"İstanbul'un havası o....u gibidir. Bir açar, bir kapar" derler. O bir açıp bir kapayan İstanbul havası, Özgür'ün sağlık sorunlarıyla birleşip ruh halimin içine etti blogcum. Bir gün neşe doluyum, şen şakrak, çocuklar gibi şenim, ertesi gün yataktan çıkmak bile istemiyorum. Kar yağışlarının bizim evdeki acı bilançosu, evdeki dijital tartı tarafından muhtelif yerlerime yapışmış 2 kg olarak açıklandı geçen sabah. Ne yapsam, bu kafamı nerelere vursam bilemiyorum. Bir akşam da çocuklara patlattığın mısırdan yemeyiver. Ya da çayını daha az şeker atarak iç a kafasız kadın! Biliyorsun ki akşam yemeğinden sonra ne atıştırırsan atıştır o haftayı 1 kilo fazlayla kapatıyorsun. Yirmili yaşlarında değilsin ki sen, bi akıllı ol! Nerede duracağını bil artık. Sen kiiim nefsini terbiye etmek kim obur?
Babamın by-pass ameliyatı olduğu dönemde kendimi örgüye vurmuştum. Ama bu sefer Özgür böyle türlü türlü tahliller için hastaneye gidip geldikçe kendimi yemeğe vurmuşum anlaşılan. Tam bir kısır döneme girdim bu ara. Ne kitap okuyabiliyorum, ne eskisi kadar bloga yazabiliyorum ne de harıl harıl bir şeyler örüp üretebiliyorum. Süveterim ör ör bitemedi gitti, yani içime fenalık getirdi artık. Bazen sanki boşa kürek çekiyormuş gibi hissediyorum. Yapılacak iş hiç bitmiyor ama benim onları yapacak enerjim ve isteğim olmuyor. Bu sefer de yapılması gerekenleri gördükçe içime sıkıntılar basıyor. Bu ev hanımı olma işi insanı yer bitirir valla. Hiç bitmiyor tükenmiyor. Bütün gün didinsen de yaptığın iş görünmüyor, ertesi gün her şey eski karmaşasına dönüyor. Her gün aynı işleri yapıp yine de bitiremiyor olmak zaman zaman insanı çileden çıkarıyor. Başka bir meşgale lazım insana. Örgü örmek iyi güzel de galiba tığ işi daha eğlenceli. Örgü kadar monoton olmuyor en azından. Yukarıdaki fotoğraf yine kendimi kaybedip aldığım son yünlerin resmi, battaniye ise geçen kış ördüğüm battaniye. Evdeki yün stoğunu hızlı bir şekilde kullanılabilir ürünlere dönüştüremezsem, yakında Özgür'ün beni boğazlarkenki resmini koyacağım buraya. "Örgü yünü altın kadar değer kazanmıyor artık yüne yatırım yapmaktan vazgeç kadın" dese yerden göğe hakkı var.
Dün türk kahvesi eşliğinde, ev işlerinin monotonluğunun ruhumda açtığı derin yara konusunda Özgür'e açıldım biraz "Eyvah depresif moda girmişsin sen yine" dedi. "Bir gün işlerimi ayarlayayım da çocuklar okuldayken bir Taksim kaçamağı yapalım" diye de ekledi. Depresif moda giren bir tek ben değilim anlaşılan. Böyle kaçamak planları yaptığına göre tüm bu işyeri problemleri, üzerine sağlık sorunları anlaşılan onu da epey bunaltmış. Bir ara, yine üniversedeki gibi elele, atacağız kendimizi Beyoğlu sokaklarına... Bakalım hangi güne kısmet. Evli ve çocuklu insanın kaçamağı da bu oluyor işte. Çocukları okula postalayıp atıyorsunuz kendinizi sokaklara. Onlar olunca bir-iki adım attıktan sonra "Ayh çok yorulduk" diye sağı solu ve de sizi tırmalamaya başlıyorlar çünkü.
Neyse ben gidip biraz daha yünlerimi eşeleyeyim, süveteri bitirince bahar gelene dek bir müddet daha kendimi oyalayacak bir şeyler bulmaya çalışayım. Size iyi hafta sonları...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder