Cuma günlerinin insana verdiği mutluluk ve hafiflik ayrı değil mi? Yine koskoca bir haftayı çocukların okul eksiklerini tamamlamaya çalışarak, oradan oraya koşturarak geçirdim. Çocukların okula başlamasının, evde kendi kendime geçirme planları kurduğum yalnız saatlerin keyfini henüz süremedim. Ne kitabımı bitirebildim ne de evin işlerini. Özgür sağ olsun, yine ev ve çocuklardan arta kalan zamanımı, işyerinin binbir türlü angarya işiyle doldurdu. Bu sabah, az yiyip kendisine bir sekreter tutmasını ya da eve ayırdığı bütçenin miktarını arttırmasını söyledim. Malum Özgür'ün talimatlarını yerine getirmek bedavaya çekilir şey değil. Beni ne kadar kaale aldı bilmiyorum. Tek ümidim, projesini yeni bitirdiği makinanın imalatına geçtiklerinde yeni bir yer gerekeceği fikri. Belki bu sayede bir dükkan tutup ofisi ve tüm ıvır zıvır evrak işlerini oraya taşır da ben de evdeki tüm o tozlu şirket evraklarından, telefon hattını faksa bağlamasından, ofis görünümlü o küçük, iç boğucu odadan ve de bana sürekli bir iş buyurmasından kurtulurum.
Havaların bir anda serinlemesi ve Ikea katalogumuzun da gelmesiyle sonbaharın geldiği kesinleşmiş oldu ve elbette bendeki örgü aşkı da yeniden depreşti, hatta tavan yaptı blogcum. Daha önce şurada bahsettiğim, yarım kalmış örgülerden oluşan koleksiyonumu yeniden ortaya çıkardım. Bu sene yarım bıraktığım tüm örgüleri bir şekilde tamamlayıp yenilerine öyle başlamak gibi ütopik bir düşüncem var. Bakalım zaman ne gösterecek. Geçen sene gövdesini örüp kollarını beceremediğim mor hırkadan başladım işe. Şurada gördüğüm bir modeldeki kol şeklini uygulamaya çalışıyorum. Eğer başarabilirsem benim için bir devrim niteliğinde olacak bu zira kolsuz ya da reglan kollu şeyler örmekten içime fenalıklar geldi. Hem bu sene azimliyim, kendime şöyle resimdeki gibi beli kuşaklı, kocaman bir hırka örmek istiyorum, inşallah kış bitmeden giyebilirim...
Bir de şu aşağıdaki modelin hastasıyım. Acaba mor ipten yapsam böyle güzel durur mu? Bakmayın öyle, mor ip fabrikası soymuş değilim(henüz). Biliyorum, kolunu bitirmeye çalıştığım da mordu... Sadece tesadüf... Hem tonları farklı farklı bu iplerin... Galiba sonbahar gelince bendeki mor renk sevdası da şiddetleniyor. Yazın mesela mavi ağırlıklı, genelde pastel renklere düşkün biriyimdir. Mor seviyoruz dediysek deli gibi sürekli mor giyen, takıp takıştıran bir insan değilim yani, içiniz rahat olsun.


Acı yok tabi, acı yok:) Ben de mürdüm, bordo tonarına takmıştım bir ara çok fena.. istemeden ama.. sanırım senin mor hikayen de buna benzer.. 2.modeli pek sevdim, zarif duruyor çok.. kolaylıklar Selen'im:)
YanıtlaSilBütün yaz boyunca koltuğun yanında duran örgümü geçen gün elime aldığımı fark ettim ben de :D
YanıtlaSilÇok isterdim böyle örgü,dikiş falan gibi yeteneklerim olsun.Gıptayla bakarım çeşit çeşit yapıp giyenlere.Demek sen de onlardan birisin.Gıpta alanıma girdin,haberin olsun.Gerçi müthiş rahat,eğlenceli yazış tarzınla zaten o alandaydın da...
YanıtlaSilözlem
Mümine'm çok sağolasın. İkinci modelin hastasıyım ama nasıl etsem de yapsam karar veremedim. Mor hevesimin geçmesini bekleyeyim olmazsa... Mürdüm de olabilir belki... :D
YanıtlaSilHandan, benim de kış günlerimin vazgeçilmez aksesuarı örgüm :D
Özlemcim, yazılarım konusunda senin gibi sıfırcı bir hocadan böyle övgüler almak göğsümü kabarttı doğrusu. :D Ama iş örgü konusundaki hamaratlığıma gelince, daha önce okumadıysan bahsettiğim o önceki yazımı (Aslında ne kadar hamaratım?) oku da beni başarıya ulaştıran yetenek mi yoksa azim mi sen karar ver :P