12 Kasım 2010 Cuma

Al sana güzel hayat!

Dünkü mutlu mesut yazımdan sonra, uzun zamandır görmezden geldiğim, yatak odasının bir köşesinde duran, "ütülenecek çamaşır dağı" bu sabah büyük bir gürültüyle infilak ederek ortalığı savaş alanına çevirmek suretiyle bana hakettiğim dersi verdi. Böylece hala yapılacak iş varken keyif çatmanın "karma" tarafından yanıma kar bırakılmayacağını acı bir şekilde öğrenmiş oldum.

En çok bozulduğum şeyse 21 yüzyılda olduğumuz, hemen her şeyin kolayını bulduğumuz halde hala şu ütü olayında zerre kadar yol alamamış olmamızdır. Hala daha büyük ninelerimizden kalma yöntemle, sıcak bir aleti buruşuk çamaşıra sürtmek suretiyle, ütü yapıyoruz ki benim hayatta yapmaktan en nefret ettiğim ev işi olarak kayda geçmiştir.

Bir tek ben mi böyle düşünüyorum bilmiyorum ama bir insanın saatlerini buruşuk çamaşırları düzelterek harcaması bence modern çağın en büyük zaman israfı. Hele de bunu istemeyerek, mecbur olduğu için yapması resmen işkence. Bana en çok koyan da bu işte. Evde bu konudan sorumlu tek kişinin evin hanımı olarak görülmesine ise toptan isyanım var. Herkesin arkasını topla, evi temizle, yemek pişir, çamaşırları yıka, alışveriş yap, çocukları okula götür getir, çocukların ödevlerini kontrol et üstüne üstlük boş zamanlarında da tüm ailenin giysilerini sen ütüle. Olacak iş değil!

Tüm evin işini yapmaya razıyım, "ev hanımı olmak için mi o kadar okudum?" diye de şikayet etmeyeceğim artık söz, ama yeter ki şu lanet ütü olayından beni muaf tutun. :(

3 yorum:

  1. Küçük balık, yiyecek bir şey sanıp süratle atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında... Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü. Neye benzerdi acaba gökyüzü. Balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu ve küçük balık anladı yolun sonunun geldiğini. Koca denizlere sığmazdı, oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, cansız dostlarına değiyordu ister istemez. Bir kedi yalanarak baktı gözünün içine. Yavaşça karardı dünya; başı da dönüyordu. Son kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı, bir de yeşil yosunu.
    İşte tam o sırada eğilip aldım onu, yürüdüm deniz kenarına. Bir öpücük kondurdum başına. Sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece baka kaldı, sonra sevinçle dibe daldı gitti. Teşekkürü de ihmal etmemişti, birkaç değerli pulunu avuçlarımda bırakarak. Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme: "Neden yaptın bunu?" diye sorar gibiydiler.
    "Bir gün" dedim, "Bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük balık kadar çaresiz, son ana kadar hep bir ümidim olsun diye."

    Ümidinizin kalmadığı anlarda, bu hikâyeyi düşünüp, teselli bulabilirsiniz.

    YanıtlaSil
  2. Çok teşekkür ederim. Hem iyi dilekleriniz hem de bu güzel minik hikaye için... :) Sizin de bayramınız kutlu olsun.

    YanıtlaSil
  3. Ütü istemeyen gömlekler var..firma olymp..;) türkiyedede vardir mutlak böyle gömlekler baska marka altinda

    YanıtlaSil