örerek icra ettiğim için beni bozan bir şey yok. Özgür de sonunda gideceğimiz yerde ne iş yapacağına karar verdi. Bununla ilgili bir sürü kitap alıp yığdı salona. Akşamları çocuklar uyuduktan sonra, karşılıklı kitap okumaya çalışıyoruz. O zihnindeki yeni projeler için kendini geliştirmeye çalışıyor bense sadece kitabımı bitirmeye uğraşıyorum bir köşede. Çocuklar ve bebek dışında benim şu an yeni bir proje üretecek zamanım ve enerjim yok ama 10 yıl öncesinden farklı olarak bu sefer bundan huzur duyuyorum. Büyümüşüm galiba. Artık "onca yıl bir baltaya sap olmak için okudum, evde oturup çocuk büyütmek mi yani benim kaderim?" gibi triplere girmiyorum. O zamanki gibi kendime acıyıp sinirimi etrafımdakilerden ve kendimden de çıkarmaya çalışmıyorum. Tam tersine böyle mutlu olduğuma karar verdim. Hayat mı beni törpüledi yoksa ben mi hayata ayak uydurdum emin değilim ama şu anda okuduğum mesleği yapmıyorum ve artık bundan hiç bir rahatsızlık duymuyorum. Hayat ileride bana iş konusunda yeni fırsatlar sunarsa memnuniyetle kabul edebilirim ama olmasa da olmaz ne yapalım, huzurum olsun ailem sağlıklı ve yanımda olsun yeter. Bu kadar basitmiş aslında.
27 Ağustos 2013 Salı
25 Ağustos 2013 Pazar
Sıyırık Ailesi'nden Tatil İncileri
1. Uğur- Uğuristan'a hoşgeldin Anne. Benim 1 metre kadar yakınımda isen Uğuristan'dasın. Dünyanın ilk seyyar ülkesi... Haritada bir noktayız!
2. Ömer- Havuz baya faydalıymış anne, iyi kondinasyon yapıyor. Bak şimdi denizde ne rahat yüzebiliyorum!
3. Özgür çocuklarla balık avı planı yapıyor;
Özgür- İleride bir zıpkın alırız, dibe dalıp balık avlarız
Ben- Hayatta olmaz, ben izin vermem
Özgür- Niye be?
Ben- Hepiniz miyopsunuz, gözlüksüz burnunuzun ucunu görmüyorsunuz, suyun altında zıpkınla birbirinizi vurursunuz.
Özgür- Evet şimdi düşününce kulağa çok tehlikeli geliyor, neyse çocuklar biz vazgeçelim bu zıpkın olayından...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)