30 Mayıs 2012 Çarşamba

Canavar

Sabah okul yolunda yürüyorduk. Birinin eli sağ avucumun içinde, diğerininki sol avucumda yavaş yavaş, yokuş yukarı konuşarak çıkıyorduk. Uğur dedi ki;
"Anne biliyor musun dün okulda siyah, yaşlı bir kedi vardı. Herkes gelmiş sevip okşuyordu sonra büyük abilerden biri tüm ağırlığıyla zıplayarak kedinin kuyruğuna bastı".
"Eeee? Ne oldu sonra?"
"Ne olacak kedi kuyruğunu sürükleyerek kaçtı gitti, canı çok acıdı herhalde çok kötü bağırdı"

Bir an tüm olay gözümün önünde canlandı ve yüreğim sızladı. Neye daha çok üzüldüm bilemedim. Kediye mi? Benim gibi yumuşak kalpli, merhametli çocuğumun böyle bir olaya şahit olmasına mı? Aradan saatler geçtiği halde bu olayı düşünmek bile beni rahatsız ederken gözlerinin önünde olması Uğur'u nasıl üzdü ve huzursuz ettti kim bilir diye düşünmenin verdiği iç sıkıntısına mı?... Hangisi daha kötü bilemedim. Kendimi öyle salak öyle aciz hissettim ki...

Neden böyle hayat? Hepimiz aynı şekilde geliyoruz bu dünyaya, masum, tertemiz ve saf. Ne oluyor da değişiyor insanlar? Bu kadar merhametsiz, bu kadar kalpsiz olmaya bizi iten ne? Kötülük içimizde mi yoksa sonradan mı öğreniliyor? Biz mi öğretiyoruz çocuklarımıza şiddeti, acımasızlığı, öfkeyi? İnsan olarak öyle çok şeyden korkuyoruz ki... Karanlıktan, yangından, felaketlerden, hortlaklardan, cinlerden, canavarlardan, vahşi hayvanlardan, yılanlardan, köpeklerden, yükseklikten, kapalı yerde kalmaktan, iğne olmaktan, bağlanmaktan... Sanki çok naif, çok hassasmışız gibi her gün yeni bir korku kaynağı icat ediyoruz. Kendi zihnimizin yarattığı öyle çok  fobi var ki unutuyoruz, esas korkmamız gereken kendimiziz aslında. Bu dünyanın canavarları biziz. Ve asıl sorun; nasıl koruyacağız çocuklarımızı kendimizden?

4 yorum:

  1. Buyuk oglum ilkokula başladığında cok korkmuştum. Yuvada daha steril, daha korunakliydi ama ilköğretim, 1.siniftan, 8. Sınıfa kadar cusse olarak, gelişim olarak birbirinden farklı cocukların bir arada olması ürkütmüştü beni. Birkaç ay sonra oglum kaval kemiğinin üzerinde koca bir Sislik ve morluk ile geldiginde ise korkularımın yersiz olmadigi anladım. Koridorda oynarlarken buyuk abilerden biri tekme atmıştı. Sebepsiz, kime denk gelecegini umursamadan:( okul idaresine haber verdim, cocuğun ailesi uyarıldı falan filan.. Sonra farklı sekillerde, farklı olaylar oldu. Su anda 3.sinifi bitirmek uzere, maalesef değişen birsey yok. Sadece benim oglum da cüsse olarak buyuyor ve bu beni rahatlatıyor. Ne acı.. Yapabildiğim tek şey, merhameti öğretmek. Keske herkes en azından bunu öğrenebilse.
    Sevgiler Aslihan

    YanıtlaSil
  2. iyi insanlar olmaya çalışarak olabilir mi acaba, ben de kendime soruyorum bunları. kendimizle yüzleşerek, kötülüklerimizi bastırıp inkar ederek değil, görerek, kabul ederek; çocukları değil kendimizi adam etmeye çalışarak.. uzun bir yol.

    YanıtlaSil
  3. Aslıhan, aynı korkuları ben de yaşadım çocuklar okula başlarken. Cüsse olarak 8. sınıfların arasında ezilecekler, tuvalette ne yapacaklar, umumi tuvaleti nasıl kullanacaklar, beslenme saatinde güzelce oturup yiyecekler mi yemeklerini diye epey endişelenmiştim. Sizinkine benzer pek çok sorun yaşadık biz de. Her seferinde itilip kakılan, hor görülen, zarar gören benim çocuklarım oldu. İnsanı acaip huzursuz ediyor sen yanında olmadığında birilerinin onu incitebileceğini bilmek. Dediğin gibi keşke gerçekten merhameti öğrenebilse tüm çocuklar ama işte herkes bir olmuyor ki... Sen merhameti öğretiyorsun, zayıfları ezme, kusurları yüze vurma, kimseyle alay etme, kimsenin kalbini kırma, sana vurulmadıkça sen sakın kimseye vurma diyorsun ama tüm bunlar çocuğun başına gelince kafası karışıyor bu sefer. Ben yapmasam da bana yapılıyor bunlar diye şaşırıyor. Tek diyebildiğim "Sen onlar gibi olma, onların yaptığı yanlış. İyi ve doğru olan sensin." Ne zamana dek yetecek bu açıklama bilmiyorum.

    YanıtlaSil
  4. Yasemin, tek yapabildiğimiz bu zaten. Ben kendi adıma çocuklarıma "iyi insanlar" olmayı öğretiyorum. İnsanın bazen başka şeyler hissedip yapmak isteyebileceğini, bunun tamamen normal olduğunu söylüyorum. Ama Özgür'ün de benim de çocuklara hep tembihlediğimiz şey, "Neyin doğru olduğundan emin değilsen kalbine sor, sen ne kadar kızgın veya üzgün olduğunda tam tersini yapmak istesen de kalbin sana her zaman yapman gereken en doğru şeyi söyler"..Hepimizin yapması gereken bu değil mi zaten mantık olarak? Kalbini dinlemek..

    YanıtlaSil