Günün çoğunu evde geçirenler bilirler, gündüz kuşağı televizyon programları berbattır. 2 kanal da olsa 200 kanal da olsa gündüz vakti televizyonda izleyecek birşey bulmanız yolda yürürken para bulmanızla neredeyse eşit olasılığa sahiptir. Hoş gerçi çoğu akşamlar da televizyonda birşey olmuyor ama insan yine de alışkanlık sonucu açıyor televizyonu.
Televizyona çok düşkün bir insan değilim genelde izlediğim programlar da sınırlıdır. Yerli dizilerden 1 ya da 2 tanesini izlerim. Genelde Digitürk'teki yabancı dizileri ya da varsa filmleri izliyorum en olmadı belgesel kanallarına takılıyoruz ailecek. Şahsen balıklarla ya da yabani hayvanlarla ilgili bir belgeseli Kemal Kılıçdaroğlu'nun fıtık ameliyatından ya da türban tartışmalarından daha ilginç buluyorum. Haberlerinse sadece ilk 10 dakikasını izliyorum çünkü ondan sonrası magazin programına dönüyor. Kemal Kılıçdaroğlu'nun fıtık ameliyatı için (evet taktım, çünkü çok sinir oldum) tam 15 dakika süren bir haber nasıl yapilabilir zaten anlayamıyorum. Ya da şiddetli lodos yüzünden Maltepe açıklarında batan bir ro-ro gemisi için olay yerinden bildiren muhabire bağlanıp dakikalarca haber yapmaya ne gerek var aklım almıyor. Ölen yok yaralanan yok, geminin teki kayalara oturup, yan dönüp batmış işte ne var yani bunu bu kadar anlatacak? İlk 10 dakikadan sonra haberlerde her türlü asap bozucu şeyi bulmak mümkün. Benim sinirlerim kaldırmıyor haberleri sonuna kadar izlemeyi.
Dolayısıyla bugün de aslında büyük bir beklentim olmayarak açtım televizyonu ama öğle saatlerinde televizyonda birşey bulmaya çalışırken bulduğum tuhaf programlar beni şaşkına çevirdi. Bir kanalda meşhur İngiliz aşçı Jamie Oliver Venedik kanallarında bir gondolda tiramisu yapiyordu. "Enteresan" deyip tiramisuyu yemeye başladıklarında başka kanala geçtim, bir sürü evlilik programını ve orada sanki yakın bir akrabalarının düğüne gitmişler gibi iştahla oynayan insanları, Seda Sayan'ın programında hamilelerin kekiği ve zencefili nasıl kullanması gerektiğini anlatan İbrahim Saraçoğlu'nu geçtikten sonra baktım Petek Dinçöz Titanik film müziği eşliğinde bir havuzda yunuslarla yüzüyor. Bir başka kanalda Paris Hilton'un abuk maceralarını anlatan Simple Life dizisi, diğer bir kanalda peltek konuşan gencecik bir kız İstanbul'un meşhur restoranlarında özel yemeklerini deneyerek eleştirdiği bir program vardı. Bir sürü gündüz sohbet programını da zaplayarak geçtim, senaryo hep aynı; alanında uzman kişiler iki kelime etmeye, uzmanlıkları doğrultusunda insanları bilgilendirmeye çalışırken spiker atlıyor "Evet yufkaları da serdik şimdi ne koyacağız arasına şefim?". Belgesel kanallarından birinde fırtınalarla, diğerinde balıkçılık hikayeleriyle, başka bir tanesinde ise paranormal tecrübelerini anlatan insanlarla ilgili belgeseller vardı. Derya Baykal yine tuhaf aksesuarlarla garip kiyafetini tamamlamış oradan oraya koşturuyordu. Gittikçe tuhaflaşan programlarda gezinip adını sanını duymadığım insanlardan iç bayıcı şarkılar da dinledikten sonra koptum bir an "Bunları kim izliyor yahu?" dedim kendi kendime. Hakikaten bu programlar kime hitap ediyor? Bu programları yapanlar hiç oturup izliyorlar mı acaba çok merak ediyorum. İnsan bu kadar da aptal yerine konulmaz ki yuh!
Benim şu sıralar tiksinti hissim çok kabarık tv-ye. Eşime bile açtırmıyorum, olur da açmışsa boyuna çekiştiriyorum gördüklerimi, adam açtığına açacağına pisman oluyor, zira hiç keyif vermiyor yanında böylesi gıcık biriyle izlemek:) Şu sıralar böyle umarım hep devam eder bu hal.
YanıtlaSilbabam aptal kutusu derdi tv-ye.. gençken kızardım, yaş ilerledikçe anlıyorum ne demek istediğini. sevgiler.
ben de onur açmasın diye dır dır edip duruyorum. daha 2 saat önce yine başının etini yedim niye açtın diye.
YanıtlaSilselen iyi ki yeniden yazıyorsun, biraz önce bu bu sayfayı okudum baştan sona, resmen eski bir dosta kavuşmuş gibi hissettim.
Evet yazdıkların hayata karşı bir tavırdır bu. Ben de bu arada küçük bir post bırakayım buraya..
YanıtlaSilResimlenecek bijr öykü kadar güzel. Bu arada izninizle bir postu paylaşyım istiyorum.
Dün akşam eve dönüyordum. İki genç çingene kadın bir çöp konteynerinin yanında kaldırım taşına oturmuşlar konuşuyorlardı. Sanırım çöp çuvalı taşımaktan yorulmuşlar, aynı zamanda da dinleniyorlardı. Onlara hiç düşünmeden yaklaşıp marketten aldığım muzlardan iki tane kopartıp kendilerine uzattım. önce tereddüt edereök yüzüme baktılar. Sonra da "Aaabiii" dediler. "Birer tane daha verebilir misin?" dediler. "İkimizin de evde birer çocuğumuz var. Onlara sürpriz yapabilir miyiz" diyerek gülümsediler. (Hayattan kesitler)
Selen selam, eski blogunu bende okuyordum sonra yazmayı bıraktığında çok üzülmüştüm. Biraz önce Yasemin'e bıraktığın yorumdan buldum seni. Çok sevindim. İlk okuduğum bloglardan biriydi eski blogun. Lütfen yazmaya devam et. Benim de 2 oğlumvar. Büyük oğlum ilkokul 2. sınıfa gidiyor. Küçük oğlum ise 2 aylık. Şu and doğum iznindeyim. Gündüz kuşağındaki programları 3 aydır izliyorum. Resmen ağzım açık kalıyor. Evlilik programına katılan bir grup kadını bugün başka bir programda daha gördüm. Kadrolu seyirci hepsi:) Bu arada küçük oğlum tv sevmiyor. Tv açıkken çok huzursuzlanıyor. O yüzden gündüzü müzikle geçirmek hem ona hem de bana çok iyi geliyor.
YanıtlaSilSevgiler
Aslıhan
Deli Anne,
YanıtlaSilBen de aynıyım. Hicbir seyi begenmiyorum diye Özgür bıktı benden, TV izlerken kumandayı direk benim elime veriyor artık :D
Sevgiler..
Yasemin,
Çok sağol yazdıkların için, çok duygulandırdı beni, ben de aynı şeyleri hissediyorum. :) Nasıl 3 sene ayrı kalabildim şaşıyorum hatta..
Profösör,
Teşekkürler
Aslıhan,
Yazdıkların beni çok mutlu etti.Eh, Tekrar merhaba o zaman:) Ufaklıkla bol şans! Şimdi hatırlıyorum da, biz de büyük oğlanı bebekken ancak müzikle uyutabilirdik. Ve de maalesef çok seçiciydi kendisi, kolik ağrıları tuttuğunda hep aynı kaseti çevirip çevirip dinler dururduk O'nun yüzünden :P
Sevgiler