7 Ocak 2020 Salı

Merhaba



4 seneden fazla  olmuş buralara uğramayalı. Öyle uzak kalmışım ki şifremi bile unutmuşum gecenin bir yarısı hesabımı kurtarmayla uğraştım.  Neler neler oldu 4 senede... Özet geçecek olursam, 2017 yazında İstanbul'dan Fethiye'nin bir dağ köyüne göçtük. Özgür iş için İstanbul'a gidip geliyor hala. Çocuklar Fethiye'de okuyorlar. Özge büyüdü, ilkokula başladı. Büyük oğlan bu sene üniversite sınavına girecek. Küçük oğlan da seneye. 2018 yazında aniden babamı kaybettik. Babam öyle aniden aramızdan göçünce, dedik hayat pamuk ipliğine bağlı, ne zaman biteceği belli değil, kardeşimle eşini de böylece ikna edip İstanbul'dan buraya getirdik. Onlar da bizimle aynı köye taşındılar. Komşuculuk oynuyoruz şimdi.

Buraya taşınalı beri pek çok yeni insanla tanıştık. Bir sürü yeni arkadaş edindik. İstanbul'dan çok daha faal bir  sosyal hayatımız var artık. Tabiatı zaten söylememe bile gerek yok. İstanbul'daki balkonumuzda oturup karşı binaya bakarken hep hayalini kurduğum bir yerdeyim artık. Şimdiki evim dağlara ve ormana bakıyor. Biri psikopat, biri pamuk şeker iki kedimiz, birbirinden salak iki de köpeğimiz var. Köy hayatına alıştık. Köylülerle iyi anlaşıyoruz. Ben bildiğiniz gibi örmeye ve okumaya devam  ediyorum. Gelecekle ilgili, kendi arazimizde kendi evimizi inşa etmek, küçük bir turizm ve tarım işletmesi kurmak, yetiştirdiklerimizi yemek gibi bazı planlarımız var onları gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Bilmiyorum hala blog okuyan birileri var mı, zaten eski blogger arkadaşlarımın neredeyse tamamı artık instagram arkadaşlarım da oldular, oradan iletişime devam ediyoruz ama kısa da olsa yazmak, bir ses vermek istedim. Belki birilerine ilham olur, cesaret verir... Kim bilir neye, nasıl vesile olur. Sonuçta bu isteği yüreğe düşüren de belli, Allah'ın işine akıl sır ermez değil mi?

Devamı gelir mi bilmiyorum ama okuyanlara sevgiler...

29 Kasım 2015 Pazar

Pişt!



Bu aralar benim mottom bu, çayını iç, kitabını oku, gerisini fazla düşünme. Kendi fanusumu yarattım, kitaplar, yünler ve pişirdiğim ekmekler arasında geçiyor günlerim. Geçirmeye çalışıyorum daha doğrusu. Yazmak istiyorum, hatta bazen çok heves ediyorum, yazıp yazıp taslak olarak kaydediyorum ama sonradan okuyunca beğenmiyorum. Ülke gündeminden bunaldıkça ruh halim yazdıklarıma yansıyor. Hissettiklerimi, düşüncelerimi, endişelerimi yazıp kimsenin içini karartmak istemiyorum. İstiyorum ki yine yazdıklarımı okuyanlar gülsün, çok kısa bir anlığına da olsa günlük dertleri unutsunlar. En büyük marifet şu fani dünyada insanların yüzüne bir gülücük kondurabilmek, birazcık neşe ve ümit verebilmek. Ama bilmiyorum ki nasıl olacak... Hem hala okuyan var mı ki burayı? ;)

2 Nisan 2015 Perşembe

Kitaplar zayıf noktam


Shelfie

Handan da olmasa girip cidden iki satır bir şey yazmak gelmedi içimden ne zamandır. Okuyorum habire. Yılbaşından bu yana 9 kitap bitirdim, 3 çocukla kendi hızıma ben bile inanamıyorum. 2015'te 30 kitap hedefi artık daha bir makul geliyor gözüme. Olur olur, 30 kitap biter inşallah bu sene. Bir ara okuduklarımın kritiğini yaparım buradan da. Bu arada siz, yılbaşından beri hangi 9 kitabı okuduğumu merak ederseniz, sağ yandaki Goodreads 2015 Challenge linkinden görebilirsiniz.

Gelelim Handan'ın sorusuna; Tüm zamanların en sevdiğim 10 kitabı (tabi şu ana kadar okuduklarım dahilinde, ileride haliyle liste değişebilir)

  1. Hobbit - Tolkien (hem okuduğum dönem, ki Uğur'a hamileyken okumuştum hem de içerik olarak kalbimde yeri ayrıdır.)
  2. Vadim O Kadar Yeşildi ki - Richard Llwellyn (Uzun yıllar önce okuduğumda derin izler bırakan bir kitap, yeniden okumalı)
  3. Yüzyıllık Yalnızlık- Gabriel Garcia Marquez (Çok ama çok eğlenmiştim okurken)
  4. Momo - Michael Ende (okumakta çok geç kaldığım kitap... )
  5. Rüzgar Gibi Geçti - Margaret Mitchell ( Bu da okumakta çok geç kaldığım bir kitap, keşke daha önce okusaymışım... Filmini izleyenler hiç konuşmasın, kitap ayrı güzel, hatta şahane.. Filmini izleyip seven kitabını da mutlaka okusun o kadar diyorum)
  6. Rüzgarın Adı - Patrick Rothfuss (Çok severek, hiç bitmesin diyerek okudum, ikinci kitabı Bilge Adamın Korkusu da aynı şekilde çok güzeldi. Heyecanla üçüncü kitabı bekliyorum haksızlık olmasın diye sadece ilk kitabı yazdım.. Fantastik severlere şiddetle tavsiye ederim
  7. Taht Oyunları - George R.R. Martin (Serinin diğer kitapları da süper. Yazarın hayal gücüne ve kahramanlarını hiç acımadan öldürme kabiliyetine çok ama çok hayranım. Ne yazsa okurum...)
  8. Tüm Şiirleri - Orhan Veli Kanık ( Dönüp dolaşıp okuduğum ilk ve tek şiir kitabı)
  9. Mavi Tüy - Richard Bach (Aklımı uçurmuş, ufkumu açmıştı resmen. Bir ara yeniden okumalı)
  10. Emma - Jane Austen (Severim Emma'yı, tüm Jane Austen kitaplarını severim ama bunu ayrı severim)

Yazsam bir 10 tane daha yazarım ama şimdilik sıralama böyle oldu. Siz daha çok bu listeyi fırsatım olduğunda yeniden okumak isteyeceğim ilk 10 kitap olarak düşünün.

Normalde bu ebeleme olaylarını pek sevmiyorum ama konu kitapsa dayanamıyorum. Aynı düşünceyle ben de sadece kitaplar söz konusu olduğu için, eğer isterlerse Yeliz ve Yasemin' i ebelemek isterim. En sevdikleri 10 kitabı cidden merak ediyorum.

5 Şubat 2015 Perşembe

Yandex?

Her Allahın günü yandex'te 3 defa "ooff ooff, alıp başımı gidesim var" diye aratıp benim bloga ulaşan sayın okuyucu, senin gitme vaktin gelmiş anacım, alıp başını git artık canın nereye çekiyorsa.
Sevgiler :)

4 Şubat 2015 Çarşamba

Yeni uğraşlar

Bütün Şubat tatili hastalıkla geçti. Okul kapanmadan önceki hafta Uğur'un boğazları şişmişti. Okul kapandığı hafta Ömer'in kulağı tıkandı, gittik doktora kulan enfeksiyonu geçiriyormuş. Arkasından perşembe günü bu sefer Özge ateşlendi onu da kulaktan vurmuş mikrop. Hepsi iyileşti bu sefer Pazartesi ben hastalandım, öyle pis bir şey ki ne burun akıntısı ne boğaz ağrısı direk öksürükle geldi yerleşti bünyeye. Başım kalkmadı üç gündür. Bugün anca gözüm açıldı zaten bu haftayı da yarılamışız, sizin anlayacağınız hiç bir şey anlamadım şubat tatilinden.



Ocak ayında Rüzgar Gibi Geçti'yi okudum daha önce filmini de izlememiştim. İyi ki önce kitabını okumuşum, çok güzeldi. Çoğu zaman Scarlett'a sinir olmakla geçti zaten. Son 100 sayfada salya sümük ağladığım da oldu ama kitabın sonu biraz okuyucuya bırakılmıştı o yüzden pek içime sinmedi ama genel olarak süper bir kitaptı. Filmin başından biraz izledim de baktım kitabın çok  çok hızlı bir özeti gibiydi, sevemedim filmini. Kitaptaki Rhett Butler'dan sonra ekranda Clark Gable'ı görünce ne yalan söyleyeyim olmamış dedim. Çok daha etkileyici biri canlanmıştı kafamda artık siz hayal edin kitapla film arasında nasıl bir fark var.

Rüzgar Gibi Geçti'den sonra araya bir Yasunari Kawabata kitabı sıkıştırdım. Daha önce de Kiyoto diye başka bir kitabını okuyup memnun kalmamıştım nitekim bunu da beğenmedim. Murakami de geçen sene beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Yok anacım benim Japon yazarlarla yıldızım barışmadı bir türlü.

Geçen akşam Lady Chatterly'nin Sevgilisi'ne başladım. İlk sayfalar çok güzel akıcıydı, güzelce okundu ama Lady Chatterly'nin kocası ile diğer entel arkadaşlarının felsefi muhabbetleri hele de nezla kafayla hiç çekilmedi o yüzden araya Hush Hush serisinden Fısıltı'yı aldım. Konu olarak pek aman aman sevip tercih ettiğim bir konusu yok ama kolay okunuyor, kafa yormuyor şimdilik en azından gribi iyice atlatana kadar beklentim de bu zaten.

Ekşi mayalı ekmek
Kitaplar dışında bu aralar ekmek imalatına kafayı takmış vaziyetteyim. Uzunca süre ekşi mayalı ekmek yapıcam diye uğraşıp didindikten sonra nihayet başardım dostlar. El alışkanlığı istiyormuş meğer esas püf noktası oymuş. Göründüğü kadar büyük bir zorluğu yok. Tabi bunu yakın zamana kadar kapı ağırlığı olarak ta kullanılabilecek seviyede takoz ekmekler yapan birisi söylüyor. Ekşi mayalı ekmeği ise çocuklar sevmedi. :( Sen uğraş didin onlar burun kıvırsın, hayat böyle bir şey işte. Senin büyük başarın olarak gördüğün bir şeyi birileri çıkıp illa kötüler, eleştirir. İnsanda ne heves kalır ne istek. Ama neyse en azından ekşi mayayı canlı tutabilmek adına haftada bir ekşi mayalı ekmek yapmaya devam ediyorum, Özgür ve ben bayıla bayıla yiyoruz. Çocuklara normal mayalı ekmekler yapıyorum. Zaten hazır un karışımları ile işi o kadar kolay hale getirmişler ki sen kazara paketteki unu hamur haline getirsen bile ekmek olur o derece yani.

Hazır paket unlarıyla yapılan ekmek

Neyse bu akşamlık bu kadar, kızı uyutmam gerekiyor. Kısa kesiyorum şimdilik, yakında yeni bir yazıyla yeniden dönmek ümidiyle. Zaten şu son bir kaç haftalık blog performansım benim bile gözlerimi yaşartıyor. Döndüm galiba ben.