On gündür büyüdüğüm kasabadaydım. En son 2 sene önce gitmiştim. 2 senede çok şey değişmiş Gönen'de ama pek çok şey de aynı kalmış. İlkokulumun önünden geçtim. Çocukken, genç kızken, nişanlıyken, yeni evliyken, Uğur'a ve Ömer'e hamileyken yürüdüğüm sokaklarda yürüdüm yine. Uğur henüz bebek, Ömer de göbeğimde yüzen bir balıkken oturduğumuz evi görünce Uğur "İşte! Eski evimiz" diye bağırdı. Şaştım 2,5 yaşındayken ayrıldığı evi hala hatırlamasına. Annemlerin evinin önündeki ağaçlara bakıp ne kadar büyüdüklerine şaştım. Sonra bir hesapladım ki onlar dikileli 20 yıl olmuş bile. Dedemin elleriyle inşa ettiği fırının ekmeğinden yedim yine. Anneannemi, dedemi, çoktan toprak olan diğer sevdiğim insanları andım. Sanki her biri bir köşeden çıkıp gelecek gibiydi. Sonra bol bol gezdim. Sabahları kuş sesleriyle uyandım. Her sabah 5:30 ile 6:30 arasında kuş cıvıltıları arasında dev ağaçların altında yürüyüş yaptım. Sabahın o saatinde uyanan doğa muhteşemdi. Kuşların yavrularını beslemelerini izledim. Manolya ağaçlarının çiçeklerini kokladım bol bol. Benden yaşlı ağaçları görünce gövdelerini okşayarak selamladım her sabah. Malum İstanbul'da bir insanın kendisinden yaşlı bir ağaç bulması zor. Evin önündeki ağaçta bir sincap bile gördük çocuklarla. Üç kuruşa çarşıdan pazardan bir sürü güzel şey bulup aldım. Büyük teyzelerimi gördüm, ellerinden yemek yedim, yüzlerindeki kırışıklıkları sevdim, eski hikayelerini yeniden zevkle dinledim. Babamın kütüphanesini eşeledim, yine okumak için bir sürü kitabı seçip yüklenip geldim. Her yere yürüyerek gidebilmenin zevkini çıkardım. Bir sürü tanıdık gördüm. Öyle ki dönüş yoluna çıkarken bizi uğurlayan, el sallayan bir sürü insan vardı balkonlarda.
Oradayken bir ara zaman duygum iyice karıştı. Çarşıdan aldığım iple harala gürele dantel örüyordum ki Uğur "Yuh anne bir günde amma çok örmüşsün" dedi. "Bir gün olur mu oğlum, kaç gündür örüyorum" dedim. "Dün aldık ya ipi anne" dedi çocuk. Durdum düşündüm ki gerçekten ipi önceki gün almıştık. Şaşkınlık içinde "Gördün mu bak bunadım ben, artık bunak bir annen var çocuğum" dedim, "Yok anne, hala beni hatırlıyorsun daha bunak sayılmazsın" diye boynuma sarıldı. Bu da bu ziyaretin komik bir anekdotu olarak belleğimize kazındı.
Şehrin karmaşasından uzakta, güzel bir mola olduğu kadar, anılara yapılan güzel bir yolculuktu Gönen ziyareti. Düşündüm de neredeyse 35 yaşındayım, çocuklarımın biri 10 diğeri 8,5 yaşında ama hayatlarında benim için Gönen'in taşıdığı kadar anlam taşıyan bir yer yok, hiç olamadı.. Hala bir yere yerleşip kök salabilmiş değiliz, neredeyse 2 senede bir taşınıp duruyoruz. Yaşadığımız evler sürekli değişirken üzülüyorum, çocuklarım hiç bir zaman , "İşte büyüdüğüm ev/yer/mahalle/" diyemeyecek, kendilerini bir yere gönülden bağlı hissedemeyecekler.
 |
| Yol boyu ıhlamur ve çınar ağaçları |
 |
| Çam fıstıkları |
 |
| Gönen Çayı |
 |
| Babamın kitaplığı, sehpadaki yığın benim ayırdıklarım |
 |
| Uğur'un favori kıyafetinin ne olduğunu siz de biliyorsunuz artık |
 |
| Duraktaki koltuklara çok güldük :) |
ne güzel böyle güzel anılarının olması... çok imrendim :)
YanıtlaSilNe güzel bir gezi olmuş böyle, memleketiniz çağırmış gitmişsiniz umarım daha sık gidersiniz, sabah ne kadar erken kalkılırsa gün o kadar uzun oluyor değil mi bir de şehrin keşmekeşinden uzaklaşınca zamanın akışını daha iyi hissediyor insan, anı daha iyi kavrıyor. Sevgilerimle:)
YanıtlaSilBahar, çok teşekkürler. :)Daha güzelleri senin olsun inşallah. :D
YanıtlaSilFadiş, gerçekten çok güzeldi, dinlendik, arındık resmen. O sakin huzurlu yeri bırakıp İstanbul'a dönmek zor oldu gerçekten. Hem çok haklısın, güne erken başlayınca zaman daha bereketli geçiyor ama İstanbul'da insan o enerjiyi bulamıyor kendinde.
Harika bir tatil olmuş bu Selencim.
YanıtlaSilSüperdi gerçekten Handan, çok iyi geldi.
YanıtlaSil