14 Eylül 2011 Çarşamba

Teksas mı bura?



Özgür'ün şamar oğlanı olarak çalışmalarım devam ediyor. Tatilden döndük döneli her Allah'ın günü "sadece 5 dk'lık telefon görüşmesi" diyerek üzerime yıktığı işlerle öğleden sonra 2'ye-3'e kadar uğraşıyorum. O saatten sonra zaten temizlik mi yapayım, yemek mi, yoksa ütü mü paniği içinde iki ayağım bir pabuca girdiğinden herşey yarım yamalak oluyor. 

Evi görseniz her yer bir parmak toz. Eski kovboy filmlerinde savrulan otlar gibi, toz yumakları parkelerin üzerinde bir sağa bir sola yuvarlanıyor. Bir haftadır fırsat buldukça tatilden getirdiğim kirli çamaşırları yıkayıp kurutup istifliyorum. Yine çamaşır dağı büyümeye başladı bir köşede. Haftaya pazartesi okul açılacak, çocukların forma eksiklerini tamamlamak için canım çıktı. Malum yeni taşındık, ne nerede hiç bilmiyorum. Pazartesi sabahı çocukları taktım koluma yürü babam yürü, tüm çarşıları alt üst ettik yeni okulun giysilerini bulacağız diye. Epey yorulduktan sonra hallettik işleri ama öğlen ancak eve dönebildik.

Heyecanla okulun açılmasını bekliyorum blogcum. Okul açılsın şu iki oğlanın yaygarasından kurtulayım,  işte o zaman başlayacak benim tatilim inşallah. Okul açılınca günde 20 defa çocukların kavgalarında arabulucu olmam gerekmeyecek. Evin içinde güreşen, evi başıma yıkmaya azmetmiş oğlanlar olmadan, bilgisayar başında oturabileceğim. Ayağımı uzatarak televizyon izleyeceğim, sakin kafayla kitabımı okurken sıcak çayımı ya da kahvemi yudumlayacağım. Telefonda işle ilgili konuşmalar yaparken arka fonda bağıran çocukların sesi ya da televizyondan gelen çizgi film replikleri olmayacak. Televizyon izlerken tam da esas oğlanla kız öpüşüp sevişmeye başladığında veya en dehşet verici görüntüler ekranda belirdiğinde hop diye odaya dalan çocuklar olmayacak çünkü erkenden yatacaklar artık. 

Bu size de olur mu hiç? Bizimkiler saatlerce odalarında oynarlar biz de gayet aklı selim bir şeyler izliyor oluruz. Tam çocuklar odaya girdiğinde bir bakarım filmin iki kadın kahramanı aniden öpüşmeye başlar veya 1,5 saattir tık olmayan filmde tam da o anda gayet açık bir sevişme sahnesi çıkıverir.  Hiç olmadı, tam çocuklar geldiğinde acaip kanlı dehşet verici bir cinayet işlenir falan. Böyle zamanlarda çocuklar ekrandaki ilginç şeye kilitlenmiş bakarken ve ben panik içinde kumandayı ararken, Özgür söylenir de durur bana. Nasıl sinirlenirim bu huyuna anlatamam. Kendisi de benimle izler durur onca zaman, ama tam da görmemeleri gereken şey ekranda çıktığında çocukların televizyon izleyecekleri tuttu diye ben suçlu olurum. Sanki bilerek yapıyorum. Senaryoyu ben yazmıyorum ya! Ne bileceğim ne zaman ne olacak filmde? Ayrıca daha önce izlediğim bir şeyi de tekrar tekrar izleyecek halim yok ya, deli miyim ben? Zaten çocuklu bir kadın olarak televizyonda birşeyler izlemeye zor imkan buluyorum. Vaktim olsa televizyon kapılmış oluyor, televizyonu boş bulsam ve izleyecek vaktim de varsa bu sefer izleyecek bir şey bulamıyorum. Kırk yılın başı denk getirip ağız tadıyla bir şey izleyeyim dediğimde de böyle şeyler olmuyor mu, hasta oluyorum.

Bir de bütün hafta heyecanla beklediğim bir dizi başlamaya görsün, tüm evin ahalisinin ille benimle bir işi olur. Ya birşeyleri arayıp bulamazlar, illa gelir bana sorarlar. Ya oğlanlar kapışır gelir tam dizinin en heyecanlı yerinde bana birbirlerini şikayet ederler. Ya da en fecisi; Özgür elinde bilgisayarıyla birlikte gelir oturur yanıma, sonra da izlemediği diziyle ilgili sorular sorar durur. "Aaa bu adam hapse mi girdi?", "Filanca kadın yok ortada, ne oldu ona?", "Bu kadının kocasına ne oldu?", "Falan karakter ne yaptı da sevgilisiyle arası bozuldu?" O sordukça ve ben dizide olanları Özgür'e anlatmaya çalıştıkça dizinin izlemekte olduğum yeni bölümünün de içine edilir. Sonra tam ben "Hah herşeyi sordu ben de anlattım, artık bundan sonrasını takip eder" dediğim, dizinin en can alıcı yerinde, bir bakarım Özgür telefonla konuşmaya başlamış. Ben konuşmaları duyabilmek için "Şşşşt, sessiz ol!" derim. O car car car konuşur durur telefonda 1 saat, beni uyuz eder. Dizinin en heyecanlı yerinde söylenen hiçbir şeyi duyamamanın siniriyle Özgür'e el kol işareti yaparım "git içeride konuş" diye. Hiç oralı olmaz. Sonra reklamlar girdiğinde tabi ki telefon konuşması biter ve dönüp bana sorar; "Eeee? Kadın söyledi mi adama??!!" İşte o an gırtlağını sıkasım gelir. Hatta kendimi kaybedip  "Senin yüzünden hiçbir şey anlamadım ki" diyerek bir iki  defa yakasına yapışmışlığım vardır.

Hayır sürekli takip etmediğin bir diziyi niye merak edersin be adam? İzlemiyorsun madem, ne sorup duruyorsun? Soracaksan, otur adam gibi izle, beni de yorma. Hadi sordun öğrendin, baktın hoşuna gitmedi, eh bari dır dır etme de iki kuruşluk zevkimle beni başbaşa bırak. Bir de gördüğü tek bir sahneden yola çıkarak tüm dizi için genelleme yaparak konuşup eleştirmiyor mu... Aman filanca şey ne saçmaymış, adam öyle yapacağına şöyle yapsaymış. Bu saçma şeyleri izlemek için harcadığım zamana yazıkmış. Özgür'le dizi izlemek kadar sinir bozucu birşey daha yoktur. Bir de diziler konusunda öyle balık hafızalı bir adam ki anlatamam. İzlediği şeyleri bile unutur, dönüp tekrar tekrar sorar. 
Artık dizi sezonu açıldı, eskilere ilave olarak neredeyse her gün yeni bir dizi yayına başlıyor. Bu sezon ve özellikle bu akşam Muhteşem Yüzyıl'ın yeni bölümünde beni epey gerilimli saatler bekliyor anlayacağınız.

3 yorum:

  1. Bence sizin ev diziden daha ilginç :)
    özlem

    YanıtlaSil
  2. hahha! Özlem'e katılıyorum Selen'im:)

    YanıtlaSil
  3. Özgür sağ olsun, hiç büyümeyen yaramaz bir çocuk gibi kendisi. O oldukça anlatacak şey bitmiyor bizim evde. :D

    YanıtlaSil