Şimdilik eski pantolonlarıma sığabiliyorum. Ama 5. aydan itibaren eski pantolonlara sığamaz hale gelirim diye tahmin ediyorum. O yüzden artık hamile pantolonu bulma olayı evde acil başlığı altında ele alınıyor. Özgür akşamdan akşama gelip "Korkarım doğuma kadar sen yine yarım dünya olacaksın" diyerek asabımı bozuyor. Sadece 2 kilo almışken sırf göbeğime bakarak nasıl böyle atıp tutabiliyor bilmiyorum ama sinir ediyor beni.
Bu arada benim adamlar Tekvando'ya gitmeye karar verdiler. Tabi bu kararda Özgür'ün eski Tekvandocu olması ve Ömer'in kambur duruşunun ancak sporla düzeleceğini söyleyen ortopedi uzmanının büyük etkisi oldu. Ben kesin bir dille hamile halimle kışın ortasında kimseyi spora getirip götüremeyeceğimi ifade ettim. Dolayısıyla Özgür kırk yılın başında çocuklarla ilgili bir şeyi kendine iş edinerek gözlerimi yaşarttı. Ders aldıkları milli antrenörün sadece ücra bir yerdeki belediyenin spor salonunda ders veriyor olması da ekmeğime yağ sürdü ne yalan söyleyeyim. İşin özü artık haftada 3 akşam benim adamlar tekvando dersine gidecekler. Hepimize değişiklik olacak inşallah. Onlar sinirlerini, enerjilerini boşaltıp gelecekler. Ben de evde sakin sakin oturup bekleyeceğim. Öyle de hevesliler ki bakalım kaç ay devam edecek bu heves çok merak ediyorum. Özgür de bıraktığı Tekvando kariyerine devam etme kararı aldı. Bana fikrimi sorduğunda "İyi olur, antrenörlük belgesi de alırsan günün birinde kaçıp küçük bir kasabaya yerleşebilirsek en kötü ihtimal taekwondo antrenörü olur ders verirsin, geçinir gideriz" dedim. Çok mutlu oldu garibim. Bütün gün beyniyle çalışan bir insan olarak zaman zaman o söylemese de çok yorulduğunu ve bıktığını yüzünden anlayabiliyorum. Tekvando yardımcı olacaksa zihnini boşaltmasına, ben niye engel olayım?
Sen bu aralar neyle uğraşıyorsun derseniz, hala ite kaka da olsa günde 100 sayfa okumaya çalışıyorum. Eylül başladığından beri çoğunlukla 100 sayfaya ulaşamadım itiraf ediyorum. Ama yine de fena gitmiyorum. Bu yaz Haziran - Eylül arasında okuduğum kitaplar işte bunlar.
Çariçe yer yer çok sıkıcı ve iğrenç oldu. Meşhur Rus Çarı Deli Petro ve eşi Çariçe Katerina'nın hayat öyküsüydü. Ama bir zaman geliyor bıkıyorsunız, "Bu kadının hayatı içip içip doğurmakla geçmiş" diye düşünüyorsunuz. (Tam 12 defa doğum yapmış) Çarın kendi oğlunu öldürtmesi içimi parçaladı, kitabı elimden fırlatıp atasım geldi. "Neden söyledin belki okurduk" demeyin zaten tüm tarih kitapları Çar Petro'nun oğlunu öldürttüğünü yazıyor. Kaldı ki okumasanız da çok büyük bir kayıp olmaz. Vasat bir tarihi romandı bence. Rus tarihine özel bir ilginiz varsa okuyun tabi. Çarın St Petersburg'u ne şartlarda inşa ettirdiğini de anlamış olursunuz. Deli diye anılsa da aslında çağının ilerisinde düşündüğü için o zamanlar adamcağıza deli gözüyle bakıldığını da görürsünüz okuyunca.
Neyse Akıl ve Tutku ise Jane Austen'in "Sense and Sensibility" isimli eserinin çevirisi. "Zaten topu topu kaç eseri var ki" demeyin. Farklı yayınevleri aynı kitabı farklı isimlerde çevirdiği için bazen karışıklıklar olabiliyor. Babam bile isimleri farklı diye Aşk ve Gurur'un (Pride and Prejudice) iki farklı yayınevinden iki farklı çevirisini almış. O yüzden ben burada belirteyim de ona göre alın okuyun. Klasik roman sevenlere Jane Austen'i her zaman tavsiye ederim. Hamdi Koç'un çevirisini de çok beğendim. Bazen cümleler uzun olduğu için başını sonunu karıştırabiliyorsunuz ama bu durumun kesinlikle bir çeviri hatası olduğunu düşünmüyorum. Aksine yazıldığı zamanki dili düşünecek olursak, bu tip cümleler bence eserin aslına ne kadar uygun bir şekilde çevrildiğinin kanıtı. Bu yüzden kimi insana yer yer biraz okuması zor gelebilir ama ben bayıldım. Jane Austen'in o alaycı uslubunu da çok güzel yansıtmış çeviri. Şiddetle tavsiye ederim.
Bu aralar elimdekiler ise bunlar. Yeni bir bebek battaniyesi başladım. Tabi henüz cinsiyet belli olmadığı için renkleri Özgür'ün ifadesiyle epey "politik" oldu. Kitap ise şimdilik biraz ağır ilerlese de bıraktığı tad itibariyle süper. Bunun dışında Özgür'ün tacizleri sonucu ortodontist Ömer'e damak kısmı daha ince bir damak aparatı yaptırdı. Ama buna diliyle dişlerini ittiremesin diye dil engelleyici koymuş. Ömer Cumartesiden beri takıyor aleti. Biraz konuşurken ve tükürüğünü yutarken zorlanıyor ama onlar da çok normal zaten. Onun dışında başka bir şikayeti yok Allah'a şükür. Dişi de yavaş yavaş diğerinin yanına gelmeye başladı. Benim tek korkum okul açılınca sınıfındaki bazı zalim çocukların alaylarına maruz kalınca yaşayacağı sıkıntı, ama onun da üstesinden gelecek elbet bir şekilde. Hayat böyle, acımasız...
aaaa ben aptal oldum Selen'cim ya.. geçen hamilelik yazını okurken Özgür'le gerçekten şakalaştığınızı sandıma ma gerçekmiş desene.. ne güzel bir haber bu.. tatile girmeye de oley diyorum:)
YanıtlaSilSağolasın Mümine'cim eksik olma :) Senin zaten derdin başından aşkın, gelmedi mi hala eşyalar? Sevgiler
YanıtlaSilSelen cim gözün Aydın Allah hayırlısiyla kucağına almayı nasip etsin
YanıtlaSilBaşımız sagolsun mekanı cennet olsun insallah teyzemizin de
Okulları bende 👀dört gözle bekliyorum
Sevgiler
Arzucum, Amin çok teşekkür ederim. :) Teyzem kardeşlerine, kocasına kavuştu şimdi, nur içinde yatsın hepsi inşallah. Sevgiler..
YanıtlaSilAllah yarin kurtariyooo selen'im.. ;)))artik iki cift kafani dinliycen.. Iyi örmeler, iyi okumalar.. ;) ben kitap okurken falan icim kalkiyooo daha.. is yerinde iki basit k. Kirik raporu zorla okuyom.. 100 sayfa falan beni mahfeder.. Hele bi gecsin midem .. B2vitamin olayina girisilecek bende.. Insallah biraz rahatlatir..yüksek dozda vitamin b2 iyingelebiliyormus...
YanıtlaSilNar Çiçeğim, geçmedi mi hala senin miden yahu? Hay Allah... Ben kraker yiyordum bi ara şimdi bulantılar geçti çocuklar yiyor benim krakerleri..
YanıtlaSil