5 Temmuz 2014 Cumartesi

Kendim ettim kendim buldum..

Bu aralar fazla yazamıyorum. Hayır efendim "içimden susmak geliyor" veya "biraz da kendimi/içsesimi dinlemek istiyorum" triplerinde değilim. Günü gelir onu da yaparım ayrı, ama bu sefer aslında tam tersine bağıra çağıra konuşmak, böğüre böğüre ağlamak, içimdekileri bööaaah diye ortaya boşaltıp rahatlamak istediğim ama mecburen sus pus oturduğum bir dönemdeyim. Yazmaya vakit bulsam ilk önce şu liste yazısının devamını yazacağım ama yok, olmuyor bir türlü...

Malum okullar kapandı, benim iki deli oğlan bütün gün evdeler. Üstüne bir de bebe... Yemin ederim günde en az 3 posta alıp başımı kaçasım geliyor evden. Ama yapamıyorum elbet. İki abi gün boyunca her fırsatta deli gibi didişip birbirlerini ve de beni yiyorlar. Bildiğin boğuştukları, tekme tokat dövüştükleri bile oluyor. Ama haklarını yemeyeyim bak nihayet 1 senenin sonunda bizim sitede bir tanecik arkadaş edinmeyi başardılar. Gerçi onca zaman beklediklerine de değdi yani, sonuçta maşallah pek te sevimli bir çocuk bulmuşlar arkadaş olarak. O da kısa zamanda bizim evin üçüncü büyük çocuğu oldu çıktı. Geçen gün kapıda benim oğlanları beklerken muhabbet ediyorduk da bana doğrudan "Annemle tanışmanızı istiyorum, ailecek daha yakın olmamızı isterim" dedi. Kaldım bir an öyle. Zamane çocukları ne istediğini bilip, onu da lafı döndürüp dolaştırmadan doğrudan ifade edecek kadar nasıl kendine güveniyor şaştım tekrar.

Neyse konu dağıldı; oğlanlar, sağ olsun yeni edindikleri arkadaş sayesinde, artık dışarıda daha fazla vakit geçiriyorlar. Ama bu sefer küçük böcek beni hacamat ediyor. Yahu arkadaş, iki tane oğlan çocuğu büyüttüm ama daha önce salondaki yemek masasının üzerine tırmanan hiç olmamıştı. Bu bir acaip. Bu aralar uykuyu da azalttı gün içinde neredeyse 1 saat bile uyumuyor. Sürekli ortada koşturup duruyor. Bir tencere yemek yapayım diyorum kan ter içinde kalıyorum. Ben yemek yapmaya çalışırken kah gidiyor sebzelikten soğan patates aşırıyor, koşup alıyorum elinden bu sefer çöp kutusuna dalıyor bir bakıyorum elinde yumurta kabuğuyla geliyor. Hadi yine kapıyorum elinden yine eller yıkanıyor, koşuyorum geri. Bu sefer ben bir şeyler yerleştirirken illa ki gelip bulaşık makinasındaki kirli tabak çanağı mıncıklıyor. Buzdolabından bir şey almaya göreyim hemen aradan süzülerek dolapla benim arama girip alt rafta artık avucuna göre ne bulursa kapıp ağzına tıkıştırıyor, sanırsın aç geziyor velet. Artık bu kaptığı kimi zaman kayısı oluyor, kimi zaman mantar, kimi zaman sıkma portakal veya brüksel lahanası... Mevsimine göre ne denk gelirse artık... Tabi yine elinden kap yerine koy, koş yine çocuğun ellerini yıka artık bu arada benim soğanlar ocakta kavrulurken kömür mü olmuyor, pilav yapıcam diye şehriyeleri mi yakıp kavurmuyorum siz hayal edin halimi.

Bazen mutfak dolaplarını düzenlemeye veriyor kendini, ben bir şeyler doğrarken habire çekmeceleri karıştırıp çatal kaşıkları yerlere atıyor. Çekmecelerde bulduğu şeyleri paskalya yumurtası gibi evin muhtelif yerlerine götürüp saklıyor. Streç filmi geçen gün ailece aradık ta zor bulduk. Buz kalıbı salondaki kanepenin yastığının arkasından çıktı, çırpma teli televizyon sehpasının altından, şişe açacağı yatak odasında bulundu. Kepçeyi kaç gün aradım bilmiyorum. Bazen de eline uygun kap kacağı dolaplardan çıkarıp sağa sola vurarak müzik yapmaya çalışıyor. Öyle tangırdıyor ki bazen, sanırsınız evde usta var bir yere bir şeyleri çakıyor. Bakıyorum öyle kaptırmış ki kendini, aynı gerçek usta gibi çömeldiği yerde pijaması ve de bezi hafiften sıyrılmış, popo çatalı bile görünüyor. Hah diyorum bu gürültüyü yapan gerçek bir usta olsaydı, göreceğim manzara da ancak bu kadar olurdu, gerçi bunun popo çatalı daha sevimli insanın yiyesi geliyor ama yine de o gürültü bazen cidden katlanılmaz oluyor. Tencere tava senfonisine zorla ara verdirince gidip sinirinden ayakkabı dolabını karıştırıyor. Tabi o daha büyük panik yaratıyor, herhalde ayakkabı terlik mıncıklarken bir de amip kapmış. Geçen hafta hastanelik oldu velet. Hafif ateş ve ishali vardı. Doktor soruyor "geçen hafta şüpheli ne yedi?" diye Özgür'le ben kalakaldık kadının karşısında hangi birini saysak diye. Ayakkabı tabanı, çiğ patates, kuru soğan, market poşetinden çıkan yeşil soğanın uçları, kültür mantarı, yumurta kabuğu, yıkanmamış meyve, yerde bulduğu herhangi bir şey...liste uzayıp gidiyordu. Bunlar bizim gördüklerimiz ve elinden aldıklarımız ya göremediklerimiz?... Gerçi bunun büyük abisi de salyangoz yemeye kalkmıştı anacım, bu sülale böyle demek ki benim daha uyanık olmam lazım ama nereye kadar? Yetişemiyor insan... Yemin ediyorum bak bu ilk çocuk olsa ne deseniz haklısınız diyeceğim. Ama iki oğlanı, hem de aynı anda büyütmüş kadınım ben yahu! İkisi bu kadar yormadı beni.

Bu hafta banyo dolabını da açmayı öğrenmiş lavabo temizlediğim süngeri emerek geldi geçen gün. Yakındır deterjanları da içmeye kalkar bu. Buraya yazıyorum kafayı yiyeceğim gün yakındır.

Uzun lafın kısası blog, ben anamın evine gidiyorum bir hafta. Biraz ben de anama şımarayım, benimki de can yahu, yazıktır. Oruçlu, arada sırada da olsa halen emziren kadına bu eziyet yapılmaz.

NOT: Oğlanlar bilgisayara virüs bulaştırdı o yüzden format attık ama bu sefer de telefonla bilgisayar birbirine yabancı kaldı, niyeyse bir saattir tanıtamadım ikisini birbirine. Haliyle fotoğraf ta yükleyemedim. Yemin ederim fotoğraf yüklemeye çalışmak yazıyı yazmaktan uzun sürdü. O yüzden fotoğraf isteyenler yeni açtığım instagram hesabına takılsın bir süre. Ben dönene kadar Özgür can sıkıntısından illa ki bir çözüm bulur yüklerim yine fotoğrafları.

2 yorum:

  1. Bilgehan küçükken ne arasam ilk gidip salondaki koltuğun minderlerinin arasına bakıyordum, sen deyince hatırladım şimdi. Zaten Bilgehan'dan sonra üçüncü çocuk hayalime son verdiydim, hâlâ tüylerim diken diken oluyor düşündükçe:-)

    Anne evi bebeli kadinların en güzel tatil köyüdür. İyi dinlenmeler canım:-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol Handan'cım. Var mı aklında başka bir potansiyel zula yeri? Evdeki telsiz telefon kayıp, şarjı da bitmiş, 3 gündür arıyoruz bulamıyoruz bir türlü... Kaldık telefonsuz. :(

      Sil