11 Ocak 2013 Cuma

Sakar salak

Geçen gün kabak tatlısı yapayım dedim. Kabakları yıkayıp doğradım, şekerle birlikte tencereye koyup hiç su koymadan en kısık ateşe oturttum tencereyi. Sonra kendime bir kahve yaptım. Aldım kahvemi oturdum salona. Sonra... Sonra ben unuttum gitti kabakları... Kahveyi içerken bir uyku bastırdı ki sormayın gitsin. Uzandım koltuğa, TV karşısında bir güzel şekerleme yaptım. Aradan yaklaşık 1,5 saat geçtikten sonra kalktım. Ortalığı mis gibi bir şeker kokusu sarmış. Benimse aklımdan kabaklar tamamen uçmuş gitmiş. Çocuklar da Özgür de evde ama hiç biri de fark etmemiş ocakta pişip duran kabakları. Ben uykudan kalkmış ortalığı basan şekerleme kokusuyla canım tatlı çekmiş vaziyette "gidip bi kek yapayım bari" diye bir gittim ki mutfağa benim kabaklar hala ocakta! Neyse ki mucize eseri yanmamışlar. Dibi bile tutmamış. Ne kadar su saldılarsa artık 1,5 saat kaynamaya dayanmış hatta ben kabakları hatırlayana dek o saldığı suyu da iyice çekip bal gibi olmuşlar. Uzun zamandır yediğim en güzel kabak tatlısıydı.

Pazartesi sabahı çocukları kaldırmadan önce ütüyü fişe takıp okul kıyafetlerini ütüledim. Ardından gittim kahvaltı sofrasını kurdum. Ocağa yumurta koydum haşlansın diye. Geri geldim, çocukları kaldırdım. Özgür'e bir gömlek ütüledim. O arada çocuklar giyindi, başlamışken bir kaç gömlek daha ütüleyeyim, lazım olduğunda hazır bulunsun diye ütüyü fişten çekmedim. Sonra aklıma yumurtalar geldi koştum mutfağa, Uğur'a süt koy, Ömer'e süt alerjisi var diye portakal sık, ekmek doğra, yumurtaları soy, beslenme çantalarını hazırla, çayları koy derken unuttum gitti ütüyü. Neyse ki ütüm benden akıllı. Uzun süre yerinden kıpırdatmayınca önce kendini beklemeye alıyor ki bu arada ışığı sürekli yanıp sönüyor, gene de kaale almaz fişte takılı bırakırsan otomatik olarak soğutuyor kendini. Taaa kahvaltının sonunda Özgür çocukları okula götürmeden önce fark etti ütüyü fişte unuttuğumu. Bana kalsa ne zaman hatırlardım hiç bilmiyorum.

Bu aralar niyeyse böyle salak bir haldeyim. Çamaşırları yıkıyorum kurutucuya atmayı veya asmayı unutuyorum. Kurutucudaki çamaşırları çıkarmayı unutuyorum ancak ertesi sabah buruş buruş olduklarında aklıma geliyorlar. Nasılsa tekvando dönüşü çocuklar duş alacak diye beyazları yıkamayıp bekletiyorum sonra beyazları neden beklettiğimi unutup makineyi çalıştırıyorum, doğal olarak ertesi sabah  kirli sepetinin dibinde sadece 2 tane beyaz çamaşır bulunca da kendi kendime acaip sinir oluyorum. Tuvalete kireç çözücü döküp iyice çözülsün diye biraz bekleyeyim diyorum, unutuyorum. Ancak bir kaç saat sonra tuvalete girmem gerektiğinde aklıma geliyor bu sefer biran önce tuvaleti kullanabilmek için alelacele klozet temizliyorum. Buzdolabından bir şey alıyorum, kapağını açık unutuyorum. Neden sonra buzdolabı ötmeye başlayınca fark ediyorum kapağının açık olduğunu. Telefonla su söylüyorum sonra kapı çalınca "acaba bu saatte kim geldi" diye salak salak düşünüyorum. Acil bir ihtiyaç için markete gidip almaya gittiğim şey hariç bir sürü şey alıp dönüyorum. Akşam yemeği için çözülsün diye buzluktan tavuk çıkartıyorum, sonra tavuk çıkardığımı unutup "akşama ne pişirsem acaba" diye mutfakta bakınırken tavuğu buluyorum. Isınsın diye çorbayı ocağa koyup unutuyorum, açlıktan midem kazınıp  ta bir şeyler yiyeyim diye mutfağa gidince kaynamaktan bir hal olmuş vaziyette buluyorum. Elektrikli süpürgeyle mutfağı süpürüyorum kaldırmadan önce salonu da süpürürüm diye koridorda bırakıp unutuyorum. Toz alıyorum aradan saatler geçiyor bir bakıyorum toz bezini salonda unutmuşum. Banyodan çıkıyorum ışıkları açık unutuyorum. Ellerime krem sürüyorum kremin kapağını açık unutuyorum. Saçlarımı jöleliyorum, jölenin kapağını açık unutuyorum... vs vs

Uzun lafın kısası bana bi haller oldu blogcum. Yarım akıllı birşey oldum çıktım. Bir de sakarım bir de sakarım ki sorma gitsin. "Bir tarafıyla dağ deviren" derler ya, hah işte aynen ondan oldum ben. Habire  bir şeyleri kırıp döküyorum. Durup dururken eşyaları elimden düşürüyorum. Sürekli züccaciye dükkanına girmiş fil gibi ne tarafa dönsem bir şeylere çarpıp deviriyorum. Ellerim sanki kavrama yeteneğini kaybetmiş gibi. Öyle saçma sapan hatalar yapıyorum ki...

Yılbaşından önceki hafta ne oldu anlatayım da halime acır mısınız güler misiniz orası artık size kalmış. Bu aralar hamile olan benim biliyorsunuz, ama sürekli balığa aşerip duran Özgür. Adamı ne zaman markete yollasam illa balık ta alıp geliyor. Bu sene içime fenalık geldi balıktan ama adam bir türlü doymadı, usanmadı. Geçenlerde gene ekmek ve yumurta almak için çıkıp hamsi almış gelmiş, bozulmadan kızartayım da yiyelim bari derken bu son günlerdeki sakarlığım tavan yaptı. Tavayı sol elimin üzerine devirip kızgın yağla kendimi yakınca nihayet Özgür'ün balık sevdası son buldu. Nasıl oldu da 10 senedir kullandığım tavayı devirmeyi başardım inanın hiç bir fikrim yok. Yatıp kalkıp şükrediyorum iyi ki çocuklar yanımda değildi onlara bir şey olmadı diye... Bana biraz pahalıya patladı ama sakarlığım sayesinde bir süreliğine balık kızartma görevinden azledildim. Kış günü eve, üzerime, saçıma başıma sinen balık kokusundan kurtulmak için cam pencere açıyorum diye didişip duruyorduk zaten.

Vitamin de alıyorum, bünyede bir şeyim eksilmiş değildir, sanmıyorum. Ama neden böyle sakar, bunak gibi bir şey oldum çıktım bilmiyorum. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi son zamanlarda akşamları ayaklarım da şişmeye başladı. Özgür "Hobbit ayağı gibi olmuşlar bir kılları eksik" diye dalga geçiyor benimle. Dur bakalım doğumdan önce daha ne şekillere gireceğiz...


7 yorum:

  1. Daha emzirme unutkanligi da gelecekk. Sen dur bakalim...;))))

    YanıtlaSil
  2. Öncelikle geçmiş olsun canım ve tekrarı olmasın inşallah. Eh hormonların bu kadar tavan yapmışken bunlar oluyor herhalde. Aman dikkat et ne olur!

    YanıtlaSil
  3. Hamileyken bilgisayarda yazı yazarken aradaki harfleri unutuyordum. Tabi bir müfettiş olarak rapor yazarken pek hoş olmuyordu bu :)

    Izmir'de çamaşır odam vardı. Bir sabah çıkmadan gömleğimi ütülemişim, bir daha kaç gün sonra o odaya girdiğimde gördüm ütü hâlâ çalışıyordu :(

    Bu çocuklar bizim gri hücreciklerimizi topluyorlar Selencim.

    Eline çok geçmiş olsun bu arada.

    YanıtlaSil
  4. Önce gülerek okuyordum yazını ama yanma hadisesine gelince üzüldüm, geçmiş olsun canım. Sen bu durumları sebebini anlamasan da hamileliğe bağlayıp kurtuluyorsun, ya ben neye bağlayacağım? Hamile falan değilim ama unutkanlıkta senle yarışırım yani :)

    YanıtlaSil
  5. Nar Çiçeğim, ayvayı yedim desene. Yarım aklım da gidecek elden :)

    Fadiş, sağolasın canım. Gerçekten Özgür'ün dediği gibi hormonlardan kafayı bulmuş vaziyetteyim bu aralar. :D

    Handan teşekkür ederim. Seninki de çok fenaymış. Allah korumuş valla. Gri hücrecik mi topluyor bebiş ne yapıyor artık bilemiyorum ama böyle giderse sonum çok fena. Neyse ki az kaldı doğuma. Temelli kafayı sıyırmadan doğururum inşallah.

    Özlemcim sağolasın çok ciddi bir şey olmadı neyse ki. Sargılar açılınca gördük ki beklediğimizden çok daha hafif bir yanıkmış. Geçti bile. Bende de vardı hep unutkanlık ama bu aşamasına ilk kez ulaşıyorum. :D Sen de her ne kadar unutkanım desen de en azından benim gibi ocaktaki kabakları unutup uyuyakalmamışsındır herhalde. :P

    Bahar, doğumdan sonra azalıyor mu bari? Ben öncekilerde ne olduğunu hatırlamıyorum valla. Yorgunluk aklımda da unutkanlıkla ilgili bir not yok hafızamda... :P

    YanıtlaSil
  6. dogum sonrasi hangi ise baslayip tam bitirebilmisim acaba :) hep yarim yarim. birine basliyorum sonra dalip otekine geciyorum :)

    YanıtlaSil