Okul açıldı bir yorgunluk, bir yorgunluk bende sormayın gitsin. E okul yeni, öğretmenleri ve arkadaşları yeni, oğlanlar okulda mahzun kalmasın diye her dakika okula gider gelirsem olacağı budur elbet. Ama blogcum öyle böyle değil yaşlanıyorum galiba. Hiç böyle yorgunluktan serilip kalmamıştım daha önce. Hele ilk gün, akşam yemeğini pişirecek halim bile kalmadı da imdadımıza bir tane çevirme tavuk yetişti. Pilav vardı, yanına bi tek salata yaptım, hazır pişmiş tavuğu da ben pişirmişim süsü verip koydum benim adamların önüne. Özgür tek söz söylemeden yedi yemeğini ama benim içim rahat etmedi, muhabbet olsun diye, "O kadar yoruldum ki valla uğraşamadım yemekle, hazır pişmiş tavuk aldım" dedim. "Farkındayım" diye cevap verdi. "Nasıl?" diye şaştım bir de salak gibi. Be kadın senin poşete tıkıp fırında kızarttığın tavukla bunun uzaktan yakından alakası var mı hele bi düşün de sonra şaşır di mi? Ama yok, yorgunluk aklımı da başımdan almış olmalı. Özgür güldü, tavuğu gösterip "Kör değiliz herhalde" dedi "Anladım yorgun olduğunu boşver" diye de ekledi. Sevinmem mi lazım yoksa sinirlenmem mi tam çözemedim ama boşverdim yorgunluktan.
Üstüne 3 gece defter-kitap kaplama işkencesine maruz kaldım. Niyeyse bizim öğretmenlerimizde, defter ve kitapları rengarenk kap kağıtlarıyla kaplanmış bir öğrencinin zihni, eğitim öğretime daha açık olur gibi bir inanış var. Tamamen şehir efsanesi bence, bir mühendis olarak henüz mantıklı bir açıklama bulamadım bu işe. Ezik ezik akşamları çayımı alıp televizyon karşısında çocukların defter ve kitaplarını kapladım. Biz öğrenci velileri olarak ne zaman bu işe bir dur diyeceğiz çok merak ediyorum. Öğretmenler bilmiyor mu sanki bir ilkokul öğrencisinin tüm defter kitaplarını annesinin ya da babasının kapladığını? Bal gibi de biliyorlar da işte bu eziyet neden onu çözebilmiş değilim. Ne oluyor yani defter kitabı kaplı olmayınca? Belki de olay şu; öğretmenler birleşti, dediler ki "Senede 9 ay bu çocuklar bize emanet. Biz koruyup kollayacağız, ana babaların içleri rahat olsun ama bunun bir bedeli olmalı elbet, diyelim ki tüm defter ve kitaplarını kaplasınlar. Anlasınlar dünyanın kaç bucak olduğunu"
Neyse bu okul eziyeti bir de Özgür'ün varlığıyla birleşti bana uykusuz geceler olarak geri döndü. O yüzden belki de bu yorgunluk durumları. Geçen gece bu zaten geç geldi eve. Bir de bizim çalışma odası olarak kullandığımız odada iş evrakları ve faturalar vs içinde eşinirken bir böcek buldu. Tabii ki o esnada ben, tahmin ettiğiniz üzere, sevdiğim bir dizinin yeni bölümünü izlemekteydim. Apar topar beni çağırdı "Çabuk gel kene buldum" diye. "Özgür deli misin? 8. katta kenenin ne işi var? Uçacak değil ya bu? Senin pantolonuna falan yapışıp gelmiştir, her gün dağ bayır gezip farklı farklı su kaynaklarına giden bir tek sen varsın aramızda" dedim. "Yok efendim geçen hafta ben sadece tek bir tesise gittim. Hiç öyle dağ, tepe, ormanlık bir yerde değil orası. Hem günde kaç kere dezenfekte ediliyor bir su tesisi haberin var mı senin? Ne işi var su kaynağında kenenin? Bu kesin dışarıdan gelmiş" dedi.
![]() |
| Kene |
Tabi ondan sonra benim dizi yalan oldu. Önce uyuyan çocukları çırılçıplak soyup iyice inceledik, herhangi bir yerlerine yapışmış kene var mı diye. Saçlarının arasına bile baktım. Çocuklarda kene bulamayınca oturduk keneler uçabilir mi diye uzun ve detaylı bir internet araştırması yaptık. Bu arada Uğur'un uykusu açıldı, bir baktım gözlüğünü de takmış gelmiş, arkamızdan ekrandaki kene resimlerine bakıyor. "Sen ne yapıyorsun burada? Gidip yatsana oğlum" dedim, ekrandan gözlerini ayırmadan "Uykum kaçtı anne" diye cevap verdi. Neyse zar zor onu ikna edip yatağına geri gönderdik ve biz araştırmaya geri döndük. Yüzlerce kene fotoğrafından ve onlarca sayfa yazı okuduktan sonra dedim ki "Özgür bu sanki keneye pek benzemiyor. Tamam hortuma benzer bir ağzı var ama bak keneye örümcekgillerden demişler bunun hiç örümceğe benzer yanı yok. Hayvanın ayakları yandan değil göğsünden çıkıyor, ön bacakları kene gibi uzun değil, fazladan 2 tane de anteni var bunun." Sonra Özgür de iyice inceledi hayvanı "Haklısın bunu 6 bacağı var bak keneler 8 bacaklıymış" dedi.
Bu arada saat gecenin 1'i olmuştu bile. O saatten sonra da kene olmak suçuyla itham edip kapalı bir kavanoza hapsettiğimiz hayvanın ne olduğunu anlayabilmek için uğraştık. Uzun çabalardan sonra evde bulduğumuz böceğin kene değil pissodes notatus da denen, uçabilen çam kültür hortumlu böceği olduğunu anladık.
![]() |
| Pissodes Notatus |


ne diyeyim süpersiniz :D
YanıtlaSilama ben defter kaplamaya bayılırım. bu sene adamımla aramızda kap kavgası çıktı. ben yapıcam. hayır ben yapıcam. hayır ben....
sen seneye gönder biz kaplarız :)
Ay o yorgunluk bende de var. Yaslanma baslangici herhalde
YanıtlaSilBocek cok seker birseymis. Benim gibi de vejetaryen sanirim :)
Biz defterlerimizi kendimiz kaplardik. Ilkokula basladigimiz yil ogretti bizimkiler. Arada yardim ederlerdi ama bizim isimizdi bu. Yeni kap kokusuna bayilirdim ben. Ama simdi o kadar guzel defterler var ki kaplamak gereksiz. Ablam ilkokul ogretmeni, soracagim o da kaplatiyor mu acaba.
Şimdi defterleri masanın üzerinde bırakıp geldim. Zaten iki çocuğun bir ton defteri kitabı yetmiyormuş gibi bir de deli anneleri önce Bilim Çocuk posterleriyle kaplayıp sonra onlar yırtılıyor diye üzerine naylon kaplayınca işi bitmez daha tabi. Daha sürer bu bayağı. Ay bağırmak istiyorum... Can da çocuklarla geçmiş bilgisayar mı tablet mi ne haltsa onunla oyun oynuyor. Bari sessiz sessiz dursalar hiç olmazsa sinirim zıplamayacak daha çok. Oyyyy...
YanıtlaSilErkIpek, esas siz çok alemsiniz. Defter kaplamak için kavga eden ilk çift siz olmalısınız :D O kadar seviyorsunuz madem yollarız seneye bizim kitap ve defterleri de kaplarsınız :)
YanıtlaSilPınar, vejetaryen böcek lafına çok güldüm sabah sabah..:D
Biz hata etmişiz demek ki, okul başlar başlamaz öğretmek lazımmış bu kaplama olayını çocuklara. Ama gerçekten çok güzel desenli defterler var artık, kaplamaya bile kıyamayacak insan neredeyse...
Handaaan Handan! Neyine lazım, eski köye yeni adet getiriyorsun? Kapla gitsin işte kap kağıdıyla ne uğraşıyorsun? Sana yazık arkadaşım. Bana bile fenalık geldi valla sana Allah kolaylık versin artık...
Benzer kene hikayesini biz de yaşamıştık bir kere.Garibim böceği bacağımdaki ufak bir kızarıklıkla aynı anda bulmalar,kene midir,ne oluyor ölüyor muyuz şimdi diye evhamlanmalar,uzun uzun internet araştırmaları,hayvanı kavanoza tıkıştırıp kendimiz incelemekle yetinmeyip bir de bilir kişiler bulup elde kavanoz dolaştırmalar...Çok tanıdık geldi anlattıkların.Yalnız biz işi abartıp hastanenin aciline kadar gitmiştik :)
YanıtlaSilÖzlem saatin epey geç olması bizi kurtardı sanırım. Yoksa neredeyse biz de kavanoza tıktığımız böceği götürecektik bir hastanenin aciline :D
YanıtlaSil