16 Mayıs 2011 Pazartesi

Gıda terörü ve genel durum özeti



Taşınma günü yaklaştıkça sinirlerim gittikçe geriliyor. Kitaplarımı kendi ellerimle, özenle paketledim. Çoğu şeyi de sınıflandırmayı başardım. Meğer evde ne çok ıvır zıvır biriktirmişiz de haberimiz yokmuş. Evde kolilerden adım atamaz hale geldik. Sinir stres had safhada. O yüzden tüm bu bunalımlar içinde, ağlak vaziyette buraya bir şeyler yazıp sizin de asabınızı bozmak istemiyorum açıkçası. Taşınma hazırlıklarıyla geçen bu koca haftaya renk katan yegane olay Perşembe günü Yasemin'le buluşmamızdı. Muhabbete doyamadığım, çok keyifli bir gün geçirdim.

Cuma günü ise okul çıkışı acilde aldık soluğu. Küçük oğlan krize girmiş "Nefes alamıyorum Anne, göğsüm çok acıyor" diye ağlıyordu okuldan almaya gittiğimde. Bronşiolit Astım teşhisi koydu çocuk doktoru.  Ardından alerji doktorumuza uğradık. Halihazırda kullandığımız alerji ilaçlarına bir kaç ekleme yaptılar. Şimdilik iyi çok şükür. Ama düşündükçe sinirleniyorum, çocuklar yiyecek % 100 doğal şey bulamıyorlar ki... Her şey işlem görmüş, her şeyin içinde kim bilir bilmediğimiz, bilmeyi bırak adını bile okuyamadığımız,  hangi katkı maddeleri var. Doğal beslensin, abur cubur yerine meyve yesin desen bile "Kim bilir hangi hormonu verdiler, hangi tarım ilacını sıktılar?" diye soruyor insan kendine. Ondan sonra her iki çocuktan biri alerjik oluyor işte. Kaç tane köy çocuğu gördünüz alerjik bünyeye sahip?

Ne zamandır yazmak istedim ama fırsat olmadı, geçen hafta bizim küçük oğlanın bilim şenliği vardı. Bilim şenliğinde Yavuz Dizdar'ın Nişasta bazlı şekerin zararları üzerine bir konuşması vardı. Taşınma, babamın hastalığı vs derken öyle isteksiz gitmiştim ki bilim şenliğine hiç böyle bir aydınlanma anı beklemiyordum açıkçası. Yavuz Bey'in konuşmasını dinledikçe sinirden renkten renge girip, gıda teröristlerini öldürene dek kendi ürettikleri çöpleri yedirmek istedim. Gerçi örneğin bazı marka "katkısız ve doğal" yoğurtların haftalar geçse de bozulmadığını artık bilmeyen yok ama yine de siz şuraya bir tıklayıp süt ve yoğurtlarda ne kumpaslar döndüğünü yeniden bir okuyun. Son bir kaç aydır zaten kendi yoğurdumu mayalıyordum ama Yavuz Bey'in anlattıklarından sonra artık kafayı yeme noktasına geldim.

Cuma günü markete gittim. Önce günlük süt reyonunu gezdim. "Homojenize" olmayan pastorize bir süt bulamadım. Belki ben sütümü kaymaklı seviyorum, olamaz mı kardeşim? Kimse bana sordu mu sütün içindeki yağ moleküllerini basınçla parçalamadan önce? Diyelim ki,  ben sadece pastörize edilmiş, kaymaklı süt istiyorum. Tamamen doğal olmasa da doğala daha yakın bir süt satın alma şansı neden tanınmıyor bana? Ama yok, böyle bir süt temin etme şansım yok. Çünkü böyle bir süt üreten yok.

Süt reyonundan çikolata reyonuna geçtim. Çocuklara çikolata alayım dedim. Üşenmedim tüm çikolataların "içindekiler" kısmını okudum, istisnasız tüm markalarda soya lesitini kullanıldığını öğrendim. Hiçbirinde fruktoz şurubu ya da mısır şurubu yazmıyordu ama insan düşünmeden edemiyor, soya lesitini kullanan adam gidip ürettiği üründe halis muhlis pancar şekeri mi kullanıyor yani? Ardından baktım içinde soya lesitini olmayan çikolata yok bari kakao alıp kendim çocuklara kurabiye yapayım dedim. Aldım bir paket kakao elime, bir baktım üzerinde  "Alkali işlem görmüştür" yazıyor. İnsan elinde olmadan düşünüyor tabi, iyi bir şey olsa neden üzerine böyle bir uyarı yazsınlar? Elimi attığım tüm kakao paketlerinde aynı uyarı vardı, korktum, kakao almadan eve döndüm. Nitekim alkali işlemin sadece ama sadece kakaoya daha koyu bir renk ve daha güçlü bir tad vermek için uygulandığını öğrendim. Doğal kakao nereden temin edilir henüz bir fikrim yok, ama bulursam yazarım.

Uzun lafın kısası markette çocuklara yedirecek bir şey bulamıyorum artık. Tüm sakızlarda gerçek şeker yerine tatlandırıcı kullanıldığı yetmiyormuş gibi tüm çikolatalarda da soya lesitini var. Artık GDO'lu soya mı değil mi diye düşüneceğime çikolata almam daha iyi. Çoğu kek, bisküvi ve içecekte hatta Yavuz Bey'in söylediğine göre mesela hamburger köftelerinde bile mısır şurubu ya da fruktoz şurubu kullanılıyor. Çünkü fruktoz şurubu içine katıldığı ürünün bozulmasını da önlüyormuş. Zaten çocuklara çok abur cubur yedirme taraftarı olmadım hiçbir zaman ama şu son duyduklarım resmen hazır gıda sektörünü gözümde sıfıra indirdi.

Kendi çapımda yaptığım bazı denemelerin sonucunu paylaşmak isterim. Günlük sütleri kullanarak mayaladığım yoğurtların arasında en iyisi Yörsan'ın günlük sütüyle yaptığım yoğurt oldu. Yörsan yetkililerini çok tebrik ediyorum buradan bu konuda.  İstanbul'da olmama rağmen yakındaki bir mandıradan temin ettiğim sütle de yoğurt mayaladım. Yoğurt mayalamanın aslında marketten yoğurt almak kadar kolay olduğunu söyleyebilirim. Zannettiğimin aksine kendi mayaladığım yoğurt ta 1 haftaya yakın ekşimeden dayandı buzdolabında. Ama çocuklar bayıldığı için genellikle 2-3 gün içinde bitiyor zaten.

Nasıl oldu bu hale geldik bilmiyorum. Neden doğaldan ve doğallıktan bu kadar uzaklaştık? Neden bu kadar işlem görmüş ürünler üretiliyor onu da anlamıyorum. Bozulmayan bir yoğurt üretebilmek kimine göre başarı olabilir ama bence çok korkutucu. İçinde bakterilerin bile çoğalamadığı ürünleri çocuklarımıza yedirmek ne kadar mantıklı?

5 yorum:

  1. Gecmis olsun.
    Bana da kizima organik sebze-meyve yedirmemi onerdi doktor. Ama maalesef marketlerde bulamiyorum. Organik urun pazarina da kizimla gitmem mumkun olmadigindan bir turlu corba yedirmeye baslayamiyorum. Sehir hayatinin cilveleri...
    Ben de yogurt mayalamaya baslayacagim bugun. Bakalim becerebilecek miyim...

    YanıtlaSil
  2. Eveet hoşgelgin kulübümüze! :) Çok zor işler bunlar çook! Ama napalım elimizden geldiğince dikkat etmek çocuklarımıza karşı boynumuzun borcu bence.Blogda da yazmıştım,bizim market alışverişimiz yok gibi bir şey.Peçete,tuvalet kağıdı vb.birkaç şey daha vardır belki aldığımız.Hazır olup da zararlı olmayan bir şey yok çünkü.

    Organik de çare değil bu arada.Organik sebzelerin hemen hepsi hibrid tohum.Yani İsrail tohumu.Yani kısır tohum.Ve kısır tohum kısırlık yapıyor.4 kişiden biri kısır günümüzde.Ne feci bir oran öyle değil mi?Organik ürün sertifikası almak için sertifikalı ithal tohum ve sertifikalı ithal gübre almak zorundalar üreticiler.Ha ama nedir,kimyasal gübre kullanmıyorlar,ilaçlamaya dikkat ediyorlar vb.

    Organik pazarlarda soya lesitinsiz çikolata var bu arada :) bir de şu siteye bakabilirsin: http://www.ekoorganik.com

    YanıtlaSil
  3. Vejetaryen Kedi,
    becerirsin hiç korkma, hiç bir zorluğu yok yoğurt mayalamanın. Ama tabii fabrikasyon yoğurtlar gibi aşırı koyu bir kıvam bekleme. Ev yoğurdu daha sulu oluyor ama kokusu da tadı da hazır yoğurttan daha güzel oluyor. Biz bağımlısı olduk :)

    Öykü,
    Evet ya bi de şu hibrid tohum olayı var. Koskocaman, tarıma elverişli, geniş toprakları olan bir ülkemiz var ama tarım ve hayvancılık konusunda bu kadar az gelişmiş ve cahil oluşumuza ben hala inanamıyorum. Keşke ziraat mühendisliği okusaymışım diye hayıflanıyorum bazen. Neyse, bu konunun sonu yok. Verdiğin link içinse "Allah ne muradın varsa versin emi Öykü" diyorum. Zira çikolatasız sağlıklı hayat ta pek yavan olurdu :D

    YanıtlaSil
  4. Selen,
    ben burada bir ara pastörize edilmemis süt ararken pastörize ama homojenize edilmemis süt bulmustum. Tam senin istedigin gibi, degil mi? Tüketici olarak daha cok yaygara cikarirsak belki sesimiz duyulur da, onu da satisa sunarlar Türkiye'de. Ilginc olan homojenize olmayan sütün olandan daha pahali olmasi. Tüm gida sektöründe oldugu gibi arti islem maliyeti arttirmiyor, azaltiyor. Cünkü büyük olasilikla tasima, paketleme veya raf ömrüyle ilgili bir avantaj sagliyor üreticiye. Dolayisiyla aslinda sorun tüketicinin neyi talep ettigi de degil, üreticinin maliyeti nasil azaltabildigi. Sonra geriye bizi homojenize sütün daha iyi olduguna inandirmak kaliyor ;)
    Kakao konusunda ayni yollardan gecmisiz. Gecen yil Türkiye'de ogluma kakaolu süt yapmak icin ararken farkettim ben de "alkali icerir" notunu. Arastirdim, hatta FSD'da sordum, alkali hakkinda negatif bir sey söyleyen cikmadi. Burada organik kakao ve cikolata üreten bir firmaya sordum. Birinin alkali islem görmüs kakaodan, digerinin islem görmemis kakaodan üretildigini söyledi. Sasirdim. Yine de bana cok dogru gelmiyor. En azindan cevreye bir zarari olmasi beklenir. Bir ev ödevi daha... :)

    YanıtlaSil
  5. Evren,
    Ne güzelmiş. Öyle bir seçenek sunulması bile süper, aradaki anlayış farkını gösteriyor bence. Çok ilginç hakikaten, sütü homojenize etmemek demek bir proses eksik demek dolayısıyla maliyet düşer diye düşünüyor insan. Aklıma gelen tek mantıklı açıklama homojenize edilmemiş sütlerde yüzeyde biriken kaymakta bakterilerin üreme olasılığının daha yüksek olabileceği ama dediğin gibi üreticilerin sağlıktan ziyade mali sebepleri düşündüklerine eminim.

    Kakaodaki alkali işlemi yazıda da yazdığım gibi sadece rengini koyulaştırmak ve daha yoğun bir tad vermek için yapıldığı yazıyor okuduğum her kaynakta. Ama doğal olmayan her şey gibi sonuçta bir şeye yan etkisi olduğuna inanıyorum. Bırakmayacağım bu işin peşini, ödevimi yapacağım :)

    YanıtlaSil