Geçen hafta yamuldum kaldım blogcum. Mikrobik ishal salgını varmış meğer. Ancak pazar gecesi 2:30 da müthiş bir karın ağrısıyla uyanıp geri kalan tüm pazar gecesini tuvalette geçirdikten sonra haberim oldu bu salgından. Doktor gebelikte ishal tehlikeli deyince pazartesi sabahı gözümü acilde açtım desem yeridir. Uykusuzluktan ve de ishalden yorgun düşmüş bünyemi ancak laboratuardaki beceriksiz bir hemşire kan alıcam diye iğneyi kolumda kanırta kanırta kendine getirdi. Sonrası malum, antibiyotik, örgü ve bu aralar sardığım bir yabancı dizi eşliğinde yatak istirahati ile toparladım durumu.

Haftanın özetini geçecek olursam, uzunca bir süredir okumakta olduğum kitabın kahramanı peri çocuk Azaro'nun aşırı fantastik dünyası içime hayli fenalık getirdiğinden örgü ve dizilere ağırlık verdim geçen hafta. Demek ki neymiş; ödüllü kitaplar güzel olur diye genel bir kanıya varmak hatalıymış. Yerli dizilerin her bir bölümü 120 dakika sürdüğünden ben şahsen 40 dakikalık yabancı dizileri tercih ediyorum. Zaten konu, içerik ve oyunculuk itibariyle de yabancı diziler daha kaliteli oluyor bence. Sonuçta örgü örerken bol bol yabancı dizi izledim geçen hafta. Kendime uzun kollu bir hırka örmeye çalışıyordum,
daha önce de anlattığım üzere kollu bir şey örmekte feci başarısızım. Yenilen pehlivan güreşe doymazmış benimki de o hesap, senelerdir uğraşıp duruyorum kollu bir şey öreyim diye. Sonuç yine değişmedi tabi. Koca bir arka, iki ön ve de bir kol ördükten sonra "hele bi teğelleyip neye benzediğini göreyim" dediğim hırkam yine başarısız olunca o sinirle fırlattım attım bir kenara. Söküp söküp yeniden örmekten öyle nefret ediyorum ki... Bir kere de kendim için bir şeyi bir seferde, sağını solu söküp düzeltmeden örebilsem kendimle müthiş gurur duyacağım. Hırkaya sinir olunca oturup onu sökmek yerine bir tane bebek yeleği ördüm. Neyse ki o fena olmadı.

Aslında bu hafta o fırlatıp attığım hırkayı yeniden ele alsam fena olmayacak. Çünkü kış geldi ve kışlık montumun fermuarı göbeğim yüzünden kapanmıyor. Tutup 3 ay için mont almak istemiyorum. Zaten hormonlar yüzünden Kasım ortasında hala tişörtle gezen bir tip olarak bu kış şal, hırka vb takviyelerle idare edebilirsem, inşallah Mart başında doğum yaptığımda zaten kışı atlatmış olacağım, eh seneye de artık benim emektar montun yerine yenisini alır daha uzun süre kullanırım diye düşünüyorum.
 |
| Endişeli bir şekilde akıbetini bekleyen hırka denemesi |
Siz de öyle misiniz bilmem ama ben sevdiği eşyalardan çok zor kopan bir insanım. Modaya göre değil kendi zevkine göre giyinen bir insan olduğum için herhalde. Sıkılıp, modası geçti deyip yollarımı ayırdığım eşyam yoktur. Zaten çok alışveriş yapan bir insan değilim. İhtiyacım olmadıkça pek bir şey almam kendime. Az şey alırım, sadece sevdiğim şeyleri alırım ve de haşatı çıkana dek kullanırım. Doğal olarak dolabımda 10 senelik bir ayakkabı, 6-7 senelik mont veya 15 senelik bir ceket bulmanız her zaman olasılık dahilindedir.
Ben bu sene mont almayı başardım :) Ama istediğim gibi bulunca parasına pek bakmadığımdan artık ömrümün sonuna kadar giymeyi düşünüyorum :)
YanıtlaSilÇok geçmiş olsun Selencim. Aman dikkat et kendine, herkes bir kere dikkat ederken sen iki kere et hatta :)
YanıtlaSilÇok geçmiş olsun hastalık zor hele hamileyken...
YanıtlaSilBende çok sık kıyafet almam aldığım kıyafetide suyunu çıkarana kadar giyerim yeterki beğeneyim severek giyeyim birde üzerimdeyken rahat edeyim..
İzlemeye aldım selamlar..
Handan, çok iyi yapmışsın. Güle güle kullan :) Ben de inşallah seneye aynen öyle yapacağım, en az bi on sene de onunla gezerim artık :P
YanıtlaSilÖzlemcim, dikkat ediyorum etmesine de olacağın önüne geçilmiyor işte. Nereden nasıl bulaştı anlamadım ama ailede bir tek ben hastalandım. Kısmet ne yapalım, bu kadarla atlattım ya çok şükür. :)
Hanife, hoş geldin :) Teşekkür ederim geçmiş olsun dileklerin için. Ben de aynen öyleyim işte. Rahatlık şart, hiç öyle şıklık uğruna kendine eziyet edecek bir tip olamadım zaten :P
Geçmiş olsun Selen'cim..
YanıtlaSilTeşekkür ederim Mümine'cim :)
YanıtlaSil