Benim bu başladığım işi bitirme takıntım ne olacak bilmiyorum. Kişiliğimin körolmayasıca bir yanı başladığı her işi mümkün olan en mükemmel şekilde yapıp bitirmeden rahat etmiyor. Mesela bir şey örüyorum, arada ilmek kaçmış ya da desende bir hata yapmışım, ne kadar ilerlemiş olursam olayım o hatalı yere kadar söküp tekrar örüyorum. Örgü örüyorsam sürekli sıraları sayarım, ön ve arka parçalar, kol eksiltmeleri mutlaka eşit olmak zorundadır. Aksi takdirde hayatta içime sinmez yaptığım iş. Sırf bu huyum yüzünden bir şeyi 3 defa söküp yeniden örmüşlüğüm vardır.
Bir kitaba başladım diyelim hele de yarısını okumuşsam (şu andaki kitabımla olduğu gibi) beğenmesem de ille o kitabı bitirmeye çalışıyorum. Halbuki baktın beğenmedin, bırak bir kenara. Niye kendine işkence ediyorsun? Di mi ama? Yok! Olmuyor, yapamıyorum. Şu son okuduğum kitap yüzünden zaten içime fenalık geldi. Canım kitap okumak istiyor, ama o kitabı okumak istemiyor. Bitirmeden de yerine geri koyup başka bir kitaba başlayamıyorum, kendi kendime; "Yarısını okumuşsun zaten, gayret et bitir" diyorum. Ne oluyor bu sefer? Kitap okumak, bir zevk olmaktan çıkıp işkence halini alıyor. Ne yapacağım bu huyumla bilmem. Yine akşam oldu, yine yatağıma yatıp uykuya dalmadan önce keyifle kitabımı okumak istiyorum ama yapamıyorum. İçim sıkılıyor. Benim gibi kendi kendine işkence eden bir kişi daha var mıdır merak ediyorum...
Biraz mizaha yönelebilirsiniz. et fiyatları ucuzlamadı bliyorsunuz. Kurban bayramı bile kar etmedi. Bir mizahi hikaye bin gram pirzolaya bedeldir. Bunu biliyorum ben. O halde aşağıdaki şu öyküyü size armağan edeyim de biraz sıkıntınız geçsin. okuma hevesiniz artsın..
YanıtlaSilYaşlı adam ölüm döşeğindeydi... Artık son dakikalarını yaşıyordu... Hasta yatağında yatarken birden mutfaktan gelen kokuyu duydu, en sevdiği çikolatalı kurabiyelerin kokusu...Birden gözleri aralandı, Kendini ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti...
Bu şaşılacak bir şeydi, ölmek üzere olan adamı ayağa kaldırmaya kurabiyelerin kokusu yetmişti... Duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü... Basamakları ağır ağır inerken sanki mutfağa değil hayata yaklaşıyor gibi heyecanlıydı.. .
Nihayet mutfak kapısına kadar geldi... İşte masanın üzerindeki tepside onlarca çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu... Son gücüyle masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki ömrüne ömür katılacaktı...
Bir tane almak için elini uzattı... Ama birden karısı yetişti ve eline vurdu: "Çek elini bakayım... Onlar cenaze için..."
Örgü konusunda aynıyız. Kitap konusunda da eskiden senin gibiydim. İlla o kitap bitecek, içinde muhakkak bana söylenecek bir cümle vardır. Falan filan. Yok canım, okunacak o kadar çok kitap varken, çok rahatlıkla bırakıyorum artık beni sürüklemeyen kitapları. Üstümden bir yük kalkıyor sanki. Tavsiye ederim. Git o kitabı bırak :D
YanıtlaSilProfösör, acıklı bir öyküymüş ama bu.. :(
YanıtlaSilHandan, dün gece nihayet kurtuldum o kitaptan, gerisin geri koydum kitaplıktaki yerine ve de kendime uykudan önceki keyfim için yeni bir tane seçtim, uykuya dalana kadar da keyifle okudum yeni cici kitabımı... Gerçekten kendimi hafiflemiş, zincirinden kurtulmuş gibi hissettim, sağolasın. :)