Ramazan başladı, orucun verdiği hafif baygınlık hissinden de olsa gerek bu aralar canım pek yazmak istemedi. Bol bol uyukladım, uyuklamadığım zamanlarda da kitabımı okuyup bitirdim. Yüzüncü Ad'ın tadı damağımda kaldı, çok severek, dilini anlatımını çok beğenerek okudum. "Bunun üzerine ne okusam şimdi?" diye dolanıp duruyorum evde. Henüz yeni okuyacağım kitaba karar verememişken havalar da serin giderken elime Özgür'ün battaniyesini aldım yine. Epey motif olmuş, birleştirdim hepsini. Şimdi yeniden motif örmeye devam etmem gerek. Fena olmadı sanki, ne dersiniz?
Çiçeklerimi elden geçirdim. Balkona astığım açelya pek keyifsiz görünüyordu meğerse çok sıcak sevmezmiş. Acilen onu başka saksıya aktarıp içeri aldım. Ömer'in karanfilleri de gölgeli yer severmiş, onları da başka bir saksıya aktardım. Menekşeleri cam kenarından daha iç tarafa aldık, onlar da doğrudan güneş ışığı istemiyormuş. Kuzeye bakan evde ben herşeyi unutmuşum meğer. Tüm çiçekleri güneş buldum diye güneşin alnına yerleştirmişim. Yeniden öğreniyorum hangi çiçek nereyi sever, huyu nedir, suyunu nasıl alır.... Güneş gören balkon kenarındaki boşalan saksıya kayınvalidemin verdiği sardunyaları diktim. Ama şimdilik pek keyifsizler, daha tutunamadılar galiba. Ayrıca bu aralar yeni favorim işte bu çiçek. Kayınvalidemde görüp te hayran kalınca kadıncağız dayanamayıp verdi bana. :) Aldım mutfağın başköşesine koydum ben de bu güzelliği. Onun saksısı değişmediği için keyfi yerinde gözüküyor.
Cumartesi maaile markete gittik. "Ailece, cumartesi günü bula bula market mi buldunuz gezecek?" derseniz, sebebi Özgür derim. Bu aralar yeni bir makina projesi çiziyor. Bu "yeni" projeler hiç bitecek mi bir gün çok merak ediyorum ya neyse...Ekimdeki fuara yetişebilsin diye makina projesi bitmeden tatile bile çıkamazmışız. Eh markete de tek başıma, ya da çocuklarla yürüyerek gidince fazla şey taşıyamıyorum. Özgür'ü ikna edip arabayla gidince alınanları taşımak daha kolay oluyor. O yüzden haftasonu gezmemiz markete olabildi ancak. Bu güzelim böğürtlenlerin markette kalan son kutusunu ben kapınca çok mutlu oldum. Gerçi o kadar ekşiydiler ki yiyemedik. "Azıcık şeker ve kısık ateş ne mucizelere yaratır" deyip koydum ocağa bu güzelleri. Pişip yumuşamadan önce de bu güzelliklerini sonsuzlaştırayım dedim. Artık marmelat olarak ya kahvaltıda yer çocuklar ya da kaymaklı dondurmanın üzerine sos olarak dökeriz.
Marmelat, dondurma muhabbeti yaptım diye rejimi koyverdim gitti sanmayın. Temmuz başından bu yana verdiklerim 5kg'a ulaştı. Artık görenler farkeder oldu. Baya incelmişsin diyorlar. Ben yüzümden anlıyorum, yüzüm inceldi, azıcık şekle şemale kavuştu. Özgür de benimle beraber devam ediyor, karı koca inceliyoruz bakalım. Ramazan diye salmadık kendimizi, usturuplu yiyoruz. Henüz Ramazan'da bir aşama kaydedemedik ama kilo almayayım da vermesem de olur, razıyım ben.
Ah battaniye.. bitiyorum bu motiflere ve hatat tığ işine.. eline Sağlık Selen'cim.. maşallah..
YanıtlaSilAyrıca şimdiden nice güzel seneler olsun arkadaşım.. Sağlıkla, huzurla.. büyük küçük cümle sevdiklerinle..
Babanın iyi olmasına sevindim.. Sevgiler çok:)
Sağol Mümine'cim,en basit motif ama çaktırma Özgür bilmiyo tabi öyle olduğunu.
YanıtlaSilAmiiinn,tüm iyi dileklerin için, çok çok teşekkürler arkadaşım. Çocukları da seni de kocaman öpüyorum, sevgiler.