Nerdeyse 1 seneden fazla oldu bu menekşeleri çocuklara alalı. Ama bizim ev kuzey cepheli olunca haliyle eve neredeyse hiç güneş girmiyor. Doğu yönünde kaldığı için sadece bizim yatak odası sabahları güneş alıyor. Bir de kışın güneş hafif dönünce salonun köşesi azıcık sabah güneşinden faydalanıyor. Yazın çok büyük bir avantaj oluyor tabii bu, çünkü neredeyse 24 saat balkonda oturabiliyoruz ve de dışarısı cehennem gibi sıcak olsa bile bizim evin içi serin mi serin, püfür püfür oluyor.
Dolayısıyla bizim ev pek te çiçek yetiştirmeye müsait değil. Salonun güneş gören kısmına çiçek koymaya kalksam bizim muhabbet kuşları bir gecede kemirip mahvedecekleri için salonda çiçek olmuyor. Yatak odasında ise hiç olası değil, yatak odası olması bir tarafa, çiçek koyacak uygun bir yer de yok orada. O yüzden bu zavallı menekşeler 1 senedir evde oradan oraya gezdiler. Önce çocuk odasındaydılar azıcık ucundan güneş alırsa açar belki diye bekledik ufak oğlanla. Zaten bu menekşeleri isteyen oydu. Önce tutturdu "Pamukta fasulye çimlendiricem" diye. Anaokulunda yapmışlardı çünkü çocuklara göstermek için. Sonra da hepsi çimlendirdikleri fasulyeleri anaokulunun bahçesine diktiler Tarım dersinde. Ama tabii pamukta fasulye yetiştiren herkes bilir ki o fasulyeyi sonra dikecek bir yer olmayınca yazık oluyor.
Ben üzülüyorum böyle şeylere, toprağa dikemeyeceksem neden o fasulyeyi çimlendirip atayım sonra? Size garip gelebilir ama bitkiler ve ağaçlar konusunda hassasım biraz, geçen gece haberlerde bir Karadeniz köyünde 400 yıllık gürgen ağaçlarının kesildiğini görünce neredeyse 1 saat salya sümük ağladım. Çocuklar bana biraz deli gözüyle baktılar sanırım ama mendil getirmeyi de ihmal etmediler. İnsan nasıl kıyabilir böyle bir güzelliğe? Kendisinden 4-5 kat yaşlı bir ağacı kesmeye nasıl bir insanın eli gider hiç aklım almıyor. O yüzden küçük oğlan durup dururken pamukta fasulye yetiştirmek isteyince ben karşı çıktım. Ama galiba o da biraz bana çekmiş, bitki, çiçek, doğa çekiyor çocuğu. "Anne ben çiçek istiyorum, sulayayım açsın, bakalım, sevelim" deyince ben de "Fasulyeleri rahat bırak o zaman çocuğum, sana saksıda ufak bir çiçek alırız onu sularsın" deyip bu menekşeleri aldım. "Çiçeği küçük oğlan istemiş büyük oğlana da istemediği halde neden çiçek aldın?" diyecek olanlar çıkabilir ama iki oğlan çocuk sözkonusu olunca aklınıza gelen, gelmeyen herşey bir rekabet konusu oluyor o yüzden birine birşey aldın mı diğerine de almak zorundasın.
Böylece biz de aldık bu iki zavallı menekşeyi. Güneş görmeyen evde bir umut, belki açarlar dedik ama benim ufak oğlan sulaya sulaya baktı hiçbir değişiklik olmuyor en sonunda işin peşini bıraktı unuttu gitti çiçeğini. Ben de zavallıları oradan oraya gezdirdim durdum. Odalarında cam kenarındaydı menekşeler, kış gelince çalışma masalarına koydum, yaz geldi balkona taşıdım en azından temiz hava alsınlar diye ama tekrar kış gelince bu sefer balkonda donmasınlar diye yine içeri aldım. Ama aceleyle öylesine mutfak masasının üzerine bıraktım ikisini de. Daha sonra düşünür daha iyi bir yer bulurum dedim ve unuttum sonra onları orada. Geçen akşam bir baktım ufaklığın menekşesi bir tomurcuk açmış. Evde resmen bayram havası esti o tomurcuk sayesinde. Mutfağı sevdiler diye orada bıraktık çiçekleri en sonunda. Tabii bizim uyanık oğlan abisininkiyle karışmasın diye hemen çiçek açan menekşeye bir etiket yapıştırmış, üzerine de adını soyadını yazmış. Halbuki karışacak bir durum yok, 1 senedir ikisi de biliyor hangisi kimin ama işte 1 tanecik çiçek açınca birden o menekşe kıymete bindi işte. Çocukluk ne güzel şey.. :)
Dolayısıyla bizim ev pek te çiçek yetiştirmeye müsait değil. Salonun güneş gören kısmına çiçek koymaya kalksam bizim muhabbet kuşları bir gecede kemirip mahvedecekleri için salonda çiçek olmuyor. Yatak odasında ise hiç olası değil, yatak odası olması bir tarafa, çiçek koyacak uygun bir yer de yok orada. O yüzden bu zavallı menekşeler 1 senedir evde oradan oraya gezdiler. Önce çocuk odasındaydılar azıcık ucundan güneş alırsa açar belki diye bekledik ufak oğlanla. Zaten bu menekşeleri isteyen oydu. Önce tutturdu "Pamukta fasulye çimlendiricem" diye. Anaokulunda yapmışlardı çünkü çocuklara göstermek için. Sonra da hepsi çimlendirdikleri fasulyeleri anaokulunun bahçesine diktiler Tarım dersinde. Ama tabii pamukta fasulye yetiştiren herkes bilir ki o fasulyeyi sonra dikecek bir yer olmayınca yazık oluyor.
Ben üzülüyorum böyle şeylere, toprağa dikemeyeceksem neden o fasulyeyi çimlendirip atayım sonra? Size garip gelebilir ama bitkiler ve ağaçlar konusunda hassasım biraz, geçen gece haberlerde bir Karadeniz köyünde 400 yıllık gürgen ağaçlarının kesildiğini görünce neredeyse 1 saat salya sümük ağladım. Çocuklar bana biraz deli gözüyle baktılar sanırım ama mendil getirmeyi de ihmal etmediler. İnsan nasıl kıyabilir böyle bir güzelliğe? Kendisinden 4-5 kat yaşlı bir ağacı kesmeye nasıl bir insanın eli gider hiç aklım almıyor. O yüzden küçük oğlan durup dururken pamukta fasulye yetiştirmek isteyince ben karşı çıktım. Ama galiba o da biraz bana çekmiş, bitki, çiçek, doğa çekiyor çocuğu. "Anne ben çiçek istiyorum, sulayayım açsın, bakalım, sevelim" deyince ben de "Fasulyeleri rahat bırak o zaman çocuğum, sana saksıda ufak bir çiçek alırız onu sularsın" deyip bu menekşeleri aldım. "Çiçeği küçük oğlan istemiş büyük oğlana da istemediği halde neden çiçek aldın?" diyecek olanlar çıkabilir ama iki oğlan çocuk sözkonusu olunca aklınıza gelen, gelmeyen herşey bir rekabet konusu oluyor o yüzden birine birşey aldın mı diğerine de almak zorundasın.
Böylece biz de aldık bu iki zavallı menekşeyi. Güneş görmeyen evde bir umut, belki açarlar dedik ama benim ufak oğlan sulaya sulaya baktı hiçbir değişiklik olmuyor en sonunda işin peşini bıraktı unuttu gitti çiçeğini. Ben de zavallıları oradan oraya gezdirdim durdum. Odalarında cam kenarındaydı menekşeler, kış gelince çalışma masalarına koydum, yaz geldi balkona taşıdım en azından temiz hava alsınlar diye ama tekrar kış gelince bu sefer balkonda donmasınlar diye yine içeri aldım. Ama aceleyle öylesine mutfak masasının üzerine bıraktım ikisini de. Daha sonra düşünür daha iyi bir yer bulurum dedim ve unuttum sonra onları orada. Geçen akşam bir baktım ufaklığın menekşesi bir tomurcuk açmış. Evde resmen bayram havası esti o tomurcuk sayesinde. Mutfağı sevdiler diye orada bıraktık çiçekleri en sonunda. Tabii bizim uyanık oğlan abisininkiyle karışmasın diye hemen çiçek açan menekşeye bir etiket yapıştırmış, üzerine de adını soyadını yazmış. Halbuki karışacak bir durum yok, 1 senedir ikisi de biliyor hangisi kimin ama işte 1 tanecik çiçek açınca birden o menekşe kıymete bindi işte. Çocukluk ne güzel şey.. :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder