30 Ocak 2014 Perşembe

Hizmetçi

Ne o? Yoksa iki ergenle uğraşmaya başladığım çok mu belli oluyor?
Yazmaya yazmaya insanın yazası hiç gelmiyormuş blogcum. Her gün giriyorum, sevdiğim blogları okuyorum ama elim klavyeye gitmiyor niyeyse.Günler birbirinin aynı, geçip gidiyor. Bazen 3 çocukla kafayı sıyırıp sapıttığımız oluyor elbet. Özge akşamları azimle 11'e kadar oturmaya devam ediyor. Bazen öyle yorgun oluyorum ki onu uyutmaya üşeniyorum. O derece yani. İkimiz de karşılıklı mızıldanıyoruz. Yorganının üzerinde bir sağa bir sola devrilip duruyor. Sessizlik istemiyor, yatak odasında karanlıkta sessiz daha kolay uyur diye götürüp ben de yanına uzanıyorum. Salondan gelen seslere kulak kabartıp oturuyor yatakta velet. O yüzden şamatanın merkezinde uyuyor hep. Dün gece biz Iron Man 3'ü izlerken uyudu. Onca sesin gürültünün ortasında nasıl uyuyabiliyor bilmiyorum ama tabi insan hele de onun kadar küçük olunca 11'e kadar oturursa artık yorgunluktan bitap düşüp uyuyabilir tabi.

Çoğunlukla uykusu gelince salonda yere serdiğimiz yorganın üstünde parmağını ağzına sokup sağa sola devrilmeye başlıyor. Geliyor bize sürünüyor bazen biz de yanına uzanıyoruz. Yanımıza yatıp uyumaya çalışacağına üstümüze tırmanmaya çalışıyor. Geçen gece artık Özgür de ben de yorgunluktan bitmiş, bizim bıdığı ikimizin de kucağımıza alıp sallayacak hali kalmadığından yorganın üzerine uzanmış uyusun diye bekliyorduk. Bu tabi yine üzerimize tırmanmaya çalışıyor, uyutmadığımız için ikimiz de hacamat etmeye çalışıyordu. En sonunda ben dayanamayıp patladım,

- Özgür Allah aşkına al şunu azıcık salla kucağında, biraz mayışsın sonra ben ayağımda sallarım, tüm saçlarımı yoldu zaten, şimdi de parmağıyla dişetlerimi oymaya çalışıyor.
- Selen dur kendime gelmeye çalışıyorum. Az önce ayağa kalkıcam diye gırtlağıma dayanıp güç aldı. Çaktırmadan boğmaya mı çalışıyor anlamadım ama dur iki dakika nefesim düzelsin...

Cuma günü büyük teyzeyi hastaneye kaldırdık. Zatürre teşhisi kondu, yatarak tedavi olması lazım dediler. Annemle babam zaten 2 haftadır feci gripler. Üstüne bir de haber gelmez mi "Özgür'ün babası sabah işe giderken merdivenlerden yüzükoyun yuvarlandı hastaneye kaldırdık" diye... Neyse çok iç karartıcı bir yazı olsun istemiyorum o yüzden ayrıntıları geçiyorum; Özgür'ün babası iyi, bir dişi kırık, onun dışında kırık kemiği veya beyin kanaması falan yok Allah'a çok şükür. Teyze ise hala hastanede, doktor tedaviye cevap verdi demiş ama bakalım kendini biraz daha toparlayabilecek mi... Annem teyzeye refakat edebilecek kadar toparladı kendini, babamsa evde tek başına uğraşıyor işte gripten temelli kurtulmaya.

Bunun dışında bu aralar oğlanlara evdeki her türlü teknolojik cihazı yasakladık. Şubat tatilinde olacak iş değil farkındayız ama ne yapalım mecburduk. Bilgisayar, tablet, play station, psp hepsi yasak. Süresiz yasak hem de. İkisi de aşırı bir teknolojik bağımlılık geliştirmeye başlamışlardı o yüzden hepsini toptan yasakladık. Karneleri de güzel gelince gittik ailece oynamak için bir kaç kutu oyunu ve bir dart aldık. Akşamları evde dart turnuvası yapıyoruz. Ben tabi hep sonuncu oluyorum ama hepimiz eğleniyoruz ve ailece vakit geçirmiş oluyoruz. Yakında tavla turnuvası da düzenleyeceğiz ama küçük hanım pek izin vermiyor. Tavlayla hep kendisi oynamak istiyor. Pulları bile yerinde tutamaz olunca şimdilik erteledik tavla olayını.

Özgür'le uzun uzun konuştuk ta çocukların teknoloji bağımlılığında esas suçlu olanın kendimiz olduğuna karar verdik. Bebek yeni doğduğunda sessizce vakit geçirmeleri için başta iyi bir yol gibi gelmişti, zaten hep bir süre kısıtlamaları vardı ama ona rağmen zaman içinde kopamaz oldular oyunlardan. Bundan sonra çocuklarımıza ilerde mutlulukla hatırlayabilecekleri aile anıları bırakmak istiyoruz. Geriye dönüp baktıklarında çocukluk anıları sadece filanca oyunda aldıkları ekipmanın verdiği mutluluk veya en son çıkan oyunda kırdıkları rekor olmasın istiyoruz. Bunun için bazı büyük ve radikal planlarımız daha var ama onlar için henüz gereken finansmanı sağlayamadık :P O yüzden ilk etapta tüm teknolojik oyunları rafa kaldırdık. Ben de onlar şubat tatilinde evdeyken fazla bilgisayarla haşır neşir olmamaya çalışıyorum. Artık birlikte kitap okuma günümüz var. Tom Sawyer'i okuyoruz sırayla. Ben okuyorum onlar dinliyor ben yorulunca onlar okuyor ben dinliyorum, hoşumuza da gidiyor. Ayrıca okuma saati yapınca herkes kendi kitabını alıp köşesine çekiliyor. Televizyona bir sınırlama getirmedik, o yüzden şubat tatilinin de etkisiyle belgesel kanallarını yeniden keşfettiler. Bol bol belgesel izliyorlar, legolarıyla daha çok vakit geçirir oldular. Langırt oynuyorlar. Beraber daha çok vakit geçirmeye başladılar. Sonra Fringe'i izlemeye başladık çocuklarla. En başından başladık büyük bir heyecanla izliyoruz. Resmen bayıldılar diziye. Hayal güçlerini epey geliştirecek bence. Ben de ilk bölümleri yeniden severek izliyorum.



Neyse bizden haberler şimdilik bu kadar. Özge neredeyse 1 yaşını bitirecek, zaman öyle çabuk geçti ki... Artık epey bilinçlendi, salona kurduğum barikattan artık tekli koltuğu iterek kaçıyor. Evde her yere tek başına gidip yerde ne bulursa ağzına atmaya bayılıyor. Tehlikeli olmaya başladı bu kaçma hevesi ama ne yapalım o da bir şekilde keşfedecek dünyayı...

Bu arada blogta biraz yenilik yapayım dedim ama arka plana koyduğum resim niyeyse görünmüyor. Yemyeşil bir fon çıkıyor arka planda. Kaç gündür düzeltemedim bir türlü, ona da gıcık oldum.

Özgür'ün son bir incisiyle veda edeyim size, geçenlerde tişörtünü arıyordu, aramızda şöyle bir konuşma geçti..

Özgür- Evde giydiğim tişörtü gördün mü?
Ben- Görmedim, yok mu bizim odada? Belki ben kirliye atmışımdır.
Özgür- Buldum buldum..
Ben- Nerdeymiş?
Özgür- Hizmetçinin üstünde
Ben- Ne? Hizmetçi mi? Puhahahaha....
Özgür- Ne gülüyorsun? Neydi ya bunun adı?
Ben- Dilsiz Uşak ... hahaha duyan da bişey sanacak ahahahaaaa




4 yorum:

  1. Valla cesaretin ve kararlılığına hayranım Selencim, bilgisayar iptal ha:-) Ben onu iptal edemedim de sürekli bir şeylerle uzak tutmaya çalışıyorum biraz.

    Hizmetçinin üzerinde tişört ne arıyordu bi hesap sor Özgür'e bakiim:-)

    YanıtlaSil
  2. Valla yaptık delice birşey Handan ama fena da olmadı. Birlikte çok daha fazla oynadılar. Dün tam 5 saat odalarında lego oynadılar mesela. Gerçi bazen kafa ütülediler hep birlikte kutu oyunu oynayalım diye ama kendi kendilerini oyalamanın yolunu bulur oldular artık.

    Hizmetçi lafına çok güldüm sorma. Hala aklıma geldikçe gülüyorum, bizim dilsiz uşağın adı hizmetçi kaldı iyi mi? :)

    YanıtlaSil
  3. Valla kahkahalarla güldüm son muhabbete, hala da gülüyorum :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de aklıma geldikçe gülüyorum hala :P

      Sil