2 Nisan 2012 Pazartesi
Manolyaları kaçırmayın
Geçen hafta sonu hastalıktan kafamı kaldıramadığım için bu hafta dışarıda vakit geçirmek konusunda çok azimliydim. Cumartesi sabah kargodan yeni sipariş verdiğim kitaplarım da çıkınca kendimi daha fazla tutamadım. Çocuklarla bir sırt çantası hazırladık, içine piknik örtüsünü, topumuzu, sandviçleri, meyve sularını ve de yeni gelen "Türkiye'nin Ağaçları ve Çalıları" kitabımızı atıp yola koyulduk. Hava rüzgarlıydı ama güzel güneşli bir gündü. Yürüye yürüye eve çok yakın olan parka gittik. Kocaman bol ağaçlıklı, yemyeşil bir park içinde minik bir göletle çok şirin bir yer.
Eve 10dk mesafede gördüm ilk defa onu. Tüm çiçeklerini açmış bizi bekliyordu. Kupkuru bir beton yığınının ortasında, önünden yüzlerce kişinin gelip geçtiği mahallenin Migros'unun karşısında tüm güzelliğiyle, o şahane laleye benzer çiçekleriyle aslında dikkatli gözlere bir ödül gibi duruyordu. Çocuklarla hayran hayran uzunca bir süre inceledik, gölete varınca kitabımızdan adını öğrenmeye söz verdik. Kısa bir yürüyüşten sonra vardık parka. Fazla çiçek açan ağaç yoktu etrafta. Çocuklar azıcık topla oynadıktan sonra acıktık diye kıvranmaya başladılar. Güzel bir çam ağacının gölgesine serdik örtümüzü. Çabucak sandviçleri yuvarlarken karıştırdık azıcık kitabımızı. O güzel ağaççığın fotoğrafını bulamadık. Sonra top oynama, yürüyüş, göletteki kaplumbağalar ve kazlar derken baharın heyecanıyla unuttuk gitti onu. Cumartesi böyle harala gürele geçti, parktan sonra ben dişçiye gittim, çocuklar yengeleriyle eve döndüler, dişçiden sonra da alelacele en yakın alışveriş merkezine Uğur'un geçen hafta okulda kırdığı gözlüğünün yenisini almaya gittik. Sonra unuttum ben onu...
Pazar sabahı evde uzun ve güzel bir kahvaltıdan sonra yine yollara düştük, karşı yakaya geçip babaanne ve dedemizi almaya gittik. Ataşehir'de yine gördüm onu. Bizim evin etrafına nazaran oradaki ağaçlar daha fazla çiçeklenmişti. Ama yine de gözlerim, tüm güzelliğiyle açtığı o lale benzeri çiçeklerini hemen seçti. Maalesef kitabım yanımda değildi bu sefer. Babaanne ve dedemizi alıp Şile taraflarındaki abimize gittik. Evde hoşbeş, yemek ve keyif faslından sonra kendimizi yine yeşilliğe atınca işte o zaman bu sefer mor renkte çiçeklisini gördüm aynı ağacın. Görür görmez de çarpıldım. Daha önce gördüklerim hep soluk pembe renkte, açık renkli çiçekler açıyorlardı. Ama bu inanılmaz güzeldi, çiçeklerinin rengine resmen hayran kaldım. O kadar aklımı başımdan almış ki bir fotoğrafını çekmeyi bile akıl edemedim.
Bu gün artık hırs yaptım, "o ağacın adını öğreneceğim ve bir daha gördüğümde yanına gidip resmi olarak tanışacağım" diye söz verdim kendime. Uzun aramalardan sonra buldum nihayet, tanıştırayım; muhteşem "Magnolia liliiflora"!! Japanese Magnolia veya tulip tree de deniyor sanırım, o isimlerle de rastladım fotoğraflarına. Keşke salak salak hayranlıkla bakacağıma ben kendim de bir fotoğrafını çekseymişim.
Uzun lafın kısası bu aralar dışarılarda dolaşırken gözlerinizi dört açın çünkü kitapta okuduğuma göre yapraklanma öncesi nisan ayında yoğun açan çiçekleri, lale gibi kısa ömürlüymüş ve yapraklanma ile birlikte dökülürmüş. Yani nisan ayında gördünüz gördünüz, yoksa gelecek seneyi beklersiniz artık. Benden söylemesi...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)




Ben de geçen gün rastlamıştım yanımda fotoğraf makinam yoktu :( Ama muhakkak fotoğrafını çekeceklerim listesinde :)
YanıtlaSilÇek Handan'cım, benim yerime de çek fotoğrafını. Fazla zamanı yok çünkü o güzel çiçeklerin. Yakında dökülmeye başlarlar, kaçırmayalım.
YanıtlaSilBugün yer tespiti yaptım, yakında çekerrim :)
YanıtlaSilHeyecanla bekliyorum Handan :D
YanıtlaSil