Dün sabah oğlanları okula bırakırken Özgür posta kutumuzda Greenpeace dergilerimi bulmuş. Eve dönüşte beynimi yedi durdu. Aman ne savurganlığım kaldı ne anarşistliğim. Dalga geçme kisvesi altında uzunca bir süre dırdırlandıktan sonra olay "kaç para verdin bu dergi aboneliği için?" 'e bağlandı. Sadece 3 aylık abone olduğumu bilinçli her insanın, hayatının belli bir döneminde onlara bir miktar yardım etmesi gerektiğini çünkü Greenpeace örgütünün bağımsız kalabilmek için hiç bir resmi kurum veya kuruluştan ya da devletten bağış kabul etmediğini söylediğimde yelkenleri suya indirdi "Yap bi kahve de içelim" cümlesi eşliğinde kendini koltuğa atıp dergileri incelemeye başladı. Geçenlerde GDO'ya karşı başlatılan ve de sonuç alınan kampanyanın Greenpeace sayesinde olduğunu söylediğimde çoktan dergiye gömülmüştü bile.
Ben kuzey kutbunda Shell ve BP gibi firmaların petrol araştırmalarına karşı başlatılan kampanyanın detaylarını okurken O da modifiye mısır nişastasından elde edilen fruktoz şekerinin zararlarını okuyordu. Kahve boyunca okuduklarımızı karşılıklı paylaştık bir süre. Yazıda ilginç bulduğu başka bir şeyi bana okuduktan sonra dönüp "Zaten canım sıkılıyordu şimdi daha beter oldu. Bu dergi bittiğinde korkarım ben çırılçıplak şehir merkezine doğru koşuyor olacağım" dediğinde ise koptum, kahve burnumdan çıkıyordu az daha.
İnsanlar daha azla yetinebilseler, doğal enerjiye yönelseler, endüstrileşmeye bir yerde dur deseler, doğaya daha saygılı yaşasalar daha güzel olmaz mı dünya? Sizi bilmem ama biz uzuuun süredir daha doğal bir hayata özlem duruyoruz. Bir çiftlikte yaşama hayalleri kuruyoruz sürekli. Yeşillikler içinde küçük bir arazide, minik bir evimiz olsun, kendi yiyeceğimizi yetiştirelim, bahçede çalışalım, uğraşalım en büyük hayalimiz. Normal bir çift değiliz sanırım. Kaç çift oturup Jamie Oliver izleyip adamı bahçeden topladığı sebzelerle yemek yaptığı için kıskanıyordur? Veya kaç aile bahçeli evimiz olur da günün birinde köpek alırsak lazım olur, öğrenelim diye Cesar Millan'ı izleyip köpek eğitiminin püf noktalarını öğrenmeye çalışıyordur? Daha geçen gün çay içerken Özgür'le bir çiftlik sahibi olsak ortalama kaç tavukla doğal yoldan hem et hem yumurta ihtiyacımızı sağlayabileceğimizi hesaplamaya çalışıyorduk. Başka insanlar nasıl yaşıyor cidden bilmiyorum, düşünmüyorum pek, ama zaman zaman kendimi bu şehirde cidden yabancı gibi hissediyorum. İstanbul'u seviyorum ama aslında sanki buralara ait değilmişim, başka bir yerde yaşamalıymışım gibi.
Bu aralar televizyonda çıkan bir reklam var. Bu reklamı gördükçe içim sıkılıyor. Diğer insanların neyle mutlu olduğunu bilmiyorum ama upuzun ferah bir caddede alışveriş yapmak benim en büyük hayalim değil açıkçası.
Her türlü devlet dairesine işi düşen sefil insanlar olarak, bugün Beylikdüzü SGK'ya gittik. Beylikdüzü öyle içime fenalık veren bir yer ki anlatamam. Daha uzaktan gökdelenleri görünce içim kararıyor resmen. Upuzun binalar arasında insan güneşi bile göremiyor. Arabayı bir binanın önüne bıraktık, ben binayı otel sandım öyle bir beş yıldızlı otel lobisine benzer girişi vardı ki artık gerisini siz düşünün. Özgür'e otelin önüne mi park ettik diyecektim ki bir baktım kapıda "bilmemne residance" yazıyor. "Aha otel değilmiş rezidansmış burası" deyince Özgür "Nasıl? hep hayalindeki yer, değil mi?" diye takıldı. "Yok olmaz, burada oturursak nasıl upuzun ferah bir caddede alışveriş yapacağım ben? İstemem" dedim epey eğlendik. Gerçekten şaka gibi geliyor bana insanların büyük şehirde yaşama, alışveriş bağımlısı olma, çanta ve ayakkabı koleksiyonu yapıp marka tutkunu olma durumları.
Eltim bana takılıyor sürekli, "Yakında amishler gibi olacaksın" diye. Sebep evde kendi yoğurdumu, turşumu, reçelimi vs kendim yapmam. Ben zaten epeydir homojenize olmayan pastörize süt aramalarıma son verdim sütü yerel bir hayvan sahibinden alıyorum. Haftada iki gün bizim siteye süt getirip kapıda teslim ediyor sütü. Pastörize veya UHT süt almıyorum artık. Bizim sütçünün getirdiği sütü güzelce kaynatıp bir kısmını yoğurt yapıyorum. Kalanını da hepimiz içiyoruz. Öyle de güzel oluyor ki kaynadıktan sonra sütün üzerinde resmen 1 parmak kaymak oluşuyor. Ben ki oldum olası süt kaymağından nefret etmişimdir 35 imden sonra bi haller oldu bana demek. Kaymağını ayırıp ayrı bir kaseye koyuyorum. Sabah kahvaltıda benim adamlar balla birlikte yiyorlar. Eğer bir gün kaymağı ellerinden kurtarabilirsem internetten gördüğüm bir tarife göre tereyağı yapmayı deneyeceğim.
Bazı insanların gözüne deli gibi görünebilirim ama ben mutlu oluyorum çocuklarımın yedikleri şeyin içinde ne olduğunu bildiğim için. Jamie Oliver diyor ki "Bir yiyecek paketinin arkasını çevirin, içindekiler kısmını okuyun, içinde ne olduğunu bilmediğiniz maddeler varsa satın almayın, bu kadar basit" Aslında gerçekten o kadar basit. Bu açıdan devlet okulunun en büyük faydası beslenme saatinde çocuklara evden getirdikleri şeyleri yedirebilmek. Gerçi bizim okulda yemek de çıkıyor ama ben çocuklara yemeklerini evden vermeyi seviyorum. Ne yediklerini biliyorum böylece. Geçen sene Uğur'un sınıfında bir çocuğun velisi her öğlen çocuğumun ne yediğini takip ediyordu. Soruyormuş hep "Uğur bugün ne yiyorsun?" diye. Kendi kızı sadece nugget yiyormuş bizim oğlanı öğle vakti kuru fasulye- pilav, sebzeli tavuk, yoğurtlu ıspanak, kıymalı mercimek, ıspanaklı börek, bulgur pilavı vs falan yerken görünce kadın hayran kalıyordu. Başka bir şeyle olmasa da anneliğimin en azından bu kısmıyla ilgili gurur duymaya hakkım var sanırım. Çocuklarıma yemek seçmemeyi öğretebildim. Ömer bazen mızıldansa da genelde ikisi de evde ne pişmişse yerler. Buna kapuska da kereviz de dahil.
Neyse çok karmaşık bir yazı oldu bu. İşin özü aslında doğala, tabiata bu kadar hasret yaşarken nasıl olup ta böyle her yere hala gökdelenler dikip durmaya devam ediyorlar, kim talep ediyor bu kadar gökdelen hayatını anlamıyorum. Bahçeli evler aynı alana dikilmiş bir gökdelen kadar kar getirmiyordur tabi ama çok merak ediyorum bu koca koca gökdelenleri dikenler kendileri cidden gökdelen katında mı oturuyorlar yoksa şehir dışında, yeşillikler içinde bahçeli müstakil bir evde mi?
Aynı şeyleri düşünüyoruz inan. Umarım dileklerin gerçekleşir ve arzu ettiğin eve, bahçeye ve tavuklarına kavuşursun, tabi biz de:)
YanıtlaSilkesinlikle katılıyorum parlak bir caddedense köyü yeşillibahçeyi tercih ederim
YanıtlaSilBen de güvenilir bir kisi bulduğum için 1,5 senedir yoğurdu evde kendim mayaliyorum. Hatta öyle alıştık ki artık hazır yoğurt bize çok tatsız geliyor. Gecen sene kurduğum turşu çok tuzlu olmuştu, bu sene senin yazında annenden öğrendiğin altın oranli tarife uyup hazırladım. Dün actık kavanozu, enfes olmuş;) bir de reçel ile ilgili bir altın oran verirsen minnettar kalırım.
YanıtlaSilSevgiler;) Aslihan
Sırf bu düşüncelerle arana arana ipekhanim.com u bulmuştum hatta siparişte verdim.Azda olsa insanlar, bir şekilde hazır gıda,giyim,marka kuşatmasından kaçıp doğal,temiz ve gösterişten uzak yaşamanın yollarına bakmaya çalışıyor sanırım.
YanıtlaSilNe güzel bir yazıydı,hiç bitmesin istedim.
YanıtlaSilÖncelikle bir düzeltme tamah anlam itibariyle kastettiğinizden çok farklı bir şey. Ben de uzunca bir süre kanaat etmek yerine yanlışlıkla tamahı kullanmıştım. Tereyağına gelince annem yoğurt mayaladıktan sonra oluşan kaymağı biriktirerek mutfak robotunun düşük devirinde çeviriyor ve ortaya son derece lezzetli kahvaltılık terayağı ve ayran çıkıyor. Deneyin derim.
YanıtlaSilBen de gökdelenlere bakınca aynı şeyi hissediyorum Selencim, kim burada oturmak ister ki? Ama birileri istiyor herhalde ki yükselip duruyor gökdelenler :(
YanıtlaSilBahçeli ev hayalime şimdi bir de karavan ekledim. Can emekli oluduğunda kendimizi yollara vuralım istiyorum :D
Fadiş, sağol :) İnşallah isteyen herkes kavuşur öyle bahçeli bir eve ve tavuklarına :D
YanıtlaSilNohut Oda, tanıdığım herkes bunu söylüyor. Ama sanki yüzyılın son harikasıymış gibi o çirkin beton yığınlarını tanıtmıyorlar mı çok komiğime gidiyor.
Aslıhan, afiyet olsun. Çok sevindim deneyip memnun kalmanıza :) Reçel için altın oran 1 kilo meyveye 1 kilo şeker. Hiç su koymadan kaynatıyorsun. Ama reçel çok tatlı geliyor dersen şekerini azaltıp marmelat olarak buzdolabında saklayarak ta tüketebilirsin. Geçenlerde bir marmelat yapmıştım denemeyenler için yazacaktım ekleyeyim bari bloga. Sevgiler..
Anne Kraliçe, evet ya! İnternetin ve de özellikle bloglar aleminin en büyük faydası da bu işte. İnsan kendi gibi düşünen ve hisseden insanların olduğunu görüp mutlu oluyor, onlarla tanışıp fikir alışverişinde bulunabiliyor.
Asortik Krepçim, çok teşekkür ederim :)
YanıtlaSilAdsız, öncelikle çok teşekkürler uyarın için gerçekten kelime kullanıldığının tam tersi anlam taşıyormuş. Yazıyı düzelttim senin yorumundan sonra :)
Bu arada annen yoğurdun kaymağıyla mı tereyağı yapıyor? Benim okuduğum tarifte normal sütün kaymağını mutfak robotunda tereyağına çeviriyorlardı. Gerçi denedim dün, başarılı olamadım. En iyisi daha bir detaylı araştırayım ben bu konuyu.
Handancım haklısın demek gerçekten birileri istiyor ki bu gökdelenleri dikmeye devam edip duruyorlar. Bu arada karavan hayatını tatmış biri olarak şiddetle bu fikrini destekliyorum. Müthiş zevk alacağınızdan eminim, umarım günün birinde en azından karavan hayalin gerçek olur. (Ne de olsa bahçeli evden daha ucuz ve zevkine göre bulması daha kolay :P)
"Evinizin yaninda böyle bir orman olsun istemez misiniz?"!
YanıtlaSil"Bu degil, bu degil, bu da degil!" derken ortaya cikan korkunc seye ne demeli?
Evinizin yanina orman mi istersiniz, ormanin yaninda ev mi? :)
Selen, bu arada tereyag konusunda:
YanıtlaSilHem süt , hem de yogurt kremasindan tereyag yapmak mümkün. Yogurttan olan fermentasyon gecirdigi icin daha saglikli olabilir, ama olmayabilir de, sadece tahmin. Ben ikisinden de yedim, büyük lezzet farki görmedim. Ben satin aldigim süt kremasini kendi paketinin icinde elde sallayarak (kas yapiyor :D ) tereyag elde ediyordum. Kremada yag orani %32 civari. Senin denemende olmadiysa belki de yag orani azdir.
Hindiba, oysa "bu değil, bu hiç değil , bunları herkes yapıyor..." derken bir an için ciddi ciddi kendini aşıp daha yeşil bir proje falan yapacağını sanmıştım. Tam bir hayal kırıklığı....
YanıtlaSilBenimki ormanın yanında bir ev olsun ama mümkünse uzaktan bakınca ormanın yanında evin varlığı fark edilmesin hiç...
Bu arada süt kremasından tereyağı yapmak çok iyi fikirmiş. Kas yapması da ekstrası oluyor sanırım :)
YanıtlaSilBizim süt epeyce yağlı görünüyor üzerinden alınca da 5lt sütten küçük bir kase kaymak çıkıyor ama tabi sadece gözle bakarak yağ miktarını kestirmek güç. :P
Annem eskiden Gönen'deki peynircilerden "Grama" denen hamura benzer bir şey alır epeyce bir yoğurur ondan tereyağ elde ederdi. Bir de yoğurt suyuna benzer şeffaf sarımsı bir su çıkardı ondan tereyağ toplanınca. O suyla da börek, kurabiye falan yapardı. O zamanlar yoğurduğu şey neydi bilmiyorum, epey küçüktüm ve maalesef prosesi izlemekten öte içeriğini hiç merak etmemiştim. O da süt kreması olabilir bak, ama hazır satılan paket kremalar gibi bembeyaz değil sarı renkte olurdu o.
Ama şu süt kremasını kesin deneyeceğim ben, elde sallamakla başaramazsam (zira çok sabırlı olduğum söylenemez) rondoya alır veya mikserle çırparım olur herhalde, sen ne dersin?