29 Haziran 2012 Cuma

İmdat Boyacı

2007 sonbaharıydı. Özgür İzmir'deki ortağıyla anlaşamadığına kesin olarak karar verdiğinde gelip bana fikrimi sordu. İzmir'de bir başımıza hayat mücadelesi vermeye çalışıyorduk. Ben de "Madem anlaşamıyorsun, kesinlikle olmayacak, bu işi birlikte yürütemeyeceğiz artık diyorsun o zaman alıp başımızı dönelim ailemizin dostlarımızın olduğu yere, her şeye yeniden başlayalım, 30 yaş hayata yeniden atılmak için hiç te geç sayılmaz" dedim. Bunu söylememi bekliyormuş meğer.

Ama öyle bir durumdayız ki, ne cebimizde 5 kuruş para var ne de kıyıda köşede bir birikimimiz. Üstüne üstlük mevcut boçlarımızı ödemek için medet umduğumuz ortaklıktan da Özgür sadece ceketini alıp ayrıldığı için bir de esaslı bir mücadele bizi bekliyor. Sizin anlayacağınız geleceğimiz tam anlamıyla meçhuldü. Özgür'ün abisi yardıma koştu. Bize borç verdi.  Borç parayla İstanbul'a geldik. Ev ararken tesadüfen ilk evlendiğimizde oturduğumuz evi yeniden tuttuk, nakliyeciyle anlaştık. Beş parasızız ama öyle salakça mutluyuz ki eşyalar gelmeden önce evi badana yapmak zorunluluğu ortaya çıkınca hemen dedik ki "Boya yapmakta ne var canım? Biz kendimiz yaparız" Özgür'le birlikte İzmir'deki herşeyi bırakıp bizimle İstanbul'a gelmeye karar veren can yoldaşımız bir aile daha vardı. Onlara da aynı apartmanda daire tuttuk. O dönemde parasız da olduğumuz için badana masrafından tasarruf etmek adına evleri kendimiz boyamaya karar verdik.


Şimdi düşünün, badana yapılacak evler Anadolu yakasında, biz her iki aile de Avrupa yakasındaki ailelerimizin/akrabalarımızın evinde kalıyoruz. Sabahın köründe hepimiz bir arabaya doluşup Avrupa yakasından Anadolu yakasına boya-badana yapmaya geliyoruz.Ayrıca her iki evde de duvar kağıdı vardı. Duvar kağıtları kötü durumda değildi ama kirli oldukları için üzerine badana yaparsak idare eder diye düşündük. Önce diğer ailenin evinden başladık. Küçük odaya bir kat boya sürdük. Daha sonra Özgür kendini kaptırıp birinci kat kurumadan ruloyla ikinci katı vurunca duvardaki duvar kağıdı kalıp halinde üzerimize düştü. Eh bir duvarı bu şekilde sökünce mecburen evdeki tüm duvar kağıtlarını sökmemiz gerekti. Ondan sonrası zaten bir felaketti. Öyle şak diye kalıp halinde duvardan yere düşen duvar kağıdını görünce pek kolay sandığımız duvar kağıdı sökme işi tam bir eziyet haline geldi.  Duvar kağıdını kolayca sökmek için özel karışımlar satın alıp sürerek, kağıtları yolmaya çalışarak, hepimizin elinde birer spatula, çıkmayan duvar kağıdını duvardan kazımaya çalışarak günler geçirdik. Yırtılmış duvar kağıdı parçaları ve elinde ruloyla önüne gelen yeri boyayan Özgür'ün damlattığı boyalar yüzünden parke zemin görünmez hale geldi. Zaman zaman delirecek hale geldiğimizde camı açıp "İmdat boyacı" diye bağırdığımız da oldu.

Neyse bir gün yine biz böyle delirmek üzere, 2 odayı ve salonun büyük kısmını bitirmiş, küçücük koridorda elimizde spatula duvar kağıdı kazımaya uğraşırken Özgür'ün abisi aradı. Dördümüzün günlerdir badana yüzünden sefil olduğumuzu duyunca imdadımıza meşhur "Hamdi Usta" yı yollamaya karar verdi. Hamdi Usta'ya demiş ki "Bu çocuklar zor durumdalar, parasızlar, kendileri uğraşıyorlar sen de bir el atıver yardımcı olalım, yap birşeyler fiyatta" Hamdi Usta da "Madem öyle, 200 tl ye yaparım" demiş. Biz dördümüz de küçük dilimizi yutacaktık az daha. "Duvar kağıdını da sökecek 200TL ye, öyle mi?" diye şok geçirdik hatta. Öyleymiş. Biz günlerdir yaktığımız benzin parası ve harcadığımız onca emekten sonra o paraya bir duvarın bile boyanamayacağına kanaat getirmiştik halbuki.

Sonuçta biz alt katta mahvettiğimiz dairede debelenirken Hamdi Usta geldi, şarkı söyleyerek ve sigara içerek yarım günde diğer evin tüm duvar kağıtlarını, hem de rulolar halinde sökerek gitti. Meğerse duvar kağıdını sökmek için suyla iyice ıslatmak gerekiyormuş. O yüzden Özgür 2. kat boyayı ilki kurumadan vurunca oradaki duvar kağıdı duvardan kalıp halinde sökülmüş. Ertesi gün de evi komple boyayıp çıktı gitti Hamdi Usta. Biz dört tane "sözde" boyacı elimizde saptulalarımızla kafamızı duvarlara vurduk arkasından. Badana bittiğinde ise koca bir gün boyunca batırdığımız evi temizlemekle uğraştık. Bir daha da boya badana işine kalkışmamaya yemin ettik.

Bunu şimdi niye anlattım biliyor musunuz? Bu aralar televizyonda bir dekorasyon programı var ya, hani geliyorlar evi yeniliyorlar... Yok duvara niş yapıyorlar, yok asma tavan yapıyorlar evi bambaşka bir şekle sokuyorlar...İşte o programa her denk gelişimde veya yukarıdaki gibi mutlu insanların olduğu saçma tadilat fotoğrafları gördüğümde hep bizim bu boya maceramız aklıma geliyor. Birisi yaparken izleyince öyle basit görünüyor ki "Aman be, ne varmış bunda ben de yaparım" diye gaza geliyorsunuz. Ama işte, sakın aldanmayın. O işin ustası değilseniz hiç te televizyonda göründüğü kadar kolay ve hemencecik olup bitmiyor o işler. Benden söylemesi, siz siz olun ev yenileme işlerinde bizim gibi boyunuzdan büyük işlere kalkışmayın. Tasarruf edelim derken daha beter işler açılıyor sonra insanın başına.

3 yorum:

  1. Badana yapmayı çok severim ben. İzmirde 5 oda bir salon her yeri dökülen devasa evimizi hep ben boyuyordum :)Çatlakları sıvamak için 20 kg falan alçı kullanıyorduk herhalde. En kötüsü de tavan kazımaktı. Bütün tavan dökülür mü , dökülür :D

    YanıtlaSil
  2. kolay gelsin inşallah canım o programları dikkat ettiysen hep zengin ve güzel evler tadilat görüyor neden acaba

    YanıtlaSil
  3. Handan alemsin sen :) Tavan olayı bir defa babamların başına gelmişti badana sırasında püskürtme boyalı tavan dökülünce mecburen hepsini kazımak zorunda kalmışlardı da hallerini çok iyi hatırlıyorum. Ne diyeyim ben sana, enerjik kadınsın vesselam... :)

    Kardelen Sezgin, teşekkürler zaten çok eski bir maceraydı bu anlatığım. O programlar konusunda zaten söylenecek öyle çok şey var ki.. Bence tüm o yenilenen evler eski hallerinden daha ruhsuz görünüyorlar.

    YanıtlaSil