24 Ocak 2011 Pazartesi

Kitaplarım, kardeşim ve yeni bir hafta

Yeni bir hafta ve yine kasvetli, soğuk bir Pazartesi günü daha. Böyle günlerde insanın canı hiçbir şey yapmak istemiyor. Kendime bir kıyak yapıp, bu sabah güzel bir çay demleyerek bu karanlık günü daha sıcak ve keyifli bir güne çevirmeye çalışacağım. Hiç hamarat hissetmiyorum kendimi bugün. O yüzden ev işlerini boş verip, yeni bir kitaba başlamak için ideal bir zaman olabilir. 


Rus Cariye'yi bitirdim. Çok memnun kalmadım. Genel olarak vasat bir romandı ama çok istiyorsanız okuyun tabii, kimseye engel olacak değilim. Yeni kitap olarak Ruh Dağı'nı seçtim. Daha ilk sayfasında içimi ısıtan şeyler buldum. Şimdiden bu kitapla ilişkimin daha sıcak olacağını hissediyorum. Aslında bu kitabı 6 Aralık 2003'te almışım niyeyse okumaya başlamam bu kadar zaman aldı. Ara ara okumaya yeltendim ama daha sonra başlamadan yerine koyup başka kitaplara daldım. Hatta o zamanlardan birinde bizim muhabbet kuşları köşesini kemirmiş.

Siz de yapar mısınız bilmiyorum ama ben, her aldığım kitabın içine aldığım tarihi ve yeri yazarım. Bazen bu kitapta olduğu gibi, alınmasından okunmasına kadar geçen süre uzun olursa kitabı elime aldığımda içindeki tarihe bakarım ve hayatımın hangi döneminde o kitabı aldığımı hatırlarım. Hoşuma gidiyor bir kitabı açtığımda onu aldığım zamana dönmek. Hiç denemediyseniz tavsiye ederim.

Kitaplarım çok kıymetlidir benim, kaldığım yer belli olsun diye sayfalarını asla kıvırmam. Öyle herkese ödünç vermem kitaplarımı ama verirken de mutlaka tembihlerim, sayfalarını kıvırmayın diye. Taşınırken mesela itinayla kitaplarımı hep kendim paketlerim. Özgür hep dalga geçer kitaplarıma gösterdiğim özenle, "Yangında ilk kurtarılacaklar Selen'in kitapları" der hep.

Çocukken en sevdiğim kitabım Arı Maya'ydı. Kaç defa okumuştum hatırlamıyorum. Kardeşim Emre, büyüyüp ayaklandığında ilk işi kitabımın sayfalarını koparıp yemek oldu. Hala daha hatırlarım ne kadar sinirlenip üzüldüğümü. Bir daha okuyamadım o kitabı ama hala saklarım. Kitap okumaya başladıklarında bizim oğlanlara da anlattım çok eğlendiler. Hatta bu hikayeden sonra bizim ufak oğlan Ömer'e Arı Maya'nın yenisi aldık, O da okudu.


Emre'nin yırtıp kısmen yediği sayfalar
Emre de bu konuda sabıkalıdır ama. Bir defasında o ilkokula ben de ortaokula gidiyorken bu izci kampına gidecekti. Annem çantasını hazırladı, ilk gün belki yemek olmaz diye yanına 2 tane haşlanmış yumurta koydu. Ben de canı sıkılırsa diye La Fontaine Masalları kitabımı O'na ödünç verdim. İki hafta sonra izci kampından döndüğünde yumurtalar hala çantasındaydı, kitabımı ise otobüste unutup gelmişti. O iki haftalık haşlanmış yumurtaların kokusunu size anlatmama imkan yok, hayatımda öyle iğrenç bir koku daha duymadım. Ama o kadar kızmışım ki Emre'ye, ben unuttuğum halde O hala hatırlıyor, "Yumurtaları bile geri getirdin de benim kitabımı nasıl otobüste unutursun!" diye azarlamışım O'nu. Çantasında unuttuğu o yumurtaların kokusu beynimde kalıcı hasar yapmış anlaşılan, azar kısmını ben hiç hatırlamıyorum.

Neyse şimdi gidip biraz keyif yapacağım ben. Sizin de kitaplarla ilgili unutamadığınız anılarınız varsa, durmayın, yazın bana, bayılırım kitap muhabbetine. Pazartesiye biraz daha fazla neşe katmaktan kimseye zarar gelmez. :-)

3 yorum:

  1. Ben de bugünü keyfe ayırdım. Biraz çocukların kitaplarına dalacağım. Hava da karanlık, kesin biraz da uyuklarım :D

    YanıtlaSil
  2. Handan, çok keyifli oluyor değil mi gün ortasında kitap okurken uyku bastırınca azıcık kestirmek :D

    YanıtlaSil