Uzun bir aradan ve dünya kadar üzüntüden sonra bugün yeniden yazmak geldi içimden. Beni yazmaya iten sebep ise tahmin edebileceğiniz gibi yine Özgür. Uzun zamandır üzerinde çalıştığı makina projesi bitti. "Türkiye'de başka bir ilke imza atmak üzere", bu yeni makina imalata alındı. İmalattan gelen parçaları monte edip makinayı ortaya çıkarabilmek için yeni bir dükkan bile tutuldu. Bu arada makinanın reklam ve pazarlama çalışmaları son sürat gidiyor tabi. Tüm sektörel dergilere sayfa sayfa reklam ve röportaj verilmiş.Yeni makinayı sergilemek için Türkiye'nin en büyük fuarına katılma kararı alınıp kocamanca da bir stand tutulmuş vs vs. Tabii tüm bu olaylar olurken ben arka fonda söylenip duruyorum, "Bitmemiş makina için neden bu kadar reklam ve tanıtım harcaması yapıyorsun, fuara stand kiralayıp neden kendi kendini strese sokuyorsun? Zamana bırak bu işi, ne zaman biterse makina o zaman reklama girin" deyip duruyorum ama beni dinleyen yok tabi. Şeytan azapta gerek.
Fuara yaklaşık 1 ay kala kötü haber geldi. Makinanın çalışmasını sağlayacak ana millerin vaktinde gelmesine ihtimal yokmuş. Mil siparişi verirken anlaştığımız teslim tarihinden ancak 2 ay sonra millerin elimize ulaşacağını öğrenmek kötü oldu tabi. "İnsanın bir kez ters gitmesin işi, muhallebi yerken kırılır dişi" demişti rahmetli Barış Manço bir şarkısında. Gerisi aynı bu özlü sözümüze uygun olarak çorap söküğü gibi geldi. İmalattaki makina ile ilgili olarak ters gitmedik şey kalmadı ama fuar standı kiralandığı için de şu aşamadan sonra olay tam bir "show business" haline dönüştü. Fuara makinayı götüremeyince "Hiç değilse makina projesinin bitmiş haliyle bir animasyon film hazırlatıp makinanın yeniliklerini tanıtalım, müşterileri bu işi başaracağımıza ikna edelim" diye bir gayret içine girildi. Animasyonu yapacak kişi olarak, ailenin iletişim tasarımı okumuş ve de 3D animasyon üzerine uzman tek kişisi olan kardeşime gidildi. Çocukcağız elinden gelen gayreti ve imkanı kullanarak 10 günde müthiş bir animasyon film hazırlayıp bu sabah itibariyle başlayan fuarda yayınlayabilmemiz için bize verdi.
Ama bunca saattir bu teknoloji harikası animasyonu oynatacak bir program bulup sıradan dvd playerda izlenebilir hale getiremeyen Özgür sinir krizi geçirmenin eşiğine geldi. Önce kardeşimin verdiği dosyayı iki gün önce format attığı kendi bilgisayarında açamadı. Sonra dosyayı açamayınca internetten uygun bir program bulup indirmeye çalıştı. Her ne kadar kendisi, Türkiye'nin konusunda uzman, ender mühendislerinden biri olsa da resmen internet özürlü. İnternette aradığı hiçbir şeyi bulamayan bir insan olabilir mi? Var işte; Özgür. İndirmeye çalıştığı dosya yüzünden, bilgisayardaki virüs programı alarm verdi. Kurmaya çalıştığı program halihazırda kullandığı internet programına ekstradan bir sürü araç çubuğu ve ıvır zıvır özellik eklemiş. Bilgisayar ekranı kilitlendiği zaman ben olaya müdahele ettim. Eklediği ıvır zıvırları silip virüs programımızın onay verdiği bir siteden videoyu izleyebileceğimiz bir program indirdim. Gayet güzel izledik kardeşimin yaptığı filmi.
Sonra bu filmi bir cd'ye kopyalamak gerekti. Malum filmi fuarda yayınlayacaklardı. Bu sefer uzunca bir süre dosyayı cd ve dvd'ye yazmak için bir program aradı internette. Bu arada 2 saat geçmiş olduğu için Özgür yine aynı saçmalıkları yapmadan, gerekli programı ben bulup yükledim bilgisayara. Sonunda bizim filmi bir cdye kopyalayıp bizim dvd oynatıcıya taktı ve tabii ki orada görüntü falan alamadık. Kendine o kadar güveniyordu ki bizim dvd oynatıcının bozuk olmasından başka bir ihtimal yoktu onun için. Beni elimde cd ile üst katta oturan abisinin evine gönderdi. Tahmin edeceğiniz üzere orada da bizim cdyi izleyemedik. Ondan sonra da Özgür kendini kaybetti zaten. Beni bilgisayarın başından kaldırıp kendi oturdu. Sabahtan beri hemen her programı bilgisayara kurarak kardeşimin gönderdiği film dosyasını, olabilecek her video formatına çevirerek bizim dvd oynatıcıda izlemeye çalıştı. Her denemeden sonra dönüştürdüğü yeni dosyayı yazdırdığı dvd ve cdlerden küçük bir yığın oluştu televizyonun yanında. En az 15 deneme ve yanılmadan sonra, ki tüm bunlar yaklaşık 5 saat sürdü, Özgür dosyayı bir usb hard diske yükleyip en yakındaki bilgisayarcının yolunu tuttu. "Bunu normal bir dvd oynatıcıda izlenebilir hale getir bana" diyecekmiş. Giderken de "Bana bak Selen eğer bu kaydettiğim dosyalardan herhangi birini fuardaki dvd oynatıcılar açarsa eve geldiğimde bu aleti burada görmek istemiyorum." diye beni tehdit etmeyi unutmadı elbet. Sizi bilmem ama ben böyle zamanlarda Özgür'le benim oğlanlar arasında hiç bir fark göremiyorum.

Eehehei Özgür'de kendimi gördüm bir an :))) Demek benim eşim de böyle çıldırıyor zavallım :)
YanıtlaSilÇokBilmiş, çıldırtmıyor beni ama çok gülüyorum haline. Hele o çok uğraşıp ta bir şeyi beceremeyince suratının aldığı şekil beni çok eğlendiriyor. :D
YanıtlaSil