2 Şubat 2015 Pazartesi
Saç mevzusu çok derin
Son zamanlarda bizim evde bir saç muhabbetidir gidiyor;
Selen- Saçımı boyadım hiç fark etmiyorsun
Özgür (daha dikkatli inceleyerek) - Aynı renge boyamışsın saçını, nasıl fark edeyim?
Selen - Heee onu diyorum işte beyazlar kapandı hiç fark etmiyorsun.
Özgür - Sanki saçımda bi örümcek dolaşıyor...
Selen - Eeeee, Saçım derken??...
Selen - Traş mı oldun bugün sen?
Özgür - Saçımı da boyattım ama fark etmedin...
(Arabada)
Özgür - Falanca ne rahat adam, iş yok güç yok bayılıyorum adamın genişliğine
Selen - He valla yaz gelince aç pansiyonu çalış, kış gelince otur keyif çat.
Özgür - Bizse debelenip duruyoruz yaz kış...
Selen - Eee çoluk yok çocuk yok onda, rahat adam. Karnını doyuracak kadar kazansa yetiyor. Sen hata ettin aile kurdun, çocuk olayına falan girdin bi de..
Bizi dinleyip duran Uğur - Anne aslında babamın içinde bir hippi saklı ama maalesef hippi olabilmek için yeterince saçı yok.
17 Ocak 2015 Cumartesi
Teknolojik tırtıl
Sonracığıma işte bu google profil mi yoksa blogger profil mi kalsın diye ayarları incelerken baktım kayıtlı android cihazlarda D500 bilmem ne diye bir cihaz. Dedim bu lavuk ta kim? Benim telefonun marka ve modeliyle uzaktan yakından alakası olmayan bir kod. Kaldır kardeşim bu cihazı android cihazlarımdan diye bir seçenek vardı, seçtim ki seçmez olaydım. Bir baktım benim telefonun ekranında android iconu dansediyor. Sonrasında anacım, bu google+ zımbırtısı internet üzerinden benim telefonu komple fabrika ayarlarına döndürdü. Son 5 aydır çektiğim tüm fotoğrafları, videoları, mesajlarımı, telefon rehberimi herşeyi sildi. Kaldır dediysek sadece google accountla ilişkisini bitir dedik, telefona neden komple format atıyorsun eeyy Google?
İlk şoku atlattıktan sonra, efendime söyleyeyim bana bi soğukluk geldi. Şu teknoloji fazla kurcalamaya gelmiyor. Eğer uğraşmasaydım, akıllı telefon var nasılsa diye google plus, bloglovin, instagram, hangouts bilmem ne diye dallanıp budaklanmasaydım dertsiz başıma dert te açmayacaktım. O yüzden gıcık oldum internetten sürekli bişeyler paylaşma gayretime. Bir dedim ki komple hepsini kapatayım. İnstagram, twitter, facebook, blog mlog hepsinin koy g.tüne gitsin. (Evet aynen öyle dedim affedin, çok tepem atmıştı çünkü. 5 aylık bir fotoğraf ve video arşivinden bahsediyoruz burada) Otur oturduğun yerde, dedim kendi kendime, kitabını oku, örgünü ör, kime ne senin ne yaptığından? Valla aslında temelde hala böyle düşünüyorum ama tam olarak gemileri yakıp, ipleri kopartmaya karar veremedim. Bana engel olan ne tam bilemiyorum. Tek bildiğim yazmayı seviyorum, beni ben yapan şeylerden biri bu kesinlikle. O halde bloga ağırlık verip sosyal medyadan bir müddet uzak kalmak daha mantıklı sanki. Bakalım hayat bana bu sefer ne verecek. Ne zaman bir konuda bir plan yapsam artık kader mi desek hayat mı desek hep kendi planlarını burnuma soktu çünkü.
Neyse uzun lafın kısası blogcum teknoloji özürlüyüm bu aralar. 2014 te 23 kitap okumuşum, 2015 hedefimi 30 kitap olarak belirledim. Yılbaşı itibariyle Rüzgar Gibi Geçti'yi okumaya başladım. Boyut olarak zorluyor beni, sayfa sayısından ziyade kitabın briketimsi ebatları ergonomik zorluk yaratıyor. Elişleri konusunda daldan dala konmaya devam ediyorum. Halihazırda başlanmış ve devam eden 3-4 projem var birinden biri biterse belki paylaşırım. Benden haberler böyle işte, hayat akıp gidiyor. Özge ile yeniden büyüyorum bu aralar.
29 Aralık 2014 Pazartesi
Hayat yükü
Uzun zaman oldu buraya bir şeyler karalamayalı. Hayat öyle hızlı akıp gidiyor ki oturup sakin kafayla iki satır yazı bile yazamadım şuraya. Bir pazartesi oluyor sonra bakıyorum hop cuma gelmiş ardından hafta sonu son hızla geçip gidiveriyor. Bakmışsın yine pazartesi olmuş. Su gibi akıp gidiyor zaman. Özge'ye hamile olduğum günler daha dün gibi ama neredeyse 2 yaşını bitirecek çocuk. Hoş Özge'ye sıra gelene dek abileri boyum kadar oldular.
Hafta sonu İstanbul trafiğindeki uzun araba yolculuklarımızda bazen bir şarkıya denk geliyoruz Uğur'un bundan tam 10 sene önce o şarkıyı söylemeye çalışırkenki hali gözümün önüne geliyor, sesi kulaklarımda çınlıyor. Elinde mikrofon gibi tuttuğu ayva ile, şarkıyı bitirip bize selam verişi zihnimde aynı o gün gibi canlanıyor tekrar. O zamanlar Ömer kucağımda yeni doğmuş bebek henüz...
Sonra başka bir şarkı ilk evlendiğimiz günlere alıp götürüyor beni. Henüz yeni evli, iki tıfıl gençken, 15 sene içinde başımıza geleceklerden bihaber, oturmuş yeni kurduğumuz evimizde müzik dinlediğimiz günleri gülümseyerek hatırlıyorum. Bazen yatak odasının girişinde duran halıya gözüm ilişiyor evlenmeden önce evimiz için ilk aldığımız eşya olduğunu hatırlıyorum ve onu aldığımız gün ve dakikaya ışınlanıyorum. Bazen bir fotoğraf görüyorum bana bir anıyı çağrıştırıyor hop o anıyı yaşadığım güne gidiyor aklım. O günkü hayalleri, endişeleri, umutları sanki bugünmüş gibi hissediyorum yüreğimde.
Bu aralar en çok başıma gelen de Özge'ye baktıkça oğlanların bebekliklerini hatırlamak... Belki size çok garip gelecek ama bana inanılmaz acı veriyor. Çünkü hiç hatırlamak istemediğim kişisel bunalımlarla sarmalanmış bebeklik anıları onlar. Oğullarım açısından unutulmaması gereken çok ama çok kıymetli günler, ama diğer yandan hiç adını bile anmak istemediğim, hayatımın en mutsuz, en sefil dönemi. İzmir günleri.. Benim psikolojik olarak en dibe vurduğum dönem... Özgür'le ilişkimizin en berbat, evliliğimizin ise en karanlık en bulutlu günleri...
Dolayısıyla Uğur ve Ömer'e nazaran Özge şüphesiz çok daha şanslı bir bebeklik yaşıyor. Anneleri şimdi daha mutlu, huzurlu, kendiyle barışık ve daha dengeli ama diğer yandan, tüm çocuklarına aynı şeyi veremediği için vicdan azabından kahroluyor. Geriye dönüp baktığımda o değerli günleri boşa harcamışım, kıymetini bilememişim diyorum. İçim öyle acıyor ki hiç bir şey teselli vermiyor. Geçip gitmiş telafisi olmayan bir zaman. Özge'nin bebekliği her zaman mutlulukla, gülümsemeyle hatırlanacak ama oğullarımın bebekliği bana hep bir burukluk verecek. Onların bebekliğini hatırlamak bana en nefret ettiğim Selen'i hatırlatacak çünkü. Şimdi karşımda olsa suratına şöyle okkalı bir kaç tokat atıp, omuzlarından tutup sarsarak "Kendine gel, aklını başına topla" diye bağırmak istediğim o kadın... Diğer yandan kendime sürekli "o günler yaşanmasaydı belki bugünlerin kıymetini bu kadar iyi bilemeyecektik" diyorum ama her halükarda o günleri anmak içimi tarifi imkansız bir hüzünle dolduruyor.
Belki de bu hissettiklerim yüzünden zihnimin bu zaman içinde gidip gelmeleri artık o kadar sık oluyor. Yaşlanıyorum belki de... Ya da olgunlaşıyorum mu demeli? Yaşanmışlıklar arttıkça, eskiye dair hatırlanan şeyler de o oranda artıyor. Bir nevi yaşamın yükü birikiyor insanın zihninde. Belki de bu yüzden artık bir şeyleri saklamaya fazla ihtiyaç duymuyorum. Bir yeri toplarken, temizlerken kolayca elden çıkarıveriyorum görevini tamamlamış eşyaları. Artık biliyorum, hayatta hatırlamak istediklerimi bana hatırlatması için anılarımdan ve kafamdan başka bir şeye ihtiyacım yok. Öyle olmasaydı şimdiye tüm bu üzücü anıların da unutulup gitmiş olması gerekirdi.
Yeni yıl zamanı mı bunları bana düşündüren bilemiyorum. Benim açımdan yeni bir yılın gelmesi pek bir şey fark ettirmiyor. Ama annelik insana çocukların umutlarını, sevinçlerini canlı tutabilmek için hayata daha sıkı sarılmayı öğretiyor. Hayatımızdaki her çocuk bizim açımızdan yeniden çocuk olabilmek için bir fırsat. O yüzden üçüncü bir çocuğa hayatımı ve benliğimi açmak verdiğim en doğru kararlardan biriymiş, bunu her gün daha iyi anlıyorum. Kızımın yüzüne bakıyorum da, o kadar basit şeyler için bana verdiği o kocaman, içten gülümseme için şükrediyorum. Nedensiz mutlu olabilmeyi çocuklar çok iyi beceriyor. Ya da hayatı bizden daha fazla hissederek yaşadıkları için daha mutlular. Çocuklar bize yavaşlamayı, hayatın küçük hediyeleriyle mutlu olabilmeyi, hayatı daha doyasıya hissederek yaşamayı öğretiyorlar. Hayatında ilk defa geçen pazar yağmurda ıslanan kızımın gösterdiği hayranlıkla ve şaşkınlıkla dolu tepki bunu kafama iyice çaktı. Biz yetişkinler aslında ne kadar körüz ve ne kadar aptalız. Günümüzde insanoğlu aslında bilge doğan ve yaşça olgunlaştıkça kafaca salaklaşan bir ırk bence.
Ne saçma, daldan dala konan bir yazı oldu bu da böyle... Bu aralar ben de böyleyim, zihnim biraz karışık. Yaklaşan yeni yılda umudum daha yaşanılası bir dünya, daha höşgörülü, sevgi dolu insanlar... Gelecekten güzel şeyler beklemeye yetecek biraz umut. Biraz iyi yönde değişim...
Bir de geçen yıldan daha fazla okumak ve daha çok bir şeyler üretmek istiyorum. Orası da nasip artık...
Herkesin yeni yılını kutlar hayattaki beklentilerine göre güzel bir sene dilerim.
13 Kasım 2014 Perşembe
Blog vs İnstagram
Koptum gittim blogtan farkındayım. Gündem zaten berbat, artık haberleri izlemek bende çarpıntı yapıyor. Kendimi instagrama vurdum anacım. Güzel fotoğrafların arasında bambaşka bir dünya, ütopik bir yer orası. Anında tepkiler alabildiğin, öyle blog gibi günlerce bekleyip "Acaba bunları okuyan var mı?" "Bir Allah'ın kulu çıkıp ta bir yorum yapacak mı?" dediğin bir yer değil. O yüzden ne yalan söyleyeyim çok cazip bir yanı var. Zaten bu aralar öyle uzun uzun anlatasım yok birşeyleri. Kışla birlikte kendi dünyama kapandım.
Kitap okuyorum, 2014 başında bu sene için kendime 20 kitap hedefi koymuştum. Şu anda 19. kitabı okuyorum ve ne yalan söyleyeyim biri 2 yaşından küçük bir bebek olmak üzere, 3 çocuk anası olarak senede 20 kitabı okuyabilmeyi şu aşamada kendim için büyük bir başarı olarak görüyorum. Kitaplığa da ek yaptığımız için artık yeni kitap almaktan korkmuyorum.
Başka neler yapıyorum? Elbette hala azimle bir şeyler örmeye çalışıyorum. Yaklaşık 1,5 aydır şu şalı örmeye uğraşıyorum ki arada iki tane yastık kılıfı ördüm bitirdim. Yavaş ilerliyor ama ilerliyor işte. Bazı işlerde süreç sonuçtan daha tatmin edici olabiliyor...
Balkonu kapattık, çiçekleri düzenledik, kendimize keyif mekanı yarattık, kış günü şahane balkon keyfi yapıyoruz valla. Özgür de çok radikal bir karar alıp iş hayatını yavaşlatma yoluna girdi. Gereken temel ayarlamaları yaptı, yılbaşı itibariyle yeni çalışma şekline tam geçiş yapacak inşallah. Seneler sonra ilk defa karşılıklı kitap okuyoruz, uzun uzun konuşuyoruz. O kadar çok ve yoğun çalışıyordu ki senelerdir artık bunlara vakit bulabilmek bile bizim için çok büyük değişiklik. Biraz onun tadını çıkarmaya çalışıyoruz.
Blog sayesinde tanıştığım muhteşem insanlar var. Buralara uğramıyorum belki ama onlarla artık blog dışına taşan ilişkim var. Gerçek hayatta hiç görüşemezsem bile sürekli mesajlaşıp yazıştıklarım, artık hayatımda olmazsa olmaz dediklerim var. Mesela Arzu onlardan biri. O Almanya'da ben İstanbul'da ama illa ki her gün iki çift laf ediyoruz. Kah kitap kulübü yapıp aynı anda aynı kitapları okuyup konuşuyoruz tartışıyoruz. Kah birbirimize kitap, dizi veya websitesi önerisi veriyoruz. Yeni projeler üretip paylaşıyoruz. Genelde o üreten bense şaşan taraf oluyorum ama olsun müthiş eğleniyoruz.
Evren, Gülşen ve yine Arzu ile facebook'ta bir de Bezsiz Bebek grubumuz var. Sonradan Hindistan'da yaşayan Birsen de katıldı aramıza. Yaklaşık iki senedir Tuvalet iletişimi konusunda insanlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Hepimiz dünyanın farklı köşelerinde yaşarken bu grup yüzünden/sayesinde akşamları internet üzerinden hararetli tartışmalar, muhabbetler yaptık. Gün geldi birbirimizi tanıdık, gün geldi dedikodu yaptık, güldük, kızdık, yazıştık... Yine çok ama çok eğlendik, eğleniyoruz.
Sonra Hindiba var ara ara yaşamıma dokunup muhteşem etkiler yapan. Yüzünü bile görmediği bu kadına ta Almanya'lardan bebek hediyesi yollayan kocaman yürekli kadın... Onun sayesinde hayatıma katılan diğer güzel kalpli insanları sayamam bile o kadar çoklar ki.. Kimiyle gerçek hayatta buluşup kaynaştık, kimiyle komşu çıktık, kimine akıl danıştım ve çok güzel öğütler aldım.
Handan'ım sosyal medyaya uzak kaldığı için biraz ayrı düştük ama ta İzmir yıllarında blog yazdığım dönemden beridir kalbimde yeri ayrıdır. Yine tanışıklığımız öyle eskiye dayanan Yasemin ve instagramda görüşüp yazıştığım, zaman zaman mailleştiğim diğer bloggerlar ile hayatıma şimdilik blogtan biraz uzak ama yine de bağımlı bir şekilde devam ediyorum. Bu güzel insanları hayatıma kattığı için kopamam elbet buralardan ama şimdilik biraz ayran içtik ayrı düştük işte. Geçer...
Kitap okuyorum, 2014 başında bu sene için kendime 20 kitap hedefi koymuştum. Şu anda 19. kitabı okuyorum ve ne yalan söyleyeyim biri 2 yaşından küçük bir bebek olmak üzere, 3 çocuk anası olarak senede 20 kitabı okuyabilmeyi şu aşamada kendim için büyük bir başarı olarak görüyorum. Kitaplığa da ek yaptığımız için artık yeni kitap almaktan korkmuyorum.
Başka neler yapıyorum? Elbette hala azimle bir şeyler örmeye çalışıyorum. Yaklaşık 1,5 aydır şu şalı örmeye uğraşıyorum ki arada iki tane yastık kılıfı ördüm bitirdim. Yavaş ilerliyor ama ilerliyor işte. Bazı işlerde süreç sonuçtan daha tatmin edici olabiliyor...
Balkonu kapattık, çiçekleri düzenledik, kendimize keyif mekanı yarattık, kış günü şahane balkon keyfi yapıyoruz valla. Özgür de çok radikal bir karar alıp iş hayatını yavaşlatma yoluna girdi. Gereken temel ayarlamaları yaptı, yılbaşı itibariyle yeni çalışma şekline tam geçiş yapacak inşallah. Seneler sonra ilk defa karşılıklı kitap okuyoruz, uzun uzun konuşuyoruz. O kadar çok ve yoğun çalışıyordu ki senelerdir artık bunlara vakit bulabilmek bile bizim için çok büyük değişiklik. Biraz onun tadını çıkarmaya çalışıyoruz.
Blog sayesinde tanıştığım muhteşem insanlar var. Buralara uğramıyorum belki ama onlarla artık blog dışına taşan ilişkim var. Gerçek hayatta hiç görüşemezsem bile sürekli mesajlaşıp yazıştıklarım, artık hayatımda olmazsa olmaz dediklerim var. Mesela Arzu onlardan biri. O Almanya'da ben İstanbul'da ama illa ki her gün iki çift laf ediyoruz. Kah kitap kulübü yapıp aynı anda aynı kitapları okuyup konuşuyoruz tartışıyoruz. Kah birbirimize kitap, dizi veya websitesi önerisi veriyoruz. Yeni projeler üretip paylaşıyoruz. Genelde o üreten bense şaşan taraf oluyorum ama olsun müthiş eğleniyoruz.
Evren, Gülşen ve yine Arzu ile facebook'ta bir de Bezsiz Bebek grubumuz var. Sonradan Hindistan'da yaşayan Birsen de katıldı aramıza. Yaklaşık iki senedir Tuvalet iletişimi konusunda insanlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Hepimiz dünyanın farklı köşelerinde yaşarken bu grup yüzünden/sayesinde akşamları internet üzerinden hararetli tartışmalar, muhabbetler yaptık. Gün geldi birbirimizi tanıdık, gün geldi dedikodu yaptık, güldük, kızdık, yazıştık... Yine çok ama çok eğlendik, eğleniyoruz.
Sonra Hindiba var ara ara yaşamıma dokunup muhteşem etkiler yapan. Yüzünü bile görmediği bu kadına ta Almanya'lardan bebek hediyesi yollayan kocaman yürekli kadın... Onun sayesinde hayatıma katılan diğer güzel kalpli insanları sayamam bile o kadar çoklar ki.. Kimiyle gerçek hayatta buluşup kaynaştık, kimiyle komşu çıktık, kimine akıl danıştım ve çok güzel öğütler aldım.
Handan'ım sosyal medyaya uzak kaldığı için biraz ayrı düştük ama ta İzmir yıllarında blog yazdığım dönemden beridir kalbimde yeri ayrıdır. Yine tanışıklığımız öyle eskiye dayanan Yasemin ve instagramda görüşüp yazıştığım, zaman zaman mailleştiğim diğer bloggerlar ile hayatıma şimdilik blogtan biraz uzak ama yine de bağımlı bir şekilde devam ediyorum. Bu güzel insanları hayatıma kattığı için kopamam elbet buralardan ama şimdilik biraz ayran içtik ayrı düştük işte. Geçer...
21 Ekim 2014 Salı
Kitap Mimi
Sevgili Handan beni mimlemiş. Anca fırsat bulup yazabiliyorum, işte cevaplarım
İlk Hayranlığım: Tartışmasız Red Kit! Biraz tuhaf bi kız çocuğuyum demek ki ben, hiç Ayşegül kitabım falan olmadı. Küçücüktüm bayılırdım Red Kit çizgi romanlarını okumaya. Sırf o yüzden Milliyet Çocuk dergisini beklerdim her hafta heyecanla.
Favori Serim:
George R. R. Martin'in Taht oyunları serisi. Hayal gücüne, yarattığı ve acımasızca öldürdüğü gerçekçi karakterlerin çeşitliliğine hayranım.
Ve de hala son kitabını beklediğim Patrick Rothfuss'un Kral Katili Güncesi.
Favori Kitaplarım:
Orhan Veli - Tüm şiirleri (Aklıma eser açar açar okurum)
Thomas Hardy - Tess
Vadim O kadar Yeşildi ki - Richard Llewellyn
Gülün Adı - Umberto Eco
Yalnızlığımızın Kışı - John Steinbeck (Sahi bunu bir yerlerden bulup tekrar okumalı)
Hayat Dolu - John Fante
Açlık - Knut Hamsun
Kelebek - Henri Charriere
Favori Erkek Karakterim: Red Kit'i saymazsak, favoriden ziyade bir sebepten sevdiğim hafızamda yer eden karakterler var diyebilim ki bunlar bir kaç taneler;
Jane Austen'in Emma'sındaki Bay Knigtly
Tolkien'in Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi'ndeki Büyücü Gandalf'ı
Tolstoy'un Anna Karenina'sındaki Çiftçi Levin
George R. R. Martin'in Taht Oyunları'ndaki Cüce Tyrion Lannister
ve tabii ki Robinson Crusoe!!
Favori Kadın Karakterim: George R. R. Martin Taht Oyunları serisindeki Daenerys Targaryen
Favori Okuma Saatim: Kesin bir saat vermem zor fırsat bulduğum her an okumayı severim ama şu sıralar favorim kız öğlen uykusunda iken veya çocuklar uyuduktan sonra gecenin sessiz saatleri.
İlk Hayranlığım: Tartışmasız Red Kit! Biraz tuhaf bi kız çocuğuyum demek ki ben, hiç Ayşegül kitabım falan olmadı. Küçücüktüm bayılırdım Red Kit çizgi romanlarını okumaya. Sırf o yüzden Milliyet Çocuk dergisini beklerdim her hafta heyecanla.
Favori Serim:
George R. R. Martin'in Taht oyunları serisi. Hayal gücüne, yarattığı ve acımasızca öldürdüğü gerçekçi karakterlerin çeşitliliğine hayranım.
Ve de hala son kitabını beklediğim Patrick Rothfuss'un Kral Katili Güncesi.
Favori Kitaplarım:
Orhan Veli - Tüm şiirleri (Aklıma eser açar açar okurum)
Thomas Hardy - Tess
Vadim O kadar Yeşildi ki - Richard Llewellyn
Gülün Adı - Umberto Eco
Yalnızlığımızın Kışı - John Steinbeck (Sahi bunu bir yerlerden bulup tekrar okumalı)
Hayat Dolu - John Fante
Açlık - Knut Hamsun
Kelebek - Henri Charriere
Favori Erkek Karakterim: Red Kit'i saymazsak, favoriden ziyade bir sebepten sevdiğim hafızamda yer eden karakterler var diyebilim ki bunlar bir kaç taneler;
Jane Austen'in Emma'sındaki Bay Knigtly
Tolkien'in Hobbit ve Yüzüklerin Efendisi'ndeki Büyücü Gandalf'ı
Tolstoy'un Anna Karenina'sındaki Çiftçi Levin
George R. R. Martin'in Taht Oyunları'ndaki Cüce Tyrion Lannister
ve tabii ki Robinson Crusoe!!
Favori Kadın Karakterim: George R. R. Martin Taht Oyunları serisindeki Daenerys Targaryen
Favori Okuma Saatim: Kesin bir saat vermem zor fırsat bulduğum her an okumayı severim ama şu sıralar favorim kız öğlen uykusunda iken veya çocuklar uyuduktan sonra gecenin sessiz saatleri.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





