Bu güzel, güneşli günde keyfime keyif katan bir gelişme oldu. Ömer etüde başladı. Artık haftanın 3 günü önce 2:30 da Ömer'i almaya sonra 4:00'te Uğur'u almaya okula gitmeme gerek kalmadı. İkisi de haftanın ilk üç günü 4'te diğer iki gün 2:30 da çıkacaklar. Eyooooo! Günde 3 defa okula gidip gelmekten, koca göbeğimle o yokuşu tırmanmaya çalışmaktan fenalıklar geliyordu. Hatta geçenlerde birlikte çocukları almaya giderken eltime diyordum, "Korkarım günün birinde bu yokuşta ruhumu teslim edicem" diye. Nasıl iyi geldi bu düzenleme anlatamam. Ömer de en iyi arkadaşı etüde kalıyor diye fazladan 1,5 saat okulda kalmak isteyince çok işime geldi açıkçası. Çünkü sırf gidip gelmek zor oluyor diye çocuğu da okulda kalmaya zorlayacak değildim. Neyse işin özü bugün ayrı bir hafifledim sanki. İkisini birlikte alacağım okuldan artık.
Bu aralar hiç içimden kitap okumak gelmiyor niyeyse. Thomas Hardy'nin Çılgın Kalabalıktan Uzak kitabını çoktan bitirdim ama yeni bir kitaba başlayamadım bir türlü. Keşke şu Taht Oyunları serisinin yeni kitabı çıksaydı ya da Patrick Rothfuss'un Kvothe'nin maceralarını anlattığı yeni kitabı çıkabilseydi. Canım öyle fantastik bir şeyler okumak istiyor ama bulamıyorum beni çeken bir kitap. Sürekli bir örgü-dantel vs el işi yapasım var ama neye, neresinden başlayayım karar veremedim. İnternetteki DIY projelerine, elimdeki dantel ve örgü dergilerine bakıp duruyorum. Şu bebeğin cinsiyeti bir belli olsaydı ona göre birşeyler başlardım belki. Haftaya doktor kontrolümüz var, 20 hafta bitecek inşallah. Belki o zaman doktor cinsiyet konusunda kesin bir şey söyleyebilir.
Geçenlerde eski tişörtlerden yaptığım bu paspası bitirdim. Maalesef böyle düdük gibi, ufacık birşey oldu. Ama malum, evde temizlik bezi olmaktan kurtulabilecek kalitede sağlam ve eski tişört bulmak biraz zor oldu. İleride yeniden paspas yapmakta kullanabileceğim şekilde kırpıp doğrayabileceğim, penye kumaşından bir şey bulursam diye ucunda ek yapılabilecek bir parça ip bıraktım. Mutfakta lavabonun önüne serebilirim sanırım. Sürekli oraya elimden su falan damlıyor yerler ıslak olunca da kayıyoruz. Ufak ama orada iş görecek kadar emicidir herhalde. Sıradan bir temizlik bezinden da daha güzel görünür orada.
Bu aralar zaman garip bir hızda akıp gidiyor. Bazen okul açılalı aylar olmuş gibi geliyor, bakıyorum sadece 3 hafta geçmiş. Ama diğer yandan 4 hafta bitse de cinsiyetini öğrensek diye iple çektiğimiz doktor kontrolü bir türlü gelmek bilmiyor. Evin içinde bir sağı bir solu didikleyip duruyorum can sıkıntısından. Hangi iple ne yapabilirim diye mevcut yünlerimi elden geçiriyordum da, taşınma günü gelmeden önce tüm stokladığım yünleri kendim paketlemem şart. Özgür yün stoğumu görecek olursa büyük ihtimalle kafamı kırar, "Kafasız kadın altın mı bunlar, durdukça değer kazansın. Bari mantıklı bir şeye yatırım yapsaydın" diye söylemediğini bırakmaz. O yüzden iki elim kanda da olsa, karnım burnuma değil alnıma bile çıksa olsa o yünleri mutlaka kendim paketlemeliyim. Maazallah sonra hayatta çenesinden kurtulamam.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder