Son zamanlarda yazma konusunda epey tembel oldum. Aslında genel olarak üzerimde bir tembellik hali var. Büyüyen göbek mi, hormonlar mı.. sebep neyse ne işte, çok ta hamile muhabbeti ile içinizi baymak istemiyorumdur belki de. Günler hemen hemen aynı geçiyor. Bilirsiniz işte. Hepinizin yaşadığı şeyler. Her gün aynı ev işleri üzerime üzerime geliyor, her sabah yataktan bir deja-vu hissiyle kalkıyorum. Her şeye yetişecek enerjiyi bulmak bazen çok zor oluyor. Ya da enerjim olsa da ev işlerine harcamak istemiyorum. Çocuklarla didişiyorum bol bol, dağıttıklarını toplamaya çalışmak bile bazen asabımı bozmaya yetiyor. Hele bir de pabuç kadar dilleriyle söylediklerime karşılık vermiyorlar mı kan beynime çıkıyor, sinirden bir yerime inme falan inecek diye korkuyorum. Ivır zıvır şeyler için kavga edip beni çileden çıkartıyorlar. İkisine de şöyle birer tane yapıştırıp "kendinize gelin" demek istiyorum, olmuyor. Sadece "Saçmalamayı kesin yoksa kırıcam kafanızı" diye bağırmakla yetiniyorum. Tabi kimsenin kafasını kırmışlığım olmadığı için beni çok ta kaale almıyorlar. Öyle karşılıklı sinir olup oturuyoruz.
Bu aralar niyeyse oğlanları banyoya sokabilmek veya tırnaklarını kestirebilmek dünyanın en zor işi haline gelmeye başladı. Bıraksam kokuşacaklar, hiç akıllarına duş almak gelmiyor. Haftada 3 gün tekvandoya gidip eve ter içinde dönüyorlar. E okul da var. Her gün okuldalar, beden dersi var, seçmeli spor dersi var vs... İnsan en azından haftada bir "yahu ben çok terledim artık bir girip duş alayım" demez mi? Yok anacım demiyorlar. İlla ben dürtücem. "Oğlum artık girin bir duş alın" dedim mi de sanki dünyanın en korkunç şeyini söylüyormuşum gibi dehşet içinde itiraz etmiyorlar mı deli ediyorlar beni. Onlar banyoya girince de bitmiyor benim çilem. Bu kadar zoraki duşa giren çocukların alelacele yıkanıp çıkmalarını beklersiniz değil mi? Yok! Aradan 15- 20 dk geçiyor çıkan yok, artık yarım saate yaklaşınca ben bu sefer zorla çıkarıyorum ikisini de duştan. "Oğlum siz değil miydiniz yıkanmak istemeyen? Zorla girdiğiniz halde niye bir türlü çıkmak bilmiyorsunuz banyodan?" dediğimde de cevap veremiyorlar. Bunların eziyeti bana biliyorum ben, ama dur bakalım bebek doğsun ne olacak. Ya ben kafayı yiyeceğim, ya da bunları cebren hizaya sokacağım başka yolu yok.
Durum bu olunca bazen çocuk terbiyesi konusunda farklı yöntemler de deniyoruz. Geçen gün ayak tırnaklarını kesmesi için bilmem kaçıncı defa Uğur'u uyardığımda Özgür müdahale etti, "O ayak tırnaklarını kes çabuk, yoksa ben kesicem. Ama ben balta kullanacağım o yüzden nereden ne kadar gider bilemiyorum artık" dedi. Sonuç değişti mi derseniz aslında çok ta etkisi olmadı çocuk üzerinde, ama hepimiz epey güldük.
Özgür zaten bu aralar cinleri tepesinde geziyor, ufacık tefecik şeylere çemkirip duruyor. 10 yıl önce olsa kafama çok takardım belki ama artık öyle fındık kabuğunu doldurmayacak şeyler için esip gürlediğinde bir bardak çay koyup çocukları yatağa veya odalarına postaladıktan sonra direk konuya giriyorum; "Ne oldu yine işyerinde, neye kızdın bu kadar?" Hemen çözülüveriyor. Yorgun, iş stresi ona yetiyor da artıyor. Yılın belli zamanları henüz bitmemiş makinalarla fuara katılmak suretiyle stresini sekize falan katlıyor. Resmen ortama bir elektrik saçarak geziyor ortalıkta. Kapı kolundan, araba kapısından falan çarpılıp duruyor. Hatta bazen dokunduğunda bizi de çarpıyor. Böyle zamanlarda da acısını önce bizden çıkarıyor, stres bitip işler yoluna girdiğindeyse onca zaman tüm evrene yaydığı negatif enerji tuhaf sağlık sorunları olarak kendisine geri dönüyor. Bu aralar yine çok yoğun çalıştığı bir dönemde o yüzden bana sık sık başını alıp dağ başında bir çoban olmayı düşündüğünden bahsediyor. Bizim için bu olay rutin hale geldi. Kış gelip fuar sezonu açılınca ve de siparişler umulandan az olup, stresimiz de iyice tavan yapınca hep dağ başında bir çiftlikte yaşama hayalleri kurmaya başlıyoruz. Şimdikinden çok ama çok daha fazla yorulacağız orası kesin ama en azından kafamız rahat olacak diye avunuyoruz. Toprakla uğraşmak insanlarla uğraşmaktan çok daha zevkli ve tatmin edici olsa gerek.
Alt katımıza yeni bir çift taşınmış bu arada. Gecenin 1:30 u veya 2:30unda ya da sabahın 5:00 inde avaz avaz bağırarak tartışıyorlar. O kadar çok sesleri çıkıyor ki üst katta oturan Özgür'ün abisi biz tartışıyoruz sanıp sakinleştirmek için bizi arıyor düşünün artık ne kadar gürültü yaptıklarını. Ona rağmen Özgür'le ben ne zaman tartıştıklarını duysak "Allah yardımcıları olsun" deyip geçtik, bir kere bile şikayet edelim rahatsız oluyoruz diye düşünmedik. Ama iki haftadır her cumartesi saat 21:30 gibi evime güvenliği yolluyor neymiş efendim çocuklar çok gürültü yapıyormuş. Bu hafta sonu Özgür işyerinde çalışıyordu, eltim ameliyat oldu ben de onun çocuklarını da çağırdım. Kadıncağız ameliyatlı, dinlensin, çocuklar da biraz birarada vakit geçirsin diye. Öyle aman aman da tepinmediler, çoğunluk oturup lego oynadılar sonra bir ara koridorda biraz dövüş oyunu falan oynadılar. Ama yemin ederim 4 çocuğun çıkarabileceği gürültünün aslında çeyreğini bile çıkarmadılar ki zırt kapı çaldı yine güvenlik geldi gürültü oluyor diye. Tepem attı, gittim tıklattım kapısını, belki bebek vardır diye zili de çalmadım özellikle. Dedim ki "Saat 21:30, gürültü oluyor diye yolluyorsunuz hep güvenliği, olay nedir yani? Bebek mi var hasta mı var?" Gayet pişkin "Yok bebek falan yok ta biz geçen haftadan beri sınav dönemindeyiz çok gürültü oluyor ders çalışamıyoruz" dedi. O kadar çok söylenecek şey geçti ki aklımdan...
Sadece "İki oğlum var, haftasonları evdeler, ben ne kadar engel olmaya çalışsam da gürültü oluyor ki benim sesim de geliyordur, sürekli uyarıyorum, ama çocuklu ev sonuçta kusura bakmayın" deyip döndüm eve.
Öyle nefret ediyorum ki bu apartmandan kelimelerle anlatamam. Sanki ne kadar anlayışsız, bencil insan varsa gelmiş buraya yerleşmiş. Sürekli alt katta oturan komşu kaygısıyla çocukları dizginlemeye çalışmaktan o kadar bıktım ve yoruldum ki... Çocuk bunlar yahu! Hafta içi bütün gün okuldalar, 3 gece spora gidiyorlar eve 22:00'de gelip yemek yiyip, duş yapıp yatıyorlar. Hafta içi 10'da hafta sonu 11'de yatıyorlar. Diğer zamanlarda, ödev yapmadıklarında, kitap okumadıklarında veya TV izleyip lego vs oynamadıklarında da elbet koşacak, hoplayacak, oynayacaklar. Haftada 1-2 gece bir kaç saatliğine çocuk sesine tahammül edemiyorsan git 2+1 evde otur ne demeye komple 3+1 dairelerden oluşan blokta ev tutuyorsun ki? Ya ben ne yapayım? Sabahın 5:30'unda gürültünden uykumdan uyanınca seni güvenliğe mi şikayet edeyim "kavga ediyorlar, beni rahatsız ediyorlar" diye?
Şöyle ıssızlığın ortasında, dağ başında herkesten uzak bir ev istiyorum. Şu evden bir taşınsam yemin ediyorum ya zemin kat ya da giriş katı tutacağım. Öyle bıktım ki buradaki insanlardan. Ataşehir'deki evimde çocuklarım daha küçüktü, muhtemelen daha çok patırtı oluyordu ama 4 sene boyunca alt kat komşum bir gün bile gelip tek kelime etmedi yani. Burada ise 3 kat aşağıda oturan insan bile rahatsız oluyorum diye geldi geçen yaz. Biliyorum ben ne kadar gürültü yaptıklarını, öyle şikayet edilecek kadar şiddetli bir gürültü çıkmıyor normalde. Eve güvenlik yolladıkları zamanlar hep kuzenleriyle birlikte toplam 4 çocuğun evde oynadığı zamanlar. O kadar fenalık getirdi ki bu "çocuklar çok gürültü yapıyor" muhabbeti, o sinirle ve üzüntüyle hiç yapmadığım bir şey yaptım, beddua ettim insanlara. Bedduam da şu; "Allah inşallah benimkilerden çok daha yaramaz çocuklar verir onlara da görürler esas gürültü neymiş". Pişman değilim. Kötü bir şey dilemedim ben, sadece birini acımasızca eleştirmeden önce biraz insan kendini onun yerine koymalı diye düşünüyorum.
Biraz iç karartıcı bir yazı oldu bu kusura bakmayın. Bu aralar hala şu örüp örüp söktüğüm hırkayla uğraşıyorum. Geçenlerde bahsettiğim o iç bayıcı kitabı da ancak dün bitirebildim. Onca saçmalığa elbet bir yere bağlanacak diye tahammül ettikten sonra sonunda hiç bir yere bağlanamadan saçma sapan bir şekilde biterek çok sinir etti beni. Hiç sevmem öyle en olmadık yerde, bir sonuca varmadan biten kitapları... İnsanı bir nevi aptal yerine koymak bence böyle bir kitap yazmak. O yüzden yazarın başka bir kitabını okumayı düşünmüyorum. Bitmeyen hırkamın ve sinirlerimi bozan kitabımın da bu yazıya ve ruh halime katkısını göz önünde bulundurur koca yazıda bir fotoğraf bile olmayışını yüzüme vurmazsınız umarım. Yoksa ben istemez miyim şöyle renkli insanın içini açan fotoğraflar eşliğinde bir yazı yayınlamayı...
Benim üst katımda 3 köpekli bir çift var. Genelde sakinler Allahtan ama bazen çıkan patırtı inanılmaz. Geçen gün rastlasaydım kadına sizin çocuklar yokluğunuzda parti vermeye başladılar diyecektim. Yalnız hayranım azizim, adam köpeklere bir bağırıyor çıt yok, ben benim maymunlara o kadar söz geçiremiyorum :)
YanıtlaSilHa, duş meselesi bizde de aynı, girmek bilmezler, sonra da çıkmak bilmiyorlar.
Öptüm seni , Allah kolaylık versin canım.
:)))selen ben sana herşey yoluna girer diyim sende bana kendini öyle kandır de . yaw 2 erkek çocukla hayatı son bikaç yazında öyle bir anlattınki anam anam nidalarındayım artı edepsiz birde kız . komşu olayında iyi susmuşsun ben olsam o apartmanı ayağa kaldırırdım hem suçlu hem güçlü .bende o yüzden ev alacağımız zaman hep birinci kat istedim altı boş olsun diye soguk falan ama en azından sus dur derdi yok . napcaz allah sağlık versinde gerisini hallederiz öpüldün
YanıtlaSilDağda çoban olmak en iyisi bu durumda :)
YanıtlaSilHandancım alemsin valla :)Ama benimkiler de hiç söz dinlemiyorlar, takmıyorlar bile beni. Büyüdükçe daha bir dik kafalı ve inat oluyor sanki ikisi de... :( Ben de öptüm, teşekkürler..
YanıtlaSilTria, Allah kolaylık versin sana da.. Dediğin gibi sağlıklı olsunlar da ben razıyım tepinsinler, kudursunlar. Ama bu komşu olaylarını ne yapıcam bilmem, inşallah taşınınca kurtulurum...
Ben de öpüyorum, sevgiler...
Özlemcim, ah ah bir fırsatını bulsak soluğu direk dağ başında alacağız ama ne yapalım, kısmette ne varsa o... :P