9 Aralık 2011 Cuma

Aşure?


Buralara pek birşey yazmıyor olabilirim ama sakın ha yan gelip yattığımı sanmayın. Bir koşturmacadır gidiyor. Hele bu hafta nasıl geçti anlamadım bile. Biliyorsunuz bu hafta aşure haftasıydı. Aşure gününün geldiğini televizyodaki ana haber bülteninden öğrenen Özgür "Aşure günü gelmiş kadın, aşure yaptın mı?" diye sordu. Ben de "Buğdayı ıslattım, yarın yapıcam" diye cevap vererek acaip şaşırttım kendisini. Malum mühendisten bozma evhanımı olarak aşure aslında bana uzak bir kavram. Ama ilk aşure girişimimi geçen sene yapmış ve de alnımın akıyla işin içinden çıkmış bir insan olarak bu sene aşure zamanı yaklaşınca zaten kendim gayrete gelmiş malzemelerini alıp hazır etmiştim. Özgür bana takılmak için o soruyu sorduğunda da gerçekten buğdayımı ıslatmış şişmesini bekliyordum. Ertesi gün aşureyi pişirdim. Çok ta gözümde büyüttüğüm kadar bir zorluğu olmadığını yeniden gördüm. Sonuçta herşeyi önceden haşlayıp, en son şeker ve biraz da sütle bir araya getirip pişiriyorsun, aşurede mantık bu.

Neyse benim ıslattığım yarım paket buğday şişti de şişti, diğer malzemeleri de koyunca içine, oldu mu sana koca bir tencere -pardon kazan- aşure... Apartman katında dağıtacak insan da yok ki... Tek tanıdık komşular, Özgür'ün abisi ile iş ortağı. Yani bu koca tencere aşureyi yiyebilecekler bizle birlikte sadece üç aile ediyor. Bu kadar aşureyi yapmışken ziyan edecek değildim elbet. Bir de, olay iyice "aşure günü ruhuna" uygun olsun, dağıtayım bol bol diye kasınca aklıma bizim alt katta oturan Güney Koreli komşular geldi. Kadıncağızla orada burada karşılaştıkça muhabbet ediyoruz. O benim saçımı kestirdiğimi fark ediyor, ben onun gittikçe Türkçesini ilerlettiğini görüyorum. Arada kapı çalıyor bu "Elektrikle problem var mı sizde?" diye geliyor ben saf saf "Nasıl bir problem" diye cevap veriyorum falan... Dedim ki; o kadar Türkiye'ye gelmişler, burada yaşıyorlar, eh komşumuz da olmuşlar, bari bunlara da vereyim benim aşureden, şöyle doğru dürüst evde pişmiş bir aşure yesinler.  Kadıncağız bizim adetleri bilmez, belki kabımı geri getirmeyi akıl edemez diye de kırıla kırıla sadece son iki tane kalmış kaselere doldurup götürdüm aşureyi. Anlayın, artık komple gözden çıkarmışım, geri gelmese de arayacak değilim yani kapları. Neyse uzun lafın kısası, iki kase aşureyi götürdüm bunlara verdim. Kadıncağız çok sevindi mutlu oldu, o sevinince ben de mutlu oldum, içim rahat geldim eve.

Ama evde her yer aşure hala, üstüne benim götürdüğüm komşularım da aşure yapıp getirmedi mi... Yer gök aşure oldu. Dolabı açıyorum aşureden başka birşey gözükmüyor, göz alabildiğine aşure... Buzdolabına bir şey tıkmaya çalışıyorum, aşureleri kenara çekip yer açmaya çalışıyorum falan. Zorla da evdekilere aşure yedirmeye çalışıyorum sürekli, bozulmadan biran önce bitsinler diye. Çocuklar okuldan geliyorlar "Anne acıktık" diye ben "Aşure yiyin evladım" diye cevap veren saçma bir durumdayım..

Ben hala bu aşure krizini çözmeye çalışırken bir akşam kapı çaldı, bir baktım benim Koreli komşu gelmiş, hem de elinde benim kaplar ve de koca bir paket suşiyle. Şaşırdım kaldım, fakat çok takdir ettim kadını. Kaşla göz arasında bizim adetleri öğrendiği yetmiyormuş gibi bir de de kabı boş getirmemek için tadımlık değil doyumluk suşi kapıp gelmiş. Neyse karşılıklı iltifatlar, teşekkürlerden sonra aldık suşi tabağını içeri ki Aman Allah! Benim yerimde başka biri olsa eminim çok mutlu olurdu onca suşiye ama ben zeten çiğ balık kokusu duydu mu öğüren, balık bile ayıklayamayan bir insanım. Yemesini bırak koklamaya bile tahammül edemediğim koca suşi tabağıyla mutfakta kalakaldım. Yemekte yine de koydum sofraya, ben yemem, yiyemem, ama belki bir yiyen çıkar diye. Özgür bir tane attı ağzına o kadar. Uğur hevesle denemek istedi, bir tane yemeye çalıştı ama sonra baktık yutamayacak, gözlerinden yaşlar falan fışkırdı çıkarttırdık ağzındakini. Küçük oğlan kokusunu alınca zaten denemeye teşebbüs bile etmedi. Bakakaldık hepimiz onca suşiye. Özgür "Kediye verelim ziyan olmasın" dedi. "Hangi kediye Özgür, kedimiz mi var? Apartmanın orasında burasında veremeyiz ki sokak kedilerine! Ya kadıncağız görürse? Çok ayıp olur sonra" dedim. Sonrası malum, Allah affetsin, maalesef attık suşileri. Çok üzüldüm ama yapacak başka birşey yoktu, buzdolabı zaten aşure doluydu ama saklasak ta onu yiyecek adam yoktu. Zorla yenecek bir yanı da yok ki meretin. Valla isteyen "zevksiz" desin, isteyen "eşek hoşaftan ne anlar" desin ama durum bu, bizdeki malzeme bu. Suşi taze bitti ama aşure isterseniz var hala.

7 yorum:

  1. Hey gidi hayat.. biri bi tas bulamaz biri de koyacak yer bulamaz.. ama sanırım yapmanın bereketi düşmüş evinize:)

    YanıtlaSil
  2. Selen bugday ocakta,nohut fasulye hazir.Yarin markete gidip kuru üzüm ve incir de bulursam cok iyi olacak.
    Basligi görünce sok oldum ben burda asure diye inlerken sen asureyi dagitacak komsu bulama, olacak is degil.Umarim basaririm.

    SEVGILER...

    YanıtlaSil
  3. Komşuya yemek gönderme işi çok riskli bir iş zaten.Demek ki komşu Kore'liyse risk kat kat artıyormuş.Ben böyle bir şeyler verirken hep tedirgin olurum,ikram mı yapıyorum,komşunun başına bela mı açıyorum diye.Herkesin damak zevki öyle farklı ki...

    YanıtlaSil
  4. Müminecim, evet sanırım biraz öyle oldu benim durum. Yakın olsak keşke de sana da versem bi tas :D

    Seçilcim, valla bu kadar arayıp bulamayan olduğunu tahmin edememiştim. Ama dediğim gibi niyetine girdikten sonra çok ta zor değil, bence gayet güzel olur senin aşuren de. Yaptın yedin mi bari afiyetle? Sevgiler... :D

    Özlemcim, hakikaten biraz elimde patladı bu iş. Bir kere daha komşumla ayrı dünyaların insanları olduğumuzu anladım. Bir denge tutturabilmek çok zor dediğin gibi.

    YanıtlaSil
  5. Bunuokuyali baya oldu.. Ama seni baymayayim diye yorumu bugün yaziyorum...inanmayacaksin.. Ama izmir bornovada otururkene bizim karsiniza güney koreden bir aile gelmisti;))))
    Bizim de böyle bir emek deiim olayi olmustu..
    Sonra annem tövbe etmisti;)))
    Cok tatli insanlardi...
    Minik bir kizlari vrd..hemencik türkce ögrendiydi ufaklik...o zamanlar 8 yasinda falandi.. Simdi 23 yasinda genc kiz olmali;) bir yemek yaparlardi..tüm apartman kokardi..ne pisirirlerdi bilmiyorum..bizim alistigimiz seyler degil tabi..
    Sonra tasindilar baska bir siteye.. Ama yeni gelenler evin kokusundan giremedilerdi..;)))kac kat badana yaptilar..bu arada nedir bu güney koreli göcümü var türkiyeye acep..
    Bu kadar tesadüf olamaz...

    YanıtlaSil
  6. Özür dilerim.. Yemek degisim olayi yazacaktim;)

    YanıtlaSil
  7. Nar Çiçeği, ilginçmiş gerçekten. Bizim komşuların arkadaşları da var. Arada görüyorum, bahçede oynayan çekik gözlü çocuk nüfusu zaman zaman artıyor baya. Göç olmasa da epeyce gelen var demek çalışmak için.

    YanıtlaSil