3 Ekim 2011 Pazartesi

Yol ve Tavuk

Haftasonu anamdan emdiğim süt burnumdan geldi desem yeridir blogcum. Öncelikle Pazar sabahı saat 10'a veli toplantısı koyan zihniyeti kınayarak başlamak istiyorum. Daha sonra da, 4. sınıf çocuğuna performans ödevi olarak, bütün bir çiğ tavuğu kesip doğrayarak eklem ve kemiklerini inceleme ödevi verenlerle devam etmek isterim.



Cumartesi Özgür "Bizim eve sadece yarım saat uzaklıkta" diyerek aldı, gezmeye götürdü bizi. Çatalca'nın köylerinde gezdik dolaştık, deniz kıyısında yemek yedik, eğlendik çocuklarla. Dönüşte hava kararmıştı. Orman yollarında, karanlığın ve yol yapım çalışmalarının etkisiyle, ve Özgür de tüm köy isimlerini birbirine karıştırınca 45 dakika sürmesi gereken yolculuk yaklaşık 2 saat sürdü. Hadımköy yönünde aldığımız 1 saatlik yolun sonunda aslında otobana çıkmayı başardık. Ama yeni yapılmış bir otobanda, zifiri karanlıkta yaklaşık 10 dakika gittikten ama tek bir elektrik direği, tabela bile görmeyip üstüne üstlük uzaktaki şehrin ışıklarının yaklaşmak yerine gittikçe bizden uzaklaştığını fark ettikten sonra Özgür'e "Korkarım bu gidişle Hadımköy yerine Gaziosmanpaşa'dan falan gireceğiz İstanbul'a" dedim. Çocuklar çoktan karanlık nedeniyle tırsmış arka koltukta sus pus oturuyorlardı. İlk bulduğumuz yerden dönüp aynı yoldan geri gitmeye çalışırken geliş istikametinden görülmesi imkansız bir tabelayı tesadüfen bulup yeniden doğru istikamete dönmeyi başardık. Yoksa gece vakti kim bilir nerelere gidecektik.

Cumartesi günü yollarda bu şekilde haşat olup Pazar sabahı da alelacele veli toplantısına katıldıktan sonra bu sefer tavuklu ödevimize geçtik. İstenildiği üzere bütün bir tavuğu oğlanlarla paramparça ettik. Her ne kadar çiğ tavuk kokusundan pek memnun kalmasalar da genelde olay hoşlarına gitti. Ben doğradıkça, ödeve koymak için tavuğun poz poz resimlerini çektiler. İşimiz bittiğinde o tavuktan başka bir şey olmayacağı için haşlamaya karar verdim. Haşladıktan sonra etleri ayrılınca kemiklerini daha iyi görüp ödevin amacına daha iyi hizmet edeceğimi düşünmüştüm. Ama haşlanmış koca bir tavukla başetmek çok zor oldu. Suyunun bir kısmıyla  terbiyeli şehriye çorbası yaptım. Kemikli yerlerinden çıkan etleri iyice didikleyip bolca dereotu, taze soğan, salatalık turşusu ve süzme yoğurtla salata yaptım. Salata nefis oldu. Göğüs kısmını da ayrıca dilimleyip makarnanın yanında oğlanların önüne koydum. Sabah salatanın kalanı ekmeğin arasında sandviç olarak oğlanların beslenme çantasında yerini aldı. Ama hala koca bir kavanoz tavuk suyumuz ve haşlanmış irice bir parça tavuk göğsü duruyor dolapta. İçimiz dışımız tavuk oldu anlayacağınız.  Bu elde kalanları bitirmek için daha başka ne yapabilirim? Bir fikriniz varsa çok makbule geçer.

Hafta sonu böyle geçti işte. Yine kitap falan okuyamadım. Özgür'le feci halde Game of Thrones'a sarmıştık zaten. Muhteşem bir diziydi. İlk sezonu 2 haftada izledik bitirdik. İkinci sezonun Nisan 2012'de başlayacağını öğrenmek tam bir hayal kırıklığı oldu bizim için. O zamana kadar nasıl bekleyeceğiz şimdi bilmem. Mor hırkanın bir kolu bitti. Umduğum kadar muhteşem olmadı ama fena da değil sanki. Evin içinde giyecek bir hırkam olur en kötü ihtimalle. Bu model kol üzerinde çalışmak lazım belki bir dahaki sefere daha güzel olur. Özgür'den gizli kitap siparişi verdim yine. Kelepir kitaplar içinde iki tane ilginç kitaba rastladım. Bisikletle Dünya Turu ve Dünyayı değiştiren Kadınlar. Bu sefer de Özgür'e yakalanırsam hiç değilse ödediğim fiyatı duyduğunda yırtarım diye düşündüm. Şimdilik benden bu kadar blogcum, haftasonunun yorgunluğunu atmaya gidiyorum ben.

2 yorum:

  1. Hımmm. Tavuğu küçük küçük didikle. Baharat ve tereyağla kavur .

    YanıtlaSil
  2. Aynen öyle yaptım Handan, hatta biraz kuru soğan ve garnitür konservesi de ekledim süper bir börek harcı oldu... :D

    YanıtlaSil