Uğur gün be gün büyüyüp serpildikçe olmadık şeylerden hır çıkarır hale geldi. Okulun Yalova'ya düzenlediği sınıf gezisine yollamadım diye başımın etini yedi. Bunu da anlamış değilim. 3. sınıf çocuğunun Yalova'da ne işi var? İsteyen veliler de geziye katılabilirmiş ama ne lüzumu var? 9-10 yaşında çocukları bir otobüse tıkıp şehirlerarası seyahate çıkarmak benim mantığıma sığmıyor. Ben olsam hayatta 40-45 çocuğun sorumluluğunu üzerime almak istemem, nedir bu gezi merakı anlayamadım gitti.
Neyse, geziye izin çıkmayınca bizim evde kıyamet koptu. Çocukları okuldan alan da ben olduğum için bu kopan kıyamet sadece beni kapsadı. Zaten Özgür eve gelene kadar sular durulmuş oluyor, o arada olan bana oluyor hep.
Uğur surat astı, söylendi durdu.
- Herkes gidiyor anne ben de gideyim
- Tek başına, baban ve ben başında olmadan nereye gidebileceğini sanıyorsun? Ya şaka yapıyorsun ya da sen bizi hiç tanımamışsın.
- Ama arkadaşlarıma aileleri izin veriyorlar.
- Arkadaşlarının aileleri beni ilgilendirmiyor, benim çocuğum sensin ve tek başına şehirlerarası bir geziye katılmak için yeterince büyük değilsin.
- O zaman sen de gel anne, beraber gidelim.
- Oğlum, evladım, Yalova'yı gidip görmek istesem zaten atlar bir otobüse giderim. Hem sabahın 7 sinden akşamın 8 ine kadar sürecek bir geziye ben gidersem kardeşin ne olacak? Kim O'nu okula götürüp, okul çıkışı alacak?
- Yengem alır anne, ya da anneannem...
- .....
Yani, uzun lafın kısası, o geziye ille gidilecek, gitmek için ne gerekiyorsa yapılacak. Uğur Efendi ne isterse o olacak, olmazsa da oldurulacak. Çocuklar küçükken daha iyiydi. En azından "Olmaz" dedin mi şöyle bir suratına bakar ciddi misin değil misin anlarlar ve orada dururlardı. Büyüdükçe, sorular çoğalıyor. "Neden?" "Niye olmaz?" sorup duruyorlar. Gerekçeleriniz onların akıllarına yatmazsa kendi çözüm yollarını üretiyorlar. İtiraz da kabul etmek istemiyorlar. "Ama" ile başlayan cümlelerin ardı arkası kesilmiyor. Tüm ısrarlara rağmen fikrinizden caymaz ve istediği şeye izin vermezseniz de o anda dünyanın en kötü annesi oluyorsunuz. "Hiç benim istediklerim olmuyor" diye haykırılıyor. Oda kapıları çarpılıyor. Suratlar asılıyor. Sanki siz O'nun üzerine titreyen, dünyadaki herşeyden çok O'nu seven annesi olmaktan çıkıp bir anda baş düşmanına dönüşüveriyorsunuz. O kadar bıkıyorum ki bazen bu saçma sapan uzayıp giden tartışmalardan; bana yine aynı mızmız suratla "Neden okula montla gitmemi istiyorsun anne, hava çok sıcak" dediğinde "Çünkü Uğur, seni hiç sevmiyorum ve tek amacım sana eziyet etmek" diye cevap veriyorum. O zaman susuyor işte. Biliyor çünkü söylediklerimin aslında hissettiklerimin tam tersi olduğunu ve belki de tartışmanın saçmalığı kafasına dank ediyor. En azından ben, susmasını buna yormak istiyorum. Korkuyorum, seneler geçtikçe ve ergenliğe her geçen gün yaklaştıkça daha ne tartışmalar yaşayacağımızı hayal bile edemiyorum. Çocukların beraberlerinde birer kullanma kılavuzuyla doğmamaları ne yazık...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder