17 Mart 2011 Perşembe

Kırmızı Papyon


Hala Özgür'ün atkısıyla boğuşuyorum. Bitemedi gitti. Zaten bu gidişle, biter bitmez naftalinleyip kışlıklarla birlikte kaldıracağım galiba. Havalar bir anda ısındı ama ben tabii ki mevsim gribini ucundan kıyısından yakalamayı başardım. Herhalde bu sene kendisini pas geçseydim üzülürdü. Pazartesiden beri genzim yanıyor, denemediğim şey kalmadı. İçim dışım ballı limonlu zencefil çayı oldu. Neredeyse burnumdan çıkacak diyeceğim ama burnum da okyanus suyu dolu. Acıdan uyuyamadığım bir sabahın 3:30'unda, internetten geniz yanmasına en iyi gelen şeyin tuzlu su olduğunu öğrendiğimden beri, burnuma okyanus suyu sıkıp duruyorum. Boğaz olsa işim daha kolay olacaktı sanırım, ama sorunlu bölge geniz olunca hiçbir şey fayda etmedi. Hafifleyeceğine gittikçe azıyor sanki bu grip. Baktım olacak gibi değil, bu sabah burnumu açmaya çalışırken kulaklarımda bir hışırtı başlayınca mecburen antibiyotikle flörte başladım yine.

Grip yüzünden ayılıp bayıldığım, evdekileri postalayıp kafamı vurup yatayım diye hayaller kurduğum günlerden birinde, Pazartesi mi Salı mı hatırlamıyorum, okuldan Uğur aradı; "Anne büyük çocuklar çelme taktı, düştüm, kaburgamı merdivene vurdum, çok acıyor" diye. Apar topar koştuk, öğlen, yemek tatilinde bir röntgen çektirdik. Allah'tan kırık ya da çatlak çıkmadı. İçim rahatlamış vaziyette çocuğu okula bıraktım, akşamüstü almaya gittiğimde bu sefer dudağı patlamış buldum. Yan sınıfla kavga çıkmış, bu akıllı kavgayı ayırmaya çalışırken çocuğun biri kafa atmış. Bir de patlayan dudağına mikrop kaptırmış, balon gibi şişti dudağı. Yarılan kısımda ise sapsarı iltihap oldu. Kafayı yemek üzereyim. Bir daha kimsenin kavgasına karışmaması, sakin sakin okuluna gidip gelmesi yönünde azarlarım ne kadar fayda edecek bilmiyorum.

Onun dışında bu hafta yine proje ödevleriyle geçti. Benim derdim bana yetmiyordu sanki, bir de çocuk başına ortalama ikişer proje ödevi yapıp teslim ettik bu hafta. Artık ya kendimi atacağım camdan ya da bu proje ödevlerini veren öğretmenleri... Hasta hasta kaç kere bilgisayar çıktısı, mukavva ya da fon kartonu almaya Office Superstore'a gittim bu hafta, hatırlamıyorum. Eczaneye gittiğim kadar oraya da gitmişimdir herhalde. Hafta da bitmedi henüz, bugün daha Perşembe! Yarın ise malum 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin yıldönümü. Benim ufak oğlan Ömer, okulun Çanakkale Zaferi'ni kutlama etkinliklerinde görev almış. Kendi hastalığımla mı, kaburgasını çarpıp dudağını patlatan Uğur'la mı, bu ikisinin proje ödevleriyle mi, Özgür'ün atkısıyla mı uğraşayım diye düşünüp durduğum bir ara bu geldi "Cumaya beyaz uzun kollu gömlek ve kırmızı papyon lazım Anne" diye.... "Gömlek tamam da kırmızı papyonu nerden bulayım oğlum?" bile demedim... Diyemedim... Kırmızı papyon mevzusunun, atlatmaya çalıştığım grip nedeniyle, ateşten kaynaklanan bir halüsinasyon olduğunu düşünmeye daha meyilliydim. Ama bizim asabi oğlan cinlerimi tepeme çıkartacak şekilde,  kırmızı papyonun ne kadar hayati bir önem taşıdığını ifade etti. Sonuçta anneannemiz sağolsun, kardeşim Emre'ye internetten bir papyonun nasıl yapılacağını buldurup, elindeki kırmızı saten kumaşla bizim oğlana bir papyon yapıvermiş. Yani Allah razı olsun, şu hasta halimle bir de gidip sokaklarda kırmızı papyon aramak zorunda kalsaydım herhalde beni Bakırköy'den falan toplarlardı sonunda.

Bu hafta bir de evin yakınındaki, köşedeki bakkal muamelesi yaptığımız Tansaş tadilata girdi. Mecburen hasta hasta 2 sokak ötedeki Migros'tan taşımam gerekti herşeyi. Herşey bir yana, bu en yakın marketteki tadilat işinin de bu haftaya gelmesi nasıl bir tesadüftür biri bana anlatsın. Kısaca bu hafta öyle uzun sürdü ve kendinden öyle bıktırdı ki anlatamam. Yani ne haftaymış be kardeşim! İnim inim inletti resmen. Aman neyse, çocuklar hastalanmasın da ben buna da razıyım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder