2 Şubat 2011 Çarşamba

Ay! Soldan soldan geliyorlar...



İnsanın bir kez ters gitmesin işi, muhallebi yerken kırılır dişi ... demişti bir şarkısında rahmetli Barış Manço. Benimki muhallebi değil bulgur pilavı yerken kırıldı. Gerçi daha önceden su böreği yerken de dişimi kırmışlığım var.

Her şey aslında grip gibi başladı. Vücutta kırgınlık, boğaz ağrısı, halsizlik gibi sıradan soğuk algınlığı belirtileri ertesinde, sol kulağıma gelip saplanan bir ağrı 2 günümü cehenneme çevirdi. "Kulak enfeksiyonu mu acaba?" dedim baktım sanki kabakulak gibi, daha çok kulağımın altındaki, lenf bezi mi desem tükürük bezi mi desem bilemeyeceğim (doktorlar daha iyi bilir) o bezler ağrıyor. Ağrımak ne kelime, zonkluyor! Uzun lafın kısası, ödüm patladı yeniden kabakulak oldum, şimdi çocuklara bulaştıracağım diye. Normalde tam tersi olur ya neyse. "İki defa da kabakulak mı olunurmuş?" demeyin, benim kardeşim oldu işte! Bebekti, tek kulağı şişti, tek başına geçirdi kabakulağını bana bulaştırmadan. Sonra ben ilkokul 5. sınıftayken kabakulak oldum. Emre'ye de bulaştı yine, ama bu sefer zavallının iki kulağı birden şişti. O yüzden şahidim yani, iki defa kabakulak bal gibi de olunuyor.

Kabakulak endişesiyle kıvranırken bir sabah su içerken dişimden beynime doğru saplanan sancıyla anladım olayın diş kaynaklı olduğunu. Tam 20 senelik amalgam bir dolgum vardı. Onu yapan dişçi seneler önce kalp krizinden öldü, toprak oldu adam, ama yaptığı dolgu hala ağzımda sapasağlam duruyordu işte. Bu da hayatın başka bir acıklı yönü... Neyse, meğer bu dolgunun yanından dişim içeri doğru çürümeye devam edip ta sinire kadar dayanmış. Olay basit bir dolgudan kanal tedavisine kayınca doğal olarak dişin içi de daha fazla oyuldu. Kanallar temizlenip içine ilaç konuldu ama çarşamba gününü bekleyemeden, pazartesi akşam yemeğinde, dişin bu kadar kurcalanmaya dayanamayan bir kenarı, kahrından kırıldı gitti. Umurunda falan değil tabi, ertesi gün misafir gelecek, tüm kuzenleri öğlende eve çağırmışız, çarşambadan önce bir diş doktoru ziyareti falan planlamıyoruz.

Apar topar dişçi arandı, Salı günü tüm gün doluymuş sadece sabah 10'da soyadı benimle aynı olan başka bir hasta varmış "Eğer O'nu tanıyorsanız randevuları değiştirin" dedi sekreter. Sonuçta zavallı kayınvalidemin dişçi randevusunu elinden aldım, O'na kendiminkini verdim de böylece gidip dilimi yandan yandan kesip kopartmaya çalışan kırık diş kenarımdan kurtuldum. Bu arada zorunlu dişçi randevuma giderken lapa lapa kar altında donduğumu, suratımın soğuk nedeniyle kuruyup çatır çatır çatladığını söylememe gerek var mı? Bütün kış kar yağmadı, şansıma bak ki tam eve misafir geleceği gün, ben dişimi bulgur pilavıyla kırarak dişçiye gitmek zorunda kalıyorum ve ne tesadüf ki o gün de lapa lapa kar yağıyor...

Misafirler gelmeden dişimi yaptırıp dönmüştüm eve. Ben dişçideyken çocuklara gözkulak olan annem de bir kıyak yapıp, misafirler için birşeyler hazırladı. Sonra da yine kuzenleriyle buluşan çocuklar tepinip durdular başımızda. Akşamın 10'una kadar kudurdular, kurtlarını döktüler. Bu arada işin iyi yanı; dişim kırılıp keskin kenarı dilimi kesince, 2 gündür doğru dürüst bir şey yiyemediğim için 1 kilo vermişim. :D Şimdi, günlük güneşlik havaya bakıp, dün sabah lapa lapa kar altında dişçiye ulaşmaya çalıştığıma inanmak çok zor geliyor ama hala acıyan dilim ve tartının ibresi benim için yeterli kanıt oluşturuyor.

2 yorum: