Döndüm ben, bundan sonra hep buralardayım inşallah blogcum. Uzun bir süre boyunca başka bir yolculuğa çıkmayı bırak, yolculuk fikrine bile tahammül edebileceğimi sanmıyorum. Cumartesi günü 8 saatlik yolculuğun ardından aygın baygın köprüye ulaştık. Epey bir müddet te köprü trafiğinde takıldıktan sonra tam eve az kaldı diye sevinirken bu sefer de İstoç dolaylarında trafiğe yakalanınca hepimiz arabada bayılacak gibi olduk. Hele oğlanlardan biri artık kendini tutamayıp arabada pırtlayınca baygınlık seviyesi hepimizde tavan yaptı. Klimaya rağmen aracı havalandırmayı başaramayınca Özgür ve ben "Hiç arabada yapılacak şey mi bu? Bu sıcakta bizi öldürmeye mi çalışıyorsunuz?" diye söylene söylene camları açıyorduk ki Uğur'un "8 saattir arabadayız" mazereti hepimizi kopardı. Akşam 7'ye doğru, İstoç civarında, otobandaki cumartesi trafiğinin ortasında, o camları açık arabada deli gibi gülen bizdik işte. Trafikte gülen insana deli muamelesi yapmayın emi? Sebebi çok uzun bir geçmişe dayanabiliyor işte böyle.
Tatil fena değildi. Uğur güneş kremi sürmeyi reddedip ciğer gibi yandığı için tatilin büyük kısmını denizde tişörtle yüzerek geçirdi. Maalesef çok büyük ve acılı bir ders aldı ama bundan sonra kremsiz güneşe çıkmayacağına eminim. Ömer'in terliği ayağını cılk yara yaptı o yüzden bütün tatil benim açımdan birinin sırtını diğerinin ayağını kremleyerek Özgür açısından da "Hay ben senin aldığın terliğe.." diye bana söylenerek geçti. Ayrıca bu sefer Özgür makus talihini yenip nihayet oltayla kocaman bir sinarit tuttu da hepimiz ondan daha çok sevindik. Kendisi için çok büyük bir ilerleme olduğunu itiraf etti. Ama en çok balığı yine ben tuttum. Kocaman bir mercan ve bir sürü kupa.. Oturup hepsini afiyetle yedik, çok lezzetliydiler. İnsanın kendi tuttuğu balık ta ayrı bir tatlı oluyor galiba. Bunların dışında tatilin son günü Özgür yine midesini bozmayı başardı ve tüm günü yatakta geçirdi. Artık yolculuk sabahı hepimize iyice fenalık geldiğinden yola öyle bir hevesle çıktık ki bilemezsiniz. Aşırı evcimen insanlarız sanırım. Yoksa insan tatilin bitmesini iple çeker mi?
Sıcak bir yandan, yorgunluk bir yandan. Tatilden getirdiğim dağ gibi çamaşır yığını bir yandan. Anlatacağım başka şeyler de var ama hiç yazma hevesim yok bu aralar. Şimdilik bu kadarla idare ediverin, evi bir hale yola sokayım, bir kendime geleyim, yakında yeniden buralarda olurum.
yine güldürdün beni bu saatte yatar ayak. tatilin bitmesini biz de iple çektik. her zaman da böyle oluyor. yalnız değilmişiz demek ki.
YanıtlaSilHos geldin :)
YanıtlaSilhoşgeldin selencim :))tatilden dönenede hadi bi dinlen denmez ama bi dinlende gel
YanıtlaSilne tatili? ya allah aşkına şu yaz tatilini bi kısaltsınlar yetti artık!
YanıtlaSilCanan, Kasinlikle yalnız değilsiniz , hem neden bilmem bu seferki ayrı bi uzun sürdü sanki.. :P
YanıtlaSilHandan, hoşbulduk canım :)
Hoşbulduk Tria, sağolasın :)
Yasemin, yorumun kopardı beni. :D Bu kadar mı kafayı yedin evde 2 çocukla arkadaşım? Yazık yahu... Oğlanlar beni de delirtiyorlar evde, yazmıyorum diye uslu uslu oturduklarını sanma, alıştım herhalde. Ama hakikaten 3 ay yaz tatili çok uzun çok.. Kısaltılması lazım. Sevgiler...
selen, aslında evde cem'den daha iyi durabilecek bir çocuk görmedim desem yeridir. çocuk ev insanı. tam yengeç burcu. yaz okulu istemez, bişey istemez ama ben içten içe çocuk yaz boyu evde kaldı aman bahçe yok, doğa yok diye kendimi bunaltıyorum. biraz da yalnızlık sanırım; onun arkadaşları falan gelip gidiyor da ben istiyorum çıkmak. çıkıyoruz da ancak 6'dan sonra. ya, ne bileyim şehir hayatı işte sınırlarımız belli. bazen soruyorum kendime bir çocuğa okula başlayana kadar kadar sadece 1 (bir) tek kişinin bakması normal mi? yardımcıdan bahsetmiyorum, onu hiç denemedim de, bir aile, bir yakın, bir komşu, eş-dost?? yahu hiçbiri mi olmaz? bizim yan komşuyu taşındıktan 6 ay sonra gördük. bir dokun bin ah işit.
YanıtlaSil